19 Ay Sonra Bulunan Hasan Rahimi ve Güney Azerbaycan’daki Cezasızlık Rejimi

HARAYHABER | Stratejik Araştırma–Analiz
Araştırmacı – Gazeteci – Yazar: Mesut HARAY

Qоşaçay’a bağlı Çalhamaz köyünde yaşayan Güney Azerbaycan Türkü inşaat işçisi ve sivil aktivist Muhammed Hasan Rahimi’nin 19 ay boyunca kayıp tutulduktan sonra boğazında iki bıçak yarasıyla toprağın altında bulunması, sıradan bir cinayet dosyası olarak geçiştirilemez. Bu olay; bir kişinin nasıl ortadan kaldırıldığı, devlet kurumlarının aileye neden birbirini tutmayan cevaplar verdiği, bedenin neden aylar sonra ve hangi koşullarda ortaya çıktığı ve “katil” olduğu söylenen kişinin neden kamuoyuna açıklanmadığı sorularını aynı anda gündeme getiriyor. Güney Azerbaycan Millî Hareketi açısından Rahimi dosyası, İran rejiminin Türk kimliği ve etnik haklar etrafındaki barışçıl sivil faaliyeti nasıl bir güvenlik tehdidi gibi gördüğünü gösteren ağır bir sınavdır.

Bir kayıp vakası değil, devlet sorumluluğu sorusu

Hasan Rahimi’nin hikâyesi 5 Dey 1403’te, yani 25 Aralık 2024’te başladı. 42 yaşındaki inşaat işçisi ve iki çocuk babası Rahimi, yaşadığı Çalhamaz köyünde bir dükkânın önünden iki sivil giyimli kişi tarafından beyaz bir Samand otomobile bindirilerek götürüldü. Olayı görenlerin anlatımı, kaybolmanın gizli bir kaçıştan veya sıradan bir ailevi anlaşmazlıktan değil, gündüz vakti gerçekleşen zor kullanmalı bir alıkoymadan ibaret olduğu yönünde.

Rahimi, Instagram’da İran’daki Azerbaycan Türklerinin hakları ve kimlik meseleleri hakkında paylaşımlar yapıyordu. İranWire’ın görüştüğü kaynaklara göre kaybolmasından önce sahte hesaplardan tehdit ve hakaret içerikli mesajlar almış, yakınlarına gözaltına alınabileceğini söylemişti. Bu bilgiler tek başına devlet görevlilerinin cinayeti işlediğini kanıtlamaz; ancak kaybolma ile dijital faaliyetleri arasındaki zamanlamayı soruşturmanın merkezine yerleştirir. Çünkü İran’da barışçıl etnik, kültürel ve ana dil taleplerinin “millî güvenlik” dosyasına dönüştürülmesi yeni bir uygulama değildir.

Kaybolmasından üç gün sonra Rahimi’nin kardeşine, yerel emniyet yetkililerinden birinin onun İstihbarat Bakanlığı tarafından gözaltına alındığını teyit ettiği aktarıldı. Sonraki aylarda ise aile; polis, yargı, istihbarat birimleri, valilik ve Tahran’daki makamlar arasında dolaştırıldı. Bir makam sorumluluk kabul etmedi, başka bir makam Rahimi’nin “sağ ve güvende” olduğunu söyledi; fakat nerede tutulduğunu, hangi suçlamayla gözaltına alındığını, dosya numarasını veya hâkim karşısına çıkarılıp çıkarılmadığını açıklamadı.

İranWire’ın aktardığına göre aileye Urmiye İstihbarat Müdürlüğü tarafından da Rahimi’nin “sağ olduğu” ve sorgu tamamlandığında serbest bırakılacağı söylendi. Buna rağmen Rahimi’den 19 ay boyunca hiçbir haber alınamadı. Ailenin Urmiye, Qоşaçay ve Tahran’daki kurumlara başvurmasına karşın birbirini tutmayan cevaplar alması, dosyanın yalnızca “kayıp kişi” başlığı altında tutulamayacağını gösteriyor. Burada temel soru şudur: Eğer Rahimi gerçekten devletin elindeyse, onu kim, hangi yasal kararla, nerede ve ne kadar süreyle tuttu?

