Güney Azerbaycan’da avukatlar, aktivistler ve hak savunucuları üzerinden kurulan yeni baskı düzeni, Tahran’ın yalnız muhalefetten değil; hukuktan, savunmadan ve dış dünyaya ulaşan her bağımsız sesten korktuğunu gösteriyor.
HARAYHABER | Haber–Analiz
Araştırmacı–Gazeteci–Yazar: Mesut HARAY
Tebriz’de artık yalnız konuşmak değil, savunmak da riskli hâle geliyor. İran rejiminin Güney Azerbaycan’da yürüttüğü güvenlik politikası, yalnız milli aktivistleri değil; onları savunan, hukuki zeminde itiraz eden, kadın hakları, meslek hakları ve temel özgürlükler konusunda söz söyleyen avukatları da hedef alıyor.
Son örnek, Doğu Azerbaycan Barosu üyesi Türk avukat Zehra Nagşine dosyasıdır. Hengaw’ın aktardığına göre Nagşine, 9 Eylül 2026’da Tebriz’de savcılığa gittikten sonra gözaltına alındı ve bilinmeyen bir yere götürüldü. Aynı kaynağa göre kendisine gönderilen çağrı belgesinde suçlamanın “cezai vasıf taşımadığı” belirtilmesine rağmen, dosyanın Tebriz İstihbarat İdaresi raporu ve onun hukuki, eleştirel ve mesleki faaliyetleriyle bağlantılı olduğu ileri sürülüyor.

Bu tablo yalnız bir avukatın gözaltına alınması değildir. Bu, savunma hakkına verilen açık bir mesajdır: “Mahkemeye gelebilirsin; ama mahkemeden çıkamayabilirsin.”
İran rejiminin Güney Azerbaycan’daki baskı mekanizması uzun zamandır aynı kalıplarla çalışıyor: “rejime karşı propaganda”, “milli güvenliğe karşı toplanma ve anlaşma”, “yasa dışı grup üyeliği”, “yabancı medya ile bağlantı”, “kamuoyunu yanıltma”. Bu suçlama dili, hukuki olmaktan çok siyasidir. Çünkü rejim, Güney Azerbaycan’da milli kimliğin savunulmasını sıradan bir vatandaşlık hakkı olarak değil, güvenlik tehdidi olarak görüyor.
Bunun en açık örneklerinden biri Milad Balsini dosyasıdır. İranWire’ın aktardığına göre Tebrizli Azerbaycan Türkü aktivist Balsini hakkında, “yabancı veya düşman ağlara, sosyal medya sayfalarına video, görüntü ya da bilgi göndermek” suçlaması yöneltildi; 18 Ağustos 2026’da da savcılık sürecinin ardından gözaltına alındı.

Buradaki mesele çok nettir: Tahran için sorun yalnız meydanda slogan atılması değildir. Sorun, Güney Azerbaycan’da yaşananların dış dünyaya ulaşmasıdır. Yani rejim, baskının kendisinden çok baskının görülmesinden korkuyor. Zulmü yapanın değil, zulmü duyuranın suçlu ilan edildiği bir düzende hukuk artık adaletin değil, karartmanın aracına dönüşür.
Aynı baskı çizgisi mahkeme kararlarında da görülüyor. HRANA’ya göre Doğu Azerbaycan Temyiz Mahkemesi, 13 Azerbaycan Türkü aktiviste toplam 81 yıl 5 ay hapis cezası verdi. Bu karar, bireysel dosyaların ötesinde, Güney Azerbaycan milli hareketinin sosyal, kültürel ve örgütsel damarlarını kesmeye yönelik daha geniş bir güvenlik yaklaşımına işaret ediyor.
Bu dosyaların içinde Ali Babayi örneği ayrıca dikkat çekicidir. HRANA’ya göre Babayi, Tebriz Devrim Mahkemesi tarafından “rejime karşı propaganda” suçlamasıyla 9 ay daha hapis cezasına çarptırıldı; bu ceza daha önceki ağır hapis hükümlerine eklenmiş oldu.

Rejim burada yalnız kişileri cezalandırmıyor; bir topluma sınır çiziyor. Diyor ki: Kimliğini savunma. Dilini savunma. Hukukunu savunma. Mahkemede direnme. Dışarıya haber verme. Avukatlık yapma. Konuşma. Yazma. Sus.
Ama Güney Azerbaycan’ın son yüz yılı şunu göstermiştir: Baskı arttıkça suskunluk değil, hafıza büyür. Mahkemeler karar verebilir; fakat milletin hafızasına hükmedemez. Zindanlar insanı kapatabilir; fakat fikri kapatamaz. Bir avukatı susturmak, hukukun öldüğünü gösterir; ama aynı zamanda rejimin ne kadar korktuğunu da açığa çıkarır.
Tebriz bugün yalnız bir şehir değildir. Tebriz, İran rejiminin Türk kimliğine, hukuk savunmasına ve bağımsız toplumsal örgütlenmeye karşı yürüttüğü politikanın aynasıdır. Bu aynaya bakıldığında görünen şey adalet değil; güvenlik devleti, korku siyaseti ve inkâr düzenidir.
Tahran’ın asıl korkusu da budur: Güney Azerbaycan’ın yalnız sokakta değil, hukukta da direnmesi. Çünkü hukuk diliyle konuşan bir milli hareket, rejimin en zayıf noktasına dokunur. “Suç” diye gösterilen şey, aslında halkın kendi kimliğini, onurunu ve temel haklarını savunma iradesidir.
Bugün Tebriz’de savunma da suç, susmamak da suç hâline getiriliyorsa, bu rejimin güçlü olduğunu değil; meşruiyetini kaybettiğini gösterir. Çünkü kendinden emin bir devlet avukattan korkmaz. Haklı bir düzen savunmadan korkmaz. Adaletine güvenen bir sistem, bir kadının, bir avukatın, bir aktivistin sözünü ulusal güvenlik tehdidi ilan etmez.
Güney Azerbaycan dosyasında mesele artık yalnız tutuklamalar meselesi değildir. Mesele, İran rejiminin hukuk alanını da bir güvenlik sahasına dönüştürmesidir. Savunma hakkı hedef alınırsa, sırada toplumun kendisi vardır. Çünkü avukatın susturulduğu yerde vatandaşın sesi de zindana kapatılmak istenir.
Fakat unutulmaması gereken gerçek şudur: Güney Azerbaycan’da her dava dosyası yalnız mahkeme arşivine değil, milletin hafızasına da yazılıyor. Bugün Tebriz’de susturulmak istenen ses, yarın daha güçlü bir siyasi hakikat olarak geri dönecektir.
Haftanın en net sonucu şudur:
Tahran, Güney Azerbaycan’da artık yalnız siyasi aktivizmden değil; savunmadan, hukuktan, haberden ve hafızadan korkuyor. Bu korku büyüdükçe baskı sertleşiyor; baskı sertleştikçe rejimin gerçek yüzü daha açık görünür hâle geliyor.
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
