Pezeşkiyan Anlaşmanın Mimarı mı, Günah Keçisi mi?
Haber-Analiz
Araştırmacı, Yazar: Teoman Şahin
İran ile Amerika Birleşik Devletleri’nin, yıllar süren güvensizlikten sonra yeniden müzakere masasına dönmesi, yalnızca diplomatik bir gelişme değildir. Bu süreç, Tahran’ın iç iktidar dengelerini, bölgesel hesapları ve İsrail’in güvenlik stratejisini aynı anda etkileyen karmaşık bir siyasi oyuna dönüşmüştür.
Bu oyunun merkezinde Mesud Pezeşkiyan vardır. Pezeşkiyan, anlaşmanın hem siyasi mimarı hem de muhtemel başarısızlığın ilk hedefi konumundadır. Mücteba Hamaney ise hesaplı bir mesafede durmakta, süreci izlemekte ve sorumluluğun doğrudan kendi üzerine yıkılmasını engelleyen bir tutum sergilemektedir. Öte yandan İran’daki radikal çevreler ile İsrail’deki savaş yanlısı siyaset, görünürde birbirine düşman olsa da aynı noktada buluşmaktadır: Bu anlaşmanın gerçekleşmesini engellemek.
Pezeşkiyan: Anlaşmanın Mimarı ve Hedef Tahtası
Mesud Pezeşkiyan, bu mutabakatın yalnızca görünen yüzü değil, aynı zamanda bütün siyasi sorumluluğunu üstlenen isimdir. Hükûmetin icra işlerinden sorumlu yardımcısı Kaimpenah’ın açıklamalarına göre Pezeşkiyan, kendi siyasi ağırlığıyla Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nde geniş bir uzlaşı oluşturmuştur. Bu uzlaşıda yalnızca bir karşı oy bulunduğu belirtilmektedir.
Pezeşkiyan’ın bu süreçte Dışişleri Bakanlığı’nın ilk önerisini aldığı, bunu Laricani’nin planıyla birleştirdiği ve Muhammed Bakır Kalibaf’ı müzakere heyetinin başına getirerek hükûmet ile askerî kanat arasında bir güven köprüsü kurmaya çalıştığı ifade edilmektedir.
Ancak bu merkezi rol, Pezeşkiyan için iki tarafı keskin bir kılıçtır. Eğer anlaşma sonuç verir, ekonomik baskılar azalır ve yaptırımlar gevşerse, Pezeşkiyan İran siyasi tarihinde farklı bir yere oturabilir. Fakat Amerika taahhütlerini yerine getirmez ya da İran içindeki radikal çevreler süreci sabote etmeyi başarırsa, bunun ilk siyasi bedelini Pezeşkiyan öder. Mücteba Hamaney ise şimdilik sahnenin dışında, daha dikkatli ve mesafeli bir pozisyondadır.
Mücteba Hamaney’in Hesaplı Mesafesi
Mücteba Hamaney’in yayımladığı mesajda “ilke olarak farklı bir görüşe sahip olduğunu” açıkça belirtmesi, babası Ali Hamaney’in hassas anlaşmalar karşısında izlediği klasik yöntemi hatırlatmaktadır: Şartlı destek, sorumluluktan mesafe ve radikal çevrelere hareket alanı bırakmak.
Mücteba Hamaney, anlaşmanın imzalanmasına izin vermiş görünmektedir; fakat siyasi sorumluluğu doğrudan Pezeşkiyan’ın omuzlarına yüklemiştir. Bu tavır, onun henüz iktidar içindeki konumunu tam olarak sağlamlaştırmadığını ve toplum nezdinde yeterince tanınan bir siyasi figüre dönüşmediğini göstermektedir.
Bu şartlarda “asıl aktör” değil, “eleştirel gözlemci” pozisyonunda durmak onun açısından daha güvenli bir tercihtir. Fakat bu uyarıcı ve mesafeli dil, aynı zamanda gelecekte radikal çevrelerin Pezeşkiyan’a yönelteceği saldırılara da dolaylı bir meşruiyet kazandırmaktadır.
Gölgedeki Ortaklık: İran Radikalleri ve İsrail
Bu krizin belki de en dikkat çekici çelişkisi, görünürde birbirinin en büyük düşmanı olan iki tarafın aynı hedefte birleşmesidir. İran’daki radikal çevreler ile İsrail’in savaş yanlısı çizgisi, farklı gerekçelerle de olsa bu mutabakatın başarısız olmasını istemektedir.
İran içindeki radikaller, anlaşmayı “teslimiyet” ve “direnişe ihanet” olarak göstermektedir. İsrail hükûmeti ise İran ile Batı arasında oluşabilecek her yumuşamayı, kendi bölgesel konumu açısından stratejik bir tehdit olarak okumaktadır.
Bu nedenle iki taraf paralel bir oyun yürütmektedir. İran’daki radikaller içeriden baskı kurarak Pezeşkiyan hükûmetinin meşruiyetini zayıflatmaya çalışırken, İsrail dışarıdan özellikle Güney Lübnan’daki askerî gerilimi artırarak Amerika’yı kendi taahhütlerini ihlal etmeye zorlayacak bir zemin hazırlamaktadır.
Lübnan: Anlaşmayı Bozabilecek En Tehlikeli Tuzak
Son haftalarda İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik hava saldırılarını artırması ve bölgede sivil nüfusun geniş çaplı yer değiştirmesi, sıradan askerî hareketler olarak okunmamalıdır. Bu hamleler, İran–ABD diplomasisinin şekillendiği bir dönemde, yeni bir reaksiyon zinciri oluşturmayı hedeflemektedir.
Bu senaryoda İran ya da Hizbullah’ın vereceği herhangi bir karşılık, savunma amaçlı olsa bile Washington tarafından anlaşmanın ruhuna aykırı bir adım olarak yorumlanabilir. İşte bu, hem İran’daki radikallerin hem de İsrail’in Pezeşkiyan için hazırladığı asıl tuzaktır.
Mutabakat bugün üç temel riskin gölgesindedir.
Birincisi Lübnan’dır. Güney Lübnan’daki gerginliğin sürmesi, anlaşmanın en zayıf ve en patlamaya açık noktasıdır. İsrail’in tampon bölgeden geri adım atmaya yanaşmaması, yeni bir çatışmanın her an kapıyı çalabileceğini göstermektedir.
İkincisi iç baskıdır. Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nde ortaya çıkan bir karşı oy, muhalefetin yalnızca başlangıcıdır. İran’daki sağ kanada yakın medya organları, geçmişte her türlü uzlaşmayı “aşağılayıcı” ve “teslimiyetçi” olarak nitelendirmiştir.
Üçüncüsü ekonomidir. İran halkının bu anlaşmadan beklentisi büyüktür. Eğer yaptırımların kaldırılması yavaş, sınırlı ya da eksik gerçekleşirse, toplumsal hoşnutsuzluk Pezeşkiyan hükûmetini zayıflatabilir. Bu da anlaşma karşıtlarının hem Tahran’da hem Tel Aviv’de görmek istediği sonuçtur.
İran’ın Anlaşmaya İhtiyacı Var
İran, yıllardır süren ağır yaptırımlar, bütçe açığı, enerji krizi ve döviz dengesizliği nedeniyle bu anlaşmaya ciddi biçimde ihtiyaç duymaktadır. Dış finansmana, serbestleşmiş kaynaklara ve yabancı yatırıma erişim sağlanmadan mevcut ekonomik durumun sürdürülebilmesi neredeyse imkânsızdır.
Bu zorunluluk, aynı zamanda Pezeşkiyan’ın en güçlü dayanağıdır. İç muhalefet ne kadar sert konuşursa konuşsun, ortada inkâr edilemeyecek bir gerçek vardır: Anlaşma olmadan İran’ın ekonomik krizi daha da derinleşecek ve yalnızca hükûmetin değil, bütün sistemin meşruiyeti tartışmaya açılacaktır.
Altın Fırsat: Amerika–İsrail Ayrışması
Bugün sorulması gereken en kritik soru şudur: İran, Washington ile Tel Aviv arasında giderek belirginleşen görüş ayrılığını kendi lehine stratejik bir fırsata çevirebilir mi?
Son dönemde Amerika ile İsrail’in İran konusunda aynı çizgide durmadığına dair önemli işaretler görülmektedir. Washington, gerilimi düşürmek ve dikkatini Çin ile Rusya gibi daha büyük rakiplere yoğunlaştırmak istemektedir. Tel Aviv ise İran–Amerika ilişkilerindeki her yumuşamayı, bölgedeki üstün konumuna yönelik doğrudan bir tehdit olarak görmektedir.
Eğer İran, dikkatli bir diplomasiyle ekonomik taahhütleri netleştirir, Lübnan’da kontrollü bir tutum izler ve Washington ile doğrudan iletişim kanallarını açık tutarsa, bu ayrışmayı derinleştirebilir. Böylece hem daha fazla diplomatik kazanım elde edebilir hem uluslararası yalnızlığını kırabilir hem de İsrail’in bölgesel denklemdeki baskı gücünü zayıflatabilir.
Bu fırsatın kaçırılması ise tarihi bir hata olur.
Sonuç: Pezeşkiyan’ın Sınavı, İran’ın Yol Ayrımı
İran–ABD mutabakatı bugün üç ayrı denklemin aynı anda çözülmesini gerektirmektedir. Pezeşkiyan, anlaşmanın ekonomik sonuç üretebileceğini göstermek zorundadır. İran diplomasisi, Lübnan’daki gerilimin anlaşmayı bozmasına izin vermemelidir. Dış politika ise Amerika–İsrail ayrışmasını soğukkanlı ve akıllı biçimde değerlendirmelidir.
Mücteba Hamaney, şartlı desteğiyle aslında bir sınav zemini oluşturmuştur. Başarı, sistemin itibarını güçlendirecek; başarısızlık ise Pezeşkiyan’ı siyasi olarak yıpratacaktır. Pezeşkiyan bunu bilmektedir. İran’daki radikaller ve İsrail de bunu bilmektedir.
İran bugün son yılların en önemli tercihlerinden biriyle karşı karşıyadır. Ya akılcı ve hesaplı bir diplomasiyle bu tarihi fırsatı yalnızlıktan ve ekonomik krizden çıkışın dönüm noktasına çevirecektir ya da bir kez daha, farklı gerekçelerle İran’ın barış içinde nefes almasını istemeyen güçlerin gizli ortaklığının kurbanı olacaktır.
Yakın gelecek, bu tercihin sonucunu gösterecektir.
HARAYHABER
Dünyaya Güney Azerbaycan Gözüyle Bakıyoruz
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
