Abbas Arakçı’nın Pekin ziyareti sırasında Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin Washington ve Tahran’a “İslamabad mutabakatına dönün, Hürmüz’ü açın” çağrısı, Pekin’in İran için sınırsız bir savaş ortağı olmadığını gösteriyor. Çin’in asıl kırmızı çizgisi İran rejiminin kaderi değil; enerji akışı, ticaret güvenliği ve kendi ekonomik çıkarlarıdır.
HARAYHABER | Stratejik Haber–Araştırma–Analiz
İran savaşı altıncı ayını aşarken ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiği dört gemiye kadar gerilerken, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçı’nın Pekin ziyareti kritik bir zamana denk geldi. Wang Yi, hem İran’a hem de Amerika Birleşik Devletleri’ne itidal çağrısı yaparak mevcut mutabakat temelinde müzakerelere dönülmesini ve Hürmüz’ün yeniden açılmasını istedi.
Bu açıklama, diplomatik nezaket cümlesinden ibaret değildir. Pekin, Tahran’a açık biçimde şunu söylüyor: Hürmüz’ü sonsuza kadar bir pazarlık ve baskı aracına dönüştüremezsin.
Çin’in İran’a değil, petrol akışına ihtiyacı var
Hürmüz’den salı günü yalnızca dört ticari gemi geçti. On günlük ortalama 18 gemiydi. Üstelik bu geçişlerin arasında büyük ham petrol tankerleri ve LNG gemileri bulunmuyordu. Oysa savaş öncesinde dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz taşımacılığının yaklaşık beşte biri bu boğazdan geçiyordu.
Çin, enerji ihtiyacının önemli bölümünü deniz yoluyla karşılıyor ve petrol ithalatının yaklaşık yarısı Hürmüz güzergâhıyla bağlantılı. Aynı zamanda İran’ın ihraç ettiği petrolün yüzde 80’den fazlasının Çin’e gittiği, 2025 yılında bu miktarın günlük ortalama 1,4 milyon varile ulaştığı bildiriliyor.
Bu tablo, iki ülke arasındaki ilişkinin gerçek dengesini ortaya koyuyor: İran Çin’e bağımlı, Çin ise İran petrolünü önemsiyor; fakat İran’a bağımlı değil. Pekin farklı ülkelerden petrol temin edebilir. Tahran ise Çin dışında aynı ölçekte ve aynı şartlarda alıcı bulmakta zorlanıyor.
Dolayısıyla Çin’in Hürmüz’ün açılması çağrısı, öncelikle İran rejimini koruma çağrısı değil; Çin’in enerji güvenliğini ve küresel tedarik zincirini koruma hamlesidir.
25 yıllık anlaşma: Büyük slogan, sınırlı gerçeklik
İran ile Çin, 2021 yılında enerji, altyapı ve ekonomik işbirliğini kapsayan 25 yıllık stratejik ortaklık anlaşması imzaladı. Tahran bu anlaşmayı Batı’ya karşı “Doğu’ya yöneliş” ve İran’ın yalnızlıktan kurtuluşu olarak sundu. Ancak anlaşmanın somut içeriği ve gerçekleşen yatırımlar konusunda hâlâ ciddi belirsizlikler bulunuyor.
Reuters’in 10 Eylül tarihli araştırmasına göre İran, Çin’den mal ve hizmet alabilmek için petrol gelirlerini doğrudan banka kanalları yerine özel finans mekanizmaları üzerinden kullandı. Haberde son bir yılda bu sistemden 2 ila 2,5 milyar dolar arasında para geçtiği, ilaç, araç ve iletişim malzemelerinin bu yolla temin edildiği ileri sürüldü. İran’ın hava savunma ekipmanı aldığı iddiası ise bağımsız olarak doğrulanmadı. Çin Dışişleri Bakanlığı da söz konusu mekanizma hakkında bilgi sahibi olmadığını açıkladı.
Buradaki temel mesele şudur: Çin, İran’la ticareti sürdürüyor; fakat bunu kendi bankalarını, şirketlerini ve küresel finans sistemindeki konumunu riske atmayacak şekilde yapıyor. Pekin’in yöntemi doğrudan savaş ortaklığı değil, kontrollü ticaret, gri kanallar ve mümkün olduğunca inkâr edilebilir mesafedir.
Pekin, Tahran’a savaş garantisi vermiyor
Arakçı’nın Pekin ziyaretinde açıklanan gündemde İran’a doğrudan askerî güvenlik garantisi, Amerikan ablukasını kırma sözü veya Çin’in İran adına savaşa gireceğine ilişkin bir mesaj bulunmuyor. Bunun yerine müzakere, itidal, Hürmüz’ün açılması ve bölgesel gerilimin Yemen ile Kızıldeniz’e yayılmaması öne çıktı.
Bu, Çin’in İran’ı tamamen terk ettiği anlamına gelmez. Tam tersine Pekin, İran’ın tamamen çökmesini ve bölgenin kontrolsüz biçimde parçalanmasını istemiyor. Ancak Çin’in istediği İran; Hürmüz’ü kapatan, savaşın maliyetini yükselten ve enerji piyasalarını sarsan bir İran değil, kontrollü biçimde ayakta kalan ve müzakere edilebilir bir İran’dır.
Çin’in tutumundan üç temel öncelik okunuyor:
- Hürmüz’de deniz taşımacılığının yeniden başlaması.
