HARAYHABER | Stratejik Haber – Analiz
Araştırmacı, Yazar: Mesut HARAY
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın istifa talebinde bulunduğu yönündeki haber henüz bağımsız ve güvenilir kaynaklarca kesin biçimde doğrulanmış değildir. Ancak bu iddia, yalnız başına bir “söylenti” olarak geçiştirilecek türden değildir. Çünkü İran’da son aylarda derinleşen yönetim krizi, güvenlik kurumlarının devlet aklı üzerindeki baskısı, ekonomik çöküş, internet kısıtlamaları ve savaş sonrası rejim içi güç mücadelesi, bu tür bir istifa ihtimalini siyasi açıdan mümkün kılan bir zemin oluşturmuştur.
Pezeşkiyan’ın istifa ihtimali doğruysa, bu sadece bir cumhurbaşkanının görevden ayrılma isteği anlamına gelmez. Bu, İran’da cumhurbaşkanlığı makamının artık karar alma merkezinden dışlandığının, yürütmenin sembolikleştiğinin ve devletin fiilî yönetiminin güvenlikçi çekirdeğin eline geçtiğinin göstergesi olur. Başka bir ifadeyle mesele Pezeşkiyan’ın şahsı değil, İran devlet yapısında sivil siyasetin tasfiye edilmesi meselesidir.
İran İslam Cumhuriyeti’nde cumhurbaşkanı hiçbir zaman Batı tipi anlamda tam yetkili bir yürütme lideri olmadı. Dış politika, güvenlik, nükleer dosya, savaş ve barış kararları her zaman rejimin üst güvenlik mimarisi tarafından belirlendi. Fakat bugünkü fark şudur: Eskiden cumhurbaşkanlığı makamı en azından sistemin halka dönük “sivil vitrini” olarak işlev görüyordu. Bugün ise o vitrinin bile işlevsizleştiği, kararların daha dar, daha sert ve daha askerî bir merkezde toplandığı görülüyor.
Pezeşkiyan gibi görece yumuşak, sistem içi reformcu ve toplumsal tansiyonu düşürme vaadiyle öne çıkarılmış bir figürün istifa noktasına gelmesi, rejim içindeki “kontrollü esneklik” kapasitesinin de tükendiğini gösterir. Çünkü Pezeşkiyan’ın varlığı, halka “devlet içinde hâlâ makul bir damar var” mesajı vermek için önemliydi. Eğer bu damar da sistem tarafından etkisiz bırakıldıysa, İran rejimi kendi iç denge mekanizmalarını kaybediyor demektir.
Bu noktada Devrim Muhafızları’nın rolü belirleyici hâle gelmektedir. İran’da savaş, yaptırım, iç protesto ve güvenlik krizleri her zaman Devrim Muhafızları’nın alanını genişletmiştir. Kriz büyüdükçe askerî-güvenlikçi akıl güçlenmiş, siyaset daralmış, toplum üzerindeki baskı artmıştır. Pezeşkiyan’ın iddia edilen mektubunda “ülke yönetiminin resmî yollardan çıktığı” ve “karar süreçlerinin belli bir güvenlikçi kanadın kontrolüne geçtiği” vurgusu varsa, bu ifade doğrudan rejim içindeki fiilî iktidar kaymasına işaret eder.
Burada asıl kritik soru şudur: İran’da cumhurbaşkanı mı istifa ediyor, yoksa cumhurbaşkanlığı kurumu mu fiilen tasfiye ediliyor?
Eğer Pezeşkiyan istifa ederse, rejim üç ihtimalle karşı karşıya kalır. Birinci ihtimal, istifanın reddedilmesi ve Pezeşkiyan’ın makamda tutulmasıdır. Bu durumda cumhurbaşkanı görevde kalır ama yetkisiz, etkisiz ve kontrol altında bir figüre dönüşür. Bu senaryo rejime kısa vadede istikrar görüntüsü verir; fakat devlet içindeki çatlağı kapatmaz, sadece üzerini örter.
İkinci ihtimal, istifanın kabul edilmesi ve yerine daha uyumlu, daha güvenlikçi, daha sert bir ismin getirilmesidir. Bu, İran’da yönetimin açık biçimde askerîleşmesi anlamına gelir. Böyle bir gelişme içeride baskının artmasına, dış politikada ise daha saldırgan ve pazarlığa kapalı bir çizginin güçlenmesine yol açabilir.
Üçüncü ihtimal ise istifa haberinin kontrollü biçimde sızdırılmış bir baskı aracı olmasıdır. Pezeşkiyan veya ona yakın çevreler, sistem içindeki dışlanmışlıklarını görünür kılmak için bu tür bir iddiayı dolaşıma sokmuş olabilir. Tersi de mümkündür: Güvenlikçi kanat, Pezeşkiyan’ı yıpratmak ve onu tamamen etkisiz hâle getirmek için bu söylentiyi kullanıyor olabilir. İran siyasetinde sızıntılar çoğu zaman sadece bilgi aktarımı değil, aynı zamanda psikolojik operasyon aracıdır.
Bu iddianın en çarpıcı tarafı, metinde Pezeşkiyan’ın karar süreçlerinden dışlandığı ve ülkeyi yönetme imkânının kalmadığını söylediğinin ileri sürülmesidir. Eğer bu doğruysa, İran’da anayasal kurumlar ile fiilî iktidar merkezleri arasında ciddi bir kopuş yaşanıyor demektir. Yani kâğıt üzerinde devlet başka, sahada devlet başka çalışmaktadır.
Bu durum İran toplumu açısından da büyük sonuçlar doğurabilir. Çünkü ekonomik kriz, gıda fiyatları, işsizlik, para biriminin değer kaybı, internet kısıtlamaları ve savaş yorgunluğu zaten halkın sabrını zorlamaktadır. Pezeşkiyan’ın istifası veya istifa söylentisi, halkın gözünde “sistemin kendi içinde bile yönetilemez hâle geldiği” algısını güçlendirebilir. Bu algı, rejim karşıtı toplumsal enerjiyi yeniden harekete geçirebilir.
Dış politika açısından bakıldığında ise Pezeşkiyan’ın devre dışı kalması, İran’ın diplomasi alanındaki manevra kabiliyetini azaltır. Çünkü Pezeşkiyan, rejim için Batı’ya ve bölge ülkelerine verilebilecek “daha makul yüz” işlevi görüyordu. Onun yerine tamamen güvenlikçi bir çizginin öne çıkması, nükleer müzakerelerden bölgesel krizlere kadar birçok dosyada sertleşme anlamına gelebilir.
Türkiye, Azerbaycan ve Güney Azerbaycan açısından bu gelişme ayrıca dikkatle izlenmelidir. İran’da merkezî otoritenin güvenlikçi biçimde yeniden yapılanması, Türk kimliği, Güney Azerbaycan milli hareketi, sınır bölgeleri ve etnik talepler üzerinde daha sert bir baskı dalgası yaratabilir. Rejim iç krize girdikçe dış düşman söylemine, bölgesel gerilimlere ve içeride “ayrılıkçılık” suçlamalarına daha fazla sarılabilir. Bu da Güney Azerbaycan Türkleri üzerinde yeni gözaltılar, mahkemeler ve psikolojik baskılar anlamına gelebilir.
Bununla birlikte istifa ihtimali rejimin mutlak çöküşe yaklaştığı anlamına da gelmez. İran sistemi krizlerle yaşamayı bilen, baskı aygıtlarını etkili kullanan ve kurumlar arası rekabeti kendi devamı için yönlendirebilen bir yapıdır. Pezeşkiyan’ın istifası, rejimi hemen yıkmaz; fakat rejimin içindeki meşruiyet krizini derinleştirir. Çünkü sistem artık sadece halka karşı değil, kendi içindeki yarı-sivil unsurlara karşı da güvenlikçi bir tahakküm kurmak zorunda kalır.
Sonuç olarak Pezeşkiyan’ın istifa iddiası teyit edilmemiş olsa bile, bu haberin dolaşıma girmesi bile önemlidir. Çünkü bu iddia, İran’da görünmeyen bir iktidar savaşının, sivil vitrin ile güvenlikçi çekirdek arasındaki çatışmanın ve devletin askerîleşen karakterinin dışa vurumudur.
Bugün İran’da asıl soru Pezeşkiyan’ın gidip gitmeyeceği değildir. Asıl soru şudur: İran’da artık kim yönetiyor? Sandıktan çıkan cumhurbaşkanı mı, yoksa krizi fırsata çeviren güvenlikçi iktidar bloku mu?
Eğer cevap ikincisiyse, Pezeşkiyan’ın istifası sadece bir siyasi ayrılık değil; İran İslam Cumhuriyeti’nin sivil maskesinin düşmesi anlamına gelecektir.
:Bu analiz, henüz bağımsız kaynaklarca teyit edilmemiş istifa iddiasının gerçekleşmesi hâlinde doğabilecek siyasi sonuçları değerlendirmektedir.
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