19 ay sonra ortaya çıkan beden ve büyüyen şüpheler

Rahimi’nin bedeni 5 Mordad 1405’te, yani 27 Temmuz 2026’da, Çalhamaz ile Aydeşe köyleri arasında, Cığati Nehri yakınında ve bir dağın eteğindeki balçık alanında bulundu. Açık kaynaklara göre beden, kaybolduğu gün üzerinde bulunan kıyafetlerle gömülmüş haldeydi. Cebinde sigara ve çakmağının bulunduğu, boğazında ise iki bıçak yarası görüldüğü bildirildi.

Bu ayrıntılar, soruşturmayı üç ayrı ihtimal üzerinde yoğunlaştırmayı zorunlu kılıyor: Rahimi kaybolduğu gün veya kısa süre sonra öldürüldü ve beden uzun süre başka bir yerde saklandı; beden uzun süre soğuk hava deposu benzeri bir yerde tutulduktan sonra bölgeye bırakıldı; ya da adli tıbbın ölüm zamanı ve bedenin saklanma koşulları konusunda bağımsız biçimde açıklığa kavuşturması gereken başka bir süreç yaşandı. Bunlar kesinleşmiş hükümler değil, mevcut bulguların zorunlu kıldığı soruşturma başlıklarıdır.

Dosyadaki en ağır iddialardan biri de polisin aileye, cinayeti işlediğini söyleyen bir kişinin bedenin yerini hâkime gösterdiğini bildirmesidir. Buna rağmen bu kişinin adı, gözaltı kaydı, ifadesi, cinayetin sebebi ve olayın hangi aşamasında yakalandığı açıklanmamıştır. Eğer gerçekten bir itirafçı veya şüpheli varsa, neden kamuoyuna ve aileye açık bir soruşturma yürütülmüyor? Eğer bu kişi yalnızca bedenin yerini gösteren bir tanıksa, neden “katil” olarak aktarılıyor? Devletin görevi, belirsizliği büyütmek değil, delil zincirini görünür kılmaktır.

İranWire, adli tıp makamlarının bedenin bozulduğunu ve ölüm zamanının kesin belirlenemeyeceğini aileye bildirdiğini; buna karşılık görüntüleri inceleyen kaynakların bedenin yüz dışında büyük ölçüde sağlam göründüğünü aktardı. Bu çelişki, bedenin 19 ay boyunca nerede tutulduğu sorusunu doğuruyor. Bedenin gerçekten toprağın altında 19 ay kalıp kalmadığı; hangi tarihte, kim tarafından ve hangi araçla taşındığı; olay yerinde adli inceleme yapılıp yapılmadığı bağımsız uzmanlarca belirlenmelidir.

Hukuki açıdan: Rahimi dosyası zorla kaybetme şüphesini taşıyor

Bir kişinin devlet görevlileri veya devletin izni, desteği ya da göz yummasıyla hareket eden kişiler tarafından özgürlüğünden mahrum bırakılması; ardından devletin bu alıkoymayı kabul etmemesi ya da kişinin akıbetini ve bulunduğu yeri gizlemesi, Birleşmiş Milletler’in Zorla Kaybetmelere Karşı Sözleşmesi’nin 2. maddesinde zorla kaybetme olarak tanımlanır. İran bu sözleşmeyi 2007’de imzalamış olsa da Birleşmiş Milletler’in güncel antlaşma kayıtlarında taraf devlet olarak görünmemektedir. Ancak bu durum, keyfî gözaltı, işkence, yaşam hakkı, etkili soruşturma ve ailelerin gerçeği öğrenme hakkına ilişkin uluslararası yükümlülükleri ortadan kaldırmaz.

Rahimi dosyasında zorla kaybetme şüphesini güçlendiren unsurlar birbirinden bağımsız değil, aynı zincirin parçalarıdır: sivil giyimli kişilerce götürülme iddiası; kısa süre sonra İstihbarat Bakanlığı gözaltısının teyit edildiği bilgisi; resmî kaydın ve hukuki statünün açıklanmaması; ailenin aylarca farklı kurumlara yönlendirilmesi; “sağ” olduğu yönündeki güvence; 19 ay sonra bedenin ortaya çıkması ve ölüm sebebinin hâlâ kesinleştirilmemesi.

Bu zincir, İran devletinin doğrudan cinayeti işlediğini tek başına ispatlamaz. Fakat devletin elindeki bilgiyi sakladığı, soruşturmayı şeffaf yürütmediği ve aileyi belirsizlik içinde bıraktığı iddiasını ciddi biçimde güçlendirir. Dolayısıyla mesele yalnızca cinayetin failini bulmak değildir; Rahimi’nin devlet gözetimine alındığı andan bedeninin bulunduğu ana kadar geçen sürenin tamamı soruşturulmalıdır.

Güney Azerbaycan’da baskının yeni biçimi: Mahkeme öncesi yok etme korkusu

İran rejiminin Azerbaycan Türklerine yönelik baskısı çoğu zaman tutuklama, uzun hapis cezaları, seyahat yasağı, işten çıkarma, kültürel etkinliklerin engellenmesi ve “devlete karşı propaganda” gibi suçlamalar üzerinden yürütülüyor. Human Rights Watch, Şubat 2025’te Ekim 2024’ten itibaren en az iki düzine Azerbaycan Türkü aktiviste ağır hapis cezaları verildiğini, bazı cezaların 3 ila 14 yıl arasında değiştiğini ve davalarda “devlet aleyhine propaganda”, “millî güvenliğe karşı toplantı ve iş birliği” ve casusluk gibi suçlamaların kullanıldığını bildirdi.

Rahimi dosyası bu baskı modeline başka ve daha karanlık bir boyut ekliyor. Burada kişi önce mahkeme önüne çıkarılmıyor, suçlaması açıklanmıyor, ailesine hukukî bir belge sunulmuyor; ardından bedeninin bulunduğu bildiriliyor. Böyle bir yöntem kanıtlanırsa, yargısal baskıdan daha ağır bir devlet pratiğine işaret eder: kişi hukuk alanının dışına çıkarılır, aile susturulur, kurumlar sorumluluğu birbirine atar ve sonunda delil niteliği taşıması gereken beden bile belirsizliğin içine bırakılır.

Güney Azerbaycan Millî Hareketi bakımından burada kritik nokta, Rahimi’nin silahlı bir örgüt mensubu olduğuna veya şiddet eylemine katıldığına dair açık bir kanıtın bulunmamasıdır. Mevcut kaynaklar onu sosyal medyada Azerbaycan Türklerinin hakları hakkında paylaşım yapan bir sivil aktivist ve geçimini inşaat işçiliğiyle sağlayan bir yurttaş olarak tanımlıyor. Bu nedenle devletin onu “güvenlik tehdidi” olarak kodlaması, rejimin etnik hak talebine bakışını sorgulamayı zorunlu kılıyor.

Neden küçük bir köydeki dosya bütün hareketi ilgilendiriyor?

Rahimi’nin öldürülüp öldürülmediği, bedeninin ne kadar süre saklandığı ve kimlerin sorumlu olduğu yalnızca ailesinin meselesi değildir. Çünkü Güney Azerbaycan’da devlet baskısının en etkili aracı, tek tek tutuklamalardan çok toplumun tamamına verilen mesajdır: “Sizi izliyoruz; kurumlar arasında kaybolabilirsiniz; aileniz yıllarca cevap alamayabilir; sesiniz duyulmadan dosyanız kapatılabilir.”