- İran petrolünün Çin’e ulaşmasının güvenceye alınması.
- İran krizinin Çin–ABD ilişkilerini doğrudan çatışma noktasına taşımaması.
Reuters’e göre Washington, Çin’in İran’la finansal bağlarını da gündeme taşıyor. Aynı dönemde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Donald Trump arasında yeni bir görüşme bekleniyor. Bu nedenle Pekin, Tahran’la ilişkisini Washington’la daha büyük bir hesaplaşmanın parçası hâline getirmek istemiyor.
Hürmüz İran’ın kozu mu, ekonomik tuzağı mı?
İran, Hürmüz’ü tam anlamıyla kapatmadan gemi trafiğini yavaşlatarak hem Amerika’yı hem de Körfez ülkelerini baskı altında tutmaya çalışıyor. Ancak bu strateji İran’ın kendi petrol gelirlerini ve dış ticaretini de vuruyor.
Reuters’in 10 Eylül tarihli araştırmasına göre, ABD ablukasının 14 Temmuz’da yeniden uygulanmasından sonra İran ham petrolünü taşıyan hiçbir yükün Hürmüz üzerinden Çin’e başarıyla ulaşamadığı görüldü. Gemilerin takip sistemlerini kapatması nedeniyle rakamların kesin olmadığı belirtilse de, genel eğilim İran’ın petrol ihracatının ağır biçimde daraldığını gösteriyor.
İran’ın Hürmüz üzerindeki baskısı kısa vadede askerî ve siyasi bir koz yaratabilir. Fakat uzun vadede bu koz, Tahran’ın ekonomik boğulmasına dönüşebilir. Çünkü İran’ın boğazı baskı altında tutması, yalnızca Batı’ya değil, İran petrolünü satın alan Çin’e de maliyet çıkarıyor.
Bu nedenle Pekin’in mesajı aslında oldukça serttir: İran’ın güvenlik hesabı, Çin’in enerji hesabının önüne geçemez.
Güney Azerbaycan açısından asıl tehlike
Çin’in İran’la kurduğu ilişki, İran’daki halkların haklarını değil, Tahran’daki devlet yapısının devamlılığını esas alıyor. Pekin’in İran’la yaptığı pazarlıkta Tebriz’in, Urmiye’nin, Erdebil’in, Hamedan’nın ve Zengan’ın ana dili, kimliği ve siyasi hakları gündeme gelmiyor.
Bu nedenle Çin’in İran’a sunduğu sınırlı ekonomik nefes, Güney Azerbaycan açısından otomatik olarak olumlu bir gelişme sayılamaz. Aksine, bu destek İran rejiminin güvenlik aygıtını ayakta tutarsa, kültürel ve siyasi baskının sürmesine de hizmet edebilir.
Tahran dışarıdan aldığı her ekonomik ve diplomatik desteği içeride “merkezî devletin zaferi” olarak kullanıyor. Çin’in İran’a sunduğu imkânlar, halkların özgürlüğünü güvenceye alan bir ortaklık değil; İran devlet mekanizmasını ayakta tutan bir alışveriş düzenidir.
Önümüzdeki dönem için üç senaryo
Birinci senaryo: Kontrollü geçiş ve sınırlı müzakere. Çin’in arabuluculuğuyla Hürmüz’de belirli gemilere geçiş izni verilebilir. İran bazı taleplerinden vazgeçerken ABD de sınırlı ekonomik veya askerî düzenlemelere gidebilir.
İkinci senaryo: Gri ticaretin devamı. Hürmüz tamamen açılmaz; İran petrolü gölge filolar, takas sistemleri ve aracı şirketler üzerinden Çin’e ulaşmaya çalışır. İran ayakta kalır, fakat daha fazla iskonto vermek ve Çin’e daha fazla bağımlı olmak zorunda kalır.
Üçüncü senaryo: Bölgesel tırmanma. Hürmüz, Yemen veya Kızıldeniz’de yeni bir saldırı gerçekleşirse Çin, İran’a daha fazla mesafe koyabilir. Pekin’in önceliği bu durumda İran’ı savunmak değil, krizin kendi ekonomisine sıçramasını engellemek olur.
Sonuç: Çin İran’ı terk etmiyor, fakat İran’ın savaşını da üstlenmiyor
Çin–İran ilişkisi ideolojik dostluk değil, çıkar ortaklığıdır. Pekin İran’ı tamamen bırakmak istemiyor; ancak İran adına Amerika’yla doğrudan çatışmaya girmeye de niyetli görünmüyor.
Arakçı Pekin’e destek aramaya gitti. Wang Yi ise İran’a müzakere masasına dönmesini ve Hürmüz’ü açmasını söyledi.
Bu nedenle bugünün temel sonucu şudur:
Çin İran’ı kurtarmaya değil, İran savaşının Çin’e ulaşmasını önlemeye çalışıyor.
Kaynakça
- Reuters – Çin’den İran ve ABD’ye müzakere ve Hürmüz çağrısı
- Reuters – Hürmüz’de gemi trafiğinin dört gemiye düşmesi
- Reuters – Çin-İran petrol takası ve yaptırım aşma mekanizması
- Reuters – Çin’in İran petrolü alımı
- U.S.-China Economic and Security Review Commission – Çin-İran ilişkileri
- Çin Dışişleri Bakanlığı – Arakçı’nın Pekin ziyareti
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
