“İran Türkleri” ifadesi, İran sınırları içindeki bütün Türk toplulukları için genel bir demografik tanım olabilir. Ancak bu kavram Güney Azerbaycan’ın yerine geçirildiğinde artık nötr değildir. Çünkü böyle bir kullanım, Azerbaycan Türklerini kendi tarihsel coğrafyalarından koparıp İran devletinin sınırlarıyla tanımlar. Yazının temel itirazı tam olarak budur.
HARAYHABER | Stratejik Fikir–Analiz
Araştırmacı–Gazeteci–Yazar: Mesut HARAY
Tartışmayı en başta açık koymak gerekir: Mesele “İran Türkleri” sözünün bütünüyle yanlış olup olmadığı değildir. Mesele, bu genel ifadenin Güney Azerbaycan adının yerine geçirilmesidir. Çünkü “İran Türkleri” dendiğinde merkez İran devleti ve onun bugünkü sınırlarıdır; “Güney Azerbaycan Türkleri” dendiğinde ise merkez tarihsel coğrafya, toplumsal hafıza ve Azerbaycan kimliğidir. Aradaki fark yalnızca kelime farkı değil, tarih ve siyaset anlayışı farkıdır.
Bir toplumu sürekli devletin adıyla tanımlamak, zamanla o toplumun kendi coğrafyasını ikinci plana iter. Önce coğrafyanın adı silikleşir, ardından tarih bugünkü sınırlar üzerinden okunmaya başlanır ve sonunda bir halk kendi tarihsel yurduyla değil, vatandaşlığını taşıdığı devletle tarif edilir. “İran Türkleri” kavramına yönelik eleştiri de tam olarak bu noktada başlar.
Elbette İran sınırları içerisinde Azerbaycan Türklerinden Türkmenlere, Kaşkaylardan Horasan Türklerine kadar farklı Türk toplulukları yaşamaktadır. Dolayısıyla “İran’daki Türkler” ifadesi, bütün bu topluluklardan birlikte söz edildiğinde genel ve sosyolojik bir tanım olarak kullanılabilir. Fakat bu kavram Azerbaycan Türklerinin özgül tarihsel ve coğrafi kimliğinin yerine geçirilirse anlam değişir.
Çünkü “Güney Azerbaycan Türkü” dediğinizde millet, tarih ve coğrafya birlikte görünür hâle gelir. “İran Türkü” dediğinizde ise belirleyici referans mevcut devlet sınırı olur. Birinci tanım toplumu kendi tarihsel coğrafyasından hareketle tarif ederken, ikinci tanım aynı toplumu İran merkezli siyasi çerçevenin içerisinde konumlandırır.
Bu nedenle “Azerbaycan” kavramına yönelik siyasi hassasiyeti yalnızca bir isim tartışması olarak görmek mümkün değildir. Azerbaycan kelimesi yalnızca bir etnik kimliği değil, aynı zamanda bir coğrafyayı ve tarihsel hafızayı hatırlatır. Coğrafya hafızadır; hafıza ise bugünkü sınırların geçmişin tamamını açıklamadığını gösterir.
Azerbaycan Türklerini yalnızca bugünkü İran sınırları içerisinde yaşayan bir etnik topluluk seviyesine indiren anlatının en büyük sorunu da burada ortaya çıkar. İran coğrafyası yüzyıllar boyunca Türk hanedanlarının ve Türk siyasi elitlerinin yönetiminde kalmıştır. Azerbaycan ise uzun tarihsel dönemlerde yalnızca bir çevre bölgesi değil, devlet siyasetinin ve iktidar mücadelelerinin önemli merkezlerinden biri olmuştur.
Dolayısıyla Azerbaycan Türkleri İran tarihinin kenarında yaşamış ve sonradan merkeze eklenmiş küçük bir topluluk değildir. Tam tersine, İran adı verilen siyasi coğrafyanın devletleşme ve iktidar tarihinin uzun dönemlerinde Türk siyasi unsurlar belirleyici konumdaydı. Bugün bu toplumu yalnızca “İran’ın Türk azınlığı” biçiminde okumak, yüzyılları bugünkü ulus-devlet sınırlarının içerisine sıkıştırmaktır.
Asıl büyük kırılma ise 20. yüzyıldaki merkezileşme sürecinde yaşandı. Pehlevi döneminin politikaları yalnızca idari merkezileşmeden ibaret değildi; dil, eğitim, kültür ve kimlik alanına da uzanıyordu. Azerbaycan Türkçesinin kamusal ve resmî kullanımının sınırlandırılması, Türkçe yayıncılık üzerindeki baskılar ve merkezi kimlik inşası, bu dönemin temel gerçekleri arasındaydı.
Bu noktada şu sorular kaçınılmazdır: Eğer terminoloji gerçekten önemsizse dil neden bu kadar önemli görüldü? Eğer kimlik rejim açısından önemsizse Azerbaycan Türkçesinin eğitim ve kamusal alandaki kullanımına neden müdahale edildi? Eğer mesele yalnızca vatandaşlıksa, farklı kimliklerin kendi dilleri ve tarihsel hafızaları neden sürekli bir güvenlik tartışmasının konusu hâline getirildi?
1945–1946 yıllarında Tebriz merkezli Azerbaycan Millî Hükümeti’nin ortaya çıkması da bu tarihsel hafızanın önemli parçalarından biridir. Azerbaycan Türkçesinin resmî kullanım alanı kazanması, Türkçe yayınların çoğalması ve yerel yönetim taleplerinin kurumsallaşması da dönemin gerçekleri arasındadır. 1946 sonunda İran ordusunun bölgeye girmesiyle bu yönetim sona erdi.
Bu dönemi insanlar farklı siyasi perspektiflerden değerlendirebilir. Ancak değişmeyen gerçek şudur: Güney Azerbaycan’ın siyasi ve toplumsal bir hafızası vardır. Bu hafızayı yalnızca “İran Türkleri” başlığı altında eritmek, tarihin önemli bir bölümünü görünmez hâle getirir.
1979’da Pehlevi rejiminin sona ermesi de kimlik sorununu ortadan kaldırmadı. İslam Cumhuriyeti döneminde Azerbaycan Türklerinin ana dil, eğitim, kültürel faaliyet ve siyasi örgütlenme konularındaki tartışmaları devam etti. Dil ve kimlik talepleri nedeniyle yargılanan veya güvenlik suçlamalarıyla karşı karşıya bırakılan Azerbaycanlı aktivistlerin dosyaları, meselenin yalnızca geçmişe ait olmadığını göstermektedir.
Dolayısıyla tartışma yüz yıl önce başlamış ve bitmiş tarihsel bir mesele değildir. Bugünün de meselesidir. Bir toplumun dili eğitim sisteminde sınırlanıyor, kültürel ve siyasi aktivistleri güvenlik dosyalarıyla yargılanıyor ve tarihsel coğrafyasının adı sürekli tartışmalı hâle getiriliyorsa, kullanılan terminolojinin önemsiz olduğunu söylemek güçtür.
Meselenin en tartışmalı taraflarından biri, Türk kimliğini kabul eder görünürken Güney Azerbaycan kavramına karşı çıkan çevrelerdir. “İran Türkleri”, “Türkeli”, “Türklerin İranı” veya başka isimler kullanılabilir. Ancak bir kavramın Türkçe olması, onun siyasi içeriğini otomatik olarak Türk merkezli yapmaz.
Burada ölçü nettir: Bu yaklaşım Azerbaycan Türklerinin tarihsel coğrafyasını kabul ediyor mu? “Güney Azerbaycan” adını meşru bir tarihsel ve coğrafi tanım olarak görüyor mu? Toplumun kendi kimliğini, kendi tarihini ve siyasi geleceğini tartışma hakkını tanıyor mu? Yoksa Türk kimliğini kabul ederken bütün tarihsel ve siyasi çerçeveyi değişmez biçimde İran devletinin sınırları içerisinde mi tutuyor?
Eğer ikinci yaklaşım söz konusuysa, üzerine ne kadar Türkçü söylem eklenirse eklensin, merkez değişmemektedir. Türk olmak başka şeydir; Türk kimliğini İran merkezli bir devlet anlayışının sınırları içerisine hapsetmek başka şeydir.
Bu nedenle “İran Türkleri” kavramının nerede kullanıldığı önemlidir. İran sınırları içerisindeki bütün Türk halklarından söz ediyorsanız bu genel bir kategori olabilir. Fakat Tebriz’den Urmiye’ye, Erdebil’den Zengan’a, Hamedan’a uzanan Azerbaycan Türk toplumunun tarihsel ve kültürel coğrafyasından bahsediyorsanız, yalnızca “İran Türkleri” demek coğrafyayı görünmez hâle getirir.
Coğrafya görünmez olduğunda tarih bulanıklaşır. Tarih bulanıklaştığında ortak hafıza zayıflar. Hafıza zayıflatıldığında ise bir halkın kendi kendini tanımlama imkânının yerini devletin ona verdiği kimlik almaya başlar. Asıl itiraz tam da bu noktadadır.
Güney Azerbaycan’ın siyasi geleceği konusunda farklı görüşlerin olması doğaldır. Bağımsızlık savunulabilir, federalizm savunulabilir, özerklik tartışılabilir, mevcut devlet yapısının devamından yana olunabilir veya başka modeller önerilebilir. Bunların her biri açık siyasi tartışmanın konusudur.
Fakat bir siyasi modeli savunmakla bir toplumun tarihsel coğrafyasının adını ortadan kaldırmak aynı şey değildir. İran’ın toprak bütünlüğünü savunan da olabilir, Güney Azerbaycan’ın bağımsızlığını savunan da, birleşik/ Bütöv Azerbaycan düşüncesini benimseyen de. Bu görüşlerin her biri kendi argümanlarıyla tartışılabilir.
Ancak tartışmaya daha başlamadan “Güney Azerbaycan” adını ortadan kaldırıp bütün toplumu yalnızca “İran Türkleri” diye tanımlamak, tartışmanın çerçevesini baştan belirlemektir. Çünkü hangi kavramı kullandığınız, çoğu zaman hangi siyasi merkezi esas aldığınızı da gösterir.
Bugünün esas sorusu “Türk müyüz?” sorusu değildir. Türk kimliği zaten meselenin yalnızca bir parçasıdır. Asıl soru şudur: Bu Türk toplumunun tarihsel coğrafyasının adı nedir?
Eğer cevap sürekli “İran” üzerinden veriliyorsa, Azerbaycan kelimesinden neden bu kadar kaçınıldığının açıklanması gerekir. Çünkü “Güney Azerbaycan” dediğinizde yalnızca etnik kimlikten söz etmiyorsunuz; Tebriz’den, Urmiye’den, Erdebil’den, Zengan’dan, Hamedan’dan, Settar Han’dan, Bağır Han’dan, Meşrutiyet’ten, 21 Azer’den, ana dil mücadelesinden ve yüz yılı aşan bir siyasi-kültürel hafızadan söz ediyorsunuz.
Bu nedenle mesele basit bir kelime kavgası değildir. Mesele, kimin tarihinin hangi ad altında anlatılacağıdır.
“İran Türkleri” bütün Türk topluluklarını kapsayan genel bir kategori olarak kullanılabilir. Ancak bu kavram “Güney Azerbaycan”ın yerine geçirildiğinde, artık yalnızca sosyolojik bir tanım olmaktan çıkar. Tarihsel coğrafyayı görünmezleştiren, hafızayı mekânsızlaştıran ve kimliği İran merkezli bir üst anlatıya bağlayan siyasi bir terminolojiye dönüşme riski taşır.
Bu nedenle soruyu doğru yerde sormak gerekir: İran coğrafyasındaki bütün Türklerden mi söz ediyoruz, yoksa Azerbaycan Türklerinin tarihsel coğrafyasından ve milli hafızasından mı?
Birincisinde “İran’daki Türkler” denilebilir.
İkincisinde ise Güney Azerbaycan’ın adını silerek Güney Azerbaycan’ın tarihini anlatamazsınız.
Çünkü bir halkı üzerinde yaşadığı devletin adıyla tanımlamak kolaydır.
Zor olan, o halkın kendi tarihinin ve coğrafyasının adını söylemesine tahammül etmektir.
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