Bu mesajın özellikle köylerde ve küçük şehirlerde etkisi daha ağırdır. İnsanlar birbirini tanır, devlet görevlileriyle aile bağları veya ekonomik ilişkiler iç içe geçer, bağımsız avukat ve medya erişimi sınırlanır. Rahimi’nin ailesinin aylarca kurum kapılarında dolaşması, Türkçe konuşan ve Farsça hukuk dili karşısında güçlük yaşayan sıradan ailelerin nasıl savunmasız bırakıldığını da gösteriyor. Bir insanın kaybolması kadar, ailesinin gerçeğe ulaşmak için dil, mesafe, korku ve bürokrasi duvarlarına çarptırılması da baskının bir parçasıdır.

İran’daki merkezî güvenlik düzeni bu tür dosyalarda “kurumsal karmaşa” görüntüsü yaratabilir. Polis, İstihbarat Bakanlığı, Devrim Muhafızları, valilik güvenlik birimleri ve yargı birbirinden bağımsız hareket ediyormuş gibi davranır. Fakat bu çelişkiler, her zaman basit bir koordinasyonsuzluk anlamına gelmez. Bazen sorumluluğu dağıtmak, ailenin takip edebileceği tek bir kapı bırakmamak ve resmî kayıt üretmemek için kullanılan bir yönetim tekniğine dönüşebilir. Rahimi dosyasında bunun kasıtlı olup olmadığı ancak bağımsız bir soruşturmayla ortaya çıkarılabilir; fakat sonuçları itibarıyla aile üzerinde yarattığı etki aynıdır: hakikate erişim engellenmiştir.

Cevap bekleyen sorular

Rahimi’nin ailesinin, Güney Azerbaycan’daki sivil toplumun ve uluslararası insan hakları mekanizmalarının önüne şu sorular konulmalıdır:

  1. Rahimi’yi götürdüğü bildirilen iki sivil giyimli kişinin kimlikleri ve beyaz Samand otomobilin plaka bilgileri neden açıklanmıyor?
  2. Kaybolmasından üç gün sonra gözaltıyı teyit ettiği söylenen emniyet yetkilisi hangi kayda dayanıyordu?
  3. Rahimi hakkında gözaltı kararı, soruşturma dosyası, suçlama, hâkim kararı veya cezaevi giriş kaydı var mıydı?
  4. Urmiye İstihbarat Müdürlüğü’nden aileye “sağ” olduğu bilgisini veren yetkili kimdi ve bu bilgi hangi resmî kaynaktan alınmıştı?
  5. Bedenin bulunduğu alan ne zaman, kim tarafından ve hangi delillerle incelendi?
  6. Beden 19 ay boyunca toprak altında mı kaldı, yoksa başka bir yerde mi tutuldu?
  7. Boğazdaki iki yara için bağımsız otopsi ve ikinci adli tıp raporu hazırlanacak mı?
  8. Cinayeti işlediğini söylediği bildirilen kişi kimdir; gözaltında mıdır; ifadesi avukat huzurunda mı alınmıştır?
  9. Bu kişi gerçekten failse, Rahimi’nin devlet gözetiminden çıktıktan sonra nasıl ve ne zaman onun eline geçtiği açıklanacak mı?
  10. Aileye yönelik tehdit ve baskı iddiaları hakkında ayrı bir soruşturma yürütülecek mi?

Bu sorular cevaplanmadan dosyayı “kişisel cinayet”, “yerel anlaşmazlık” veya “faili meçhul olay” diye kapatmak, devlet kurumlarının 19 aylık sorumluluk zincirini görünmez kılmak anlamına gelir.

Güney Azerbaycan Millî Hareketi ne yapmalı?

Rahimi dosyasının siyasal ve insan hakları bakımından etkili biçimde takip edilebilmesi için ilk adım, olayın duygusal sloganlara hapsedilmemesidir. Ailenin yazılı beyanları, başvuru tarihleri, kurum isimleri, yetkili ifadeleri, telefon kayıtları, kamera görüntüleri, tanık anlatımları ve adli raporlar güvenli biçimde arşivlenmelidir. Her iddia; tarih, yer, tanık ve belgeyle birlikte kayda geçirilmelidir.

İkinci adım, bağımsız hukuk ve adli tıp desteğidir. Aile, bedenin tesliminden önce ve sonra düzenlenen bütün raporların nüshasını istemeli; olay yeri, ölüm zamanı, yara biçimi, bedenin saklanma koşulları ve olası taşıma izleri için ikinci bir uzman incelemesi talep etmelidir. İran makamları bu talepleri reddederse ret gerekçeleri de dosyanın parçası yapılmalıdır.

Üçüncü adım, dosyanın Birleşmiş Milletler’in zorla kaybetmeler, keyfî gözaltı, işkence, yargı bağımsızlığı ve azınlık hakları mekanizmalarına taşınmasıdır. Bu başvurular yalnızca uluslararası kamuoyu oluşturmak için değil, olayın delil ve sorumluluk zincirini resmî kayda geçirmek için de önemlidir.

Dördüncü adım ise Güney Azerbaycan’daki aktivistlerin dijital güvenliğini ve aile dayanışmasını güçlendirmektir. Sahte hesaplardan gelen tehditler, telefon takibi, ani çağrılar ve ev baskınları kişisel olaylar gibi görülmemeli; güvenli iletişim, acil durum kişileri, avukat ağı ve kayıp başvuru protokolü oluşturulmalıdır. Bir aktivistin savunmasız bırakılması, başka aktivistlere verilen açık bir tehdittir.

Sonuç: Beden bulundu, hakikat hâlâ kayıp

Hasan Rahimi’nin bedeni bulunmuş olabilir; fakat dosyanın hakikati henüz ortaya çıkarılmış değildir. Onu kim götürdü? Nerede tutuldu? Ne zaman ve nasıl öldü? Beden neden 19 ay sonra, üzerinde kaybolduğu günün kıyafetleriyle bulundu? Aileye neden defalarca “sağ” olduğu söylendi? “Katilim” dediği bildirilen kişi kimdir? Bu soruların hiçbiri cevaplanmadan Rahimi’nin dosyası kapanmış sayılamaz.

Güney Azerbaycan Millî Hareketi açısından Rahimi’nin adı, yalnızca kaybedilmiş bir aktivistin adı değildir. O, İran rejiminin Türk kimliği, ana dil, tarih ve etnik hak taleplerini nasıl güvenlik dosyasına dönüştürdüğünü; hukuk kurumlarının nasıl sessizlik mekanizmasına çevrilebildiğini ve cezasızlığın aileleri nasıl yıllarca bekleme odasında tuttuğunu gösteren canlı bir dosyadır.

Bu nedenle Rahimi dosyasının talebi açıktır: bağımsız ve şeffaf soruşturma, bütün resmî kayıtların açıklanması, bedenin ve ölüm sebebinin bağımsız biçimde incelenmesi, aileye hukukî güvence sağlanması ve sorumluların makamlarına bakılmaksızın yargılanması. Güney Azerbaycan’ın mücadelesi, ölülerin ardından yalnızca ağıt yakmakla değil, hakikati belgelemek ve cezasızlık düzenini teşhir etmekle de yürütülür.

Hasan Rahimi toprağın altından çıktı; fakat onu 19 ay boyunca görünmez kılan devlet sessizliği hâlâ ayaktadır. Şimdi sorulması gereken soru şudur: İran rejimi bir Türk sivil aktivisti mi kaybetti, yoksa kendi kurumlarının işlediği bir suçun delillerini mi sakladı?

Kaynaklar:

HARAYHABER ile Dünyaya Güney Azerbaycan Gözüyle Bakıyoruz.

Yazar

  • Mesut HARAY

    Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.


HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Mesut HARAY adlı kullanıcının avatarı

By Mesut HARAY

Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.

Bir Cevap Yazın

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin