Güney Azerbaycanlı avukat Sina Yusefi’nin ön safta yer aldığı Berlin toplantısı, İran rejiminin protestoculara yönelik baskısını “iç mesele” olmaktan çıkarıp uluslararası ceza hukuku zeminine taşıdı.

HARAYHABER | Haber–Analiz

İran rejiminin onlarca yıldır sürdürdüğü baskı, işkence, keyfî tutuklama, zorla itiraf ve idam politikaları bugüne kadar büyük ölçüde cezasızlık duvarına çarptı. Tahran, her protestoyu “yabancı komplo”, her tutuklamayı “ulusal güvenlik”, her infazı ise “hukuki karar” olarak pazarladı. Ancak Berlin’de düzenlenen son toplantı, bu propaganda düzeninin karşısına yeni bir hukuk hattı çıkardı.

3 Eylül 2026’da Berlin’in Kreuzberg bölgesindeki betahaus’ta düzenlenen toplantı, Human Rights Activists in Iran (HRA) ile UpRights tarafından gerçekleştirildi. Toplantının merkezinde, İran’daki devlet yetkililerinin insanlığa karşı suç işlediği iddialarının Almanya’da soruşturulması talebi vardı. HRA, Almanya Federal Başsavcılığına başvurarak İran’daki baskı mekanizması hakkında “yapısal soruşturma” başlatılmasını istedi.

Bu girişimin en dikkat çekici isimlerinden biri ise Güney Azerbaycanlı Türk avukat Sina Yusefi oldu.

Tebriz’den Berlin’e uzanan hukuk mücadelesi

Sina Yusefi’nin Berlin’deki varlığı, sıradan bir panel katılımı olarak görülemez. O, İran’daki baskı düzenini dışarıdan yorumlayan bir akademisyen değil; bu düzenin mahkeme salonlarında nasıl çalıştığını yaşamış, tutukluların savunmasını üstlenmiş ve rejimin hukukçulara yönelik baskısına doğrudan maruz kalmış bir avukattır.

Yusefi, Doğu Azerbaycan Barosu İnsan Hakları Komisyonu eski başkan yardımcısıdır. 2022 protestoları sırasında Tebriz’de gözaltına alınanlar için bir savunma komitesi kurulması çağrısında bulundu. Tutuklu sayıları ve protestocuların durumuyla ilgili bilgi paylaşmasının ardından kendisi de güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındı.

İran rejiminin Yusefi’ye yönelttiği suçlamalar, aslında onun yaptığı işin niteliğini ortaya koymaktadır: Tutukluların savunulmasını örgütlemek, Tebriz’deki baskıyı belgelemek ve mahkemelerin üzerindeki siyasi vesayeti teşhir etmek.

Yusefi’nin İran’daki hukuki faaliyetleri nedeniyle hapis ve ek yaptırımlarla karşı karşıya kaldığı da insan hakları kaynaklarına yansıdı. İran İnsan Hakları Örgütü’nün kayıtlarına göre, hakkında rejime karşı propaganda ve “sanal ortamda yalan haber yayma” gibi suçlamalarla kararlar verildi.

Dolayısıyla Berlin toplantısında konuşan Sina Yusefi, yalnızca İran’daki baskıyı anlatan bir hukukçu değildi. O, Tebriz’de susturulmak istenen savunma hakkının Berlin’deki uluslararası hukuk masasına taşınmış biçimiydi.

109 sayfalık dosyada ne var?

HRA ve UpRights’ın Almanya Federal Başsavcılığına sunduğu dosyanın yaklaşık 109 sayfadan oluştuğu bildirildi. Dosya, 2025 yılının Aralık ayı ile 2026 yılının Ocak ayında İran genelinde yaşanan protestolara odaklanıyor.

HRA’nın açıklamasına göre başvuru, İran içinde ve dışında bulunan mağdur, tanık ve aile üyeleriyle yapılan 60’tan fazla görüşmeye; dijital ve yazılı belgelere; silah ve yaralanma analizlerine; güvenlik kurumları ile komuta zincirlerinin incelenmesine dayanıyor.

HRA, söz konusu dönemde protestoların İran’ın 31 eyaletindeki en az 203 kente yayıldığını ve 682 protesto olayı kaydettiğini belirtiyor. Kuruluşun “doğrulanmış asgari rakamlar” olarak sunduğu verilere göre en az 7 bin 68 kişi öldürüldü, 53 bin 987 kişi gözaltına alındı veya tutuklandı, 369 zorla itiraf yayını gerçekleştirildi.

Burada önemli bir hukuki ayrım bulunmaktadır: Bu rakamlar bir mahkeme tarafından kesinleşmiş hükümler değildir. Bunlar HRA’nın belge, tanıklık ve saha araştırmasına dayalı olarak sunduğu asgari verilerdir. Almanya’da açılması istenen soruşturmanın amacı da zaten bu iddiaların bağımsız savcılar tarafından incelenmesi, delillerin korunması ve bireysel sorumlulukların ortaya çıkarılmasıdır.

“Yapısal soruşturma” neden önemli?

HRA’nın talebi, doğrudan belirli bir kişinin hemen yargılanmasını istemekten farklıdır. “Yapısal soruşturma”, belirli bir failin Almanya’ya gelmesini beklemeden, suçların arkasındaki kurumları, komuta zincirlerini, emir ilişkilerini ve ortak uygulamaları inceleme imkânı verir.

Almanya’nın Uluslararası Ceza Hukuku Yasası’nın 7. maddesi, insanlığa karşı suçlar bakımından evrensel yargı yetkisine dayanak oluşturuyor. Bu çerçevede Alman savcıları; cinayet, işkence, zorla kaybetme, cinsel şiddet, keyfî tutuklama ve siyasi kovuşturma gibi eylemlerin yaygın ve sistematik bir saldırının parçası olup olmadığını araştırabilir.

Bu yöntem, İran rejiminin en güçlü savunma mekanizmasını hedef alıyor. Tahran her olayı tek başına göstermeye çalışıyor: Bir kişi “terörist”, bir gösteri “isyan”, bir infaz “münferit adli karar” olarak sunuluyor. Oysa yapısal soruşturma, bu olayları aynı baskı sisteminin parçaları olarak incelemeye yöneliyor.

HRA’nın sunduğu dosyada Devrim Muhafızları, Besic, kolluk kuvvetleri, istihbarat birimleri ve yargı makamlarının rolü birlikte ele alınıyor. Böylece mesele yalnızca sokakta ateş açan görevlinin kim olduğu sorusuna indirgenmiyor; emri kimin verdiği, hangi kurumun koruma sağladığı, delillerin nasıl yok edildiği ve yargının bu mekanizmaya nasıl dâhil olduğu araştırılıyor.

Güney Azerbaycan açısından dosyanın anlamı

Sina Yusefi’nin bu girişimde görünür olması, Güney Azerbaycan bakımından özel bir anlam taşımaktadır.

İran rejimi, Güney Azerbaycan’daki Türk aktivistlerin taleplerini yıllardır ya “bölücülük” ya da “yabancı güçlerin projesi” olarak yaftalıyor. Türkçe eğitim, kültürel haklar, ifade özgürlüğü ve barışçıl örgütlenme talepleri güvenlik dosyalarına dönüştürülüyor. Tebriz, Erdebil, Urmiye, Zencan ve diğer Türk şehirlerinde aktivistler yalnızca düşünceleri nedeniyle değil, kimliklerini ve ana dillerini savundukları için de baskı görüyor.

Yusefi’nin geçmişi, bu baskının soyut bir iddia olmadığını gösteriyor. Kendisi, Tebriz’de Türk aktivistlerin ve protestocuların davalarını takip eden; tutuklular için savunma mekanizması kurmaya çalışan; ardından da bu faaliyetleri nedeniyle hedef alınan bir hukukçudur. Voice of America, Yusefi’nin İran’daki Türkçe hak savunucularını ve aktivistleri savunan avukatlar arasında yer aldığını bildirmişti.

Bu nedenle Yusefi’nin Berlin’deki rolü, Güney Azerbaycan’ın yalnızca mağduriyet anlatısını değil, hukuk üreten ve hesap soran özne konumunu da temsil etmektedir.

Berlin toplantısı neyi değiştirebilir?

Bu toplantı ve Almanya’ya yapılan başvuru, yarın İranlı yetkililerin tutuklanacağı anlamına gelmiyor. Almanya Federal Başsavcılığı henüz bir mahkûmiyet kararı vermiş değildir. Soruşturma açılıp açılmayacağı, savcılığın değerlendirmesine bağlıdır.

Ancak girişimin stratejik değeri tam da burada ortaya çıkıyor. Deliller bugün toplanmazsa yarın kaybolabilir. Tanıklar başka ülkelere dağılabilir, dijital kayıtlar silinebilir, mağdurlar baskı altında susabilir. Şüpheli bir yetkili yıllar sonra Avrupa’ya geldiğinde savcıların sıfırdan başlamaması için dosyanın bugünden hazırlanması gerekiyor.

Almanya’nın Suriye ve Ukrayna bağlamında yapısal soruşturmalar yürütmesi, bu yöntemin yalnızca teorik bir hukuk aracı olmadığını gösteriyor. Suriye dosyalarında yıllar önce toplanan deliller, daha sonra bireysel sanıkların yargılanmasına katkı sağladı.

Sonuç: Rejimin korktuğu şey slogan değil, delildir

İran rejimi sloganlardan ve açıklamalardan çok, delillerin bir araya gelmesinden korkuyor. Çünkü tek tek inkâr edebildiği cinayetler, tutuklamalar ve işkenceler bir komuta zinciri içinde birleştiğinde rejimin “münferit olay” savunması çökmeye başlıyor.

Berlin’deki toplantı bu nedenle yalnızca bir insan hakları etkinliği değildir. Bu toplantı, İran’daki devlet şiddetinin uluslararası hukuk önünde dosyalaştırılmasıdır.

Sina Yusefi’nin çabası ise bu sürecin Güney Azerbaycan açısından en güçlü simgelerinden biridir. Tebriz’de tutuklular için savunma komitesi kurmaya çalışan avukat, bugün Berlin’de İran rejiminin sistematik baskısının hukuki olarak incelenmesini savunuyor.

Tahran, onu susturarak dosyayı kapatacağını düşündü. Oysa Yusefi’nin mücadelesi, İran rejiminin baskı sınırlarını aşarak Avrupa’nın hukuk arşivlerine girdiğini gösteriyor.

Çünkü artık mesele yalnızca İran’da kimin tutuklandığı değildir. Asıl soru şudur:

Bu emirleri kim verdi, bu suçları kim örgütledi ve bu sistem ne zaman hesap verecek?

Yazar

  • Mesut HARAY

    Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.


HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Mesut HARAY adlı kullanıcının avatarı

By Mesut HARAY

Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.

Bir Cevap Yazın

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin