HARAYHABER | Stratejik Haber–Analiz
Araştırmacı – Gazeteci – Yazar: Mesut HARAY

Irak hükümetinin, devlet dışı silahlı grupların silahlarını bırakması için 30 Eylül 2026 tarihini son tarih olarak belirlemesi, sıradan bir güvenlik kararı değildir. Bu karar, Irak’ın egemenlik iddiası ile İran rejiminin yıllardır kurduğu vekil güç düzeni arasındaki mücadelenin yeni aşamasıdır.

Bağdat yönetimi, 30 Eylül’ün aynı zamanda ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyonun Irak’taki askeri görevinin sona ereceği tarih olduğunu açıkladı. Başbakan Ali Faleh el-Zeydi, bu tarihin “kesin ve geri dönülmez” olduğunu belirterek, 1 Ekim’den itibaren Irak’ın güvenliğinin resmî devlet kurumları tarafından sağlanacağını vurguladı.

Ancak Irak’ın önündeki temel mesele, Amerikan askerlerinin çekilmesi değildir. Asıl mesele, İran destekli silahlı grupların devlet içinde devlet gibi hareket etmesine son verilip verilemeyeceğidir.

Irak’ta iki ayrı egemenlik anlayışı

2003’ten sonra Irak’ta oluşan siyasal sistem, yalnızca seçimler ve hükümetler üzerinden şekillenmedi. Mezhep temelli partiler, silahlı gruplar, ekonomik ağlar ve dış aktörlerin nüfuzu bu sistemin temel unsurları hâline geldi.

IŞİD’e karşı mücadele döneminde Haşdi Şabi çatısı altında kurumsal bir görünüm kazanan birçok silahlı yapı, zamanla Irak güvenlik sisteminin parçası olarak kabul edildi. Ancak bu grupların tamamı gerçek anlamda devlet komutasına girmedi. Bazı örgütler, resmî güvenlik kurumları içinde yer alırken kendi komuta zincirlerini, ekonomik kaynaklarını ve dış bağlantılarını korudu.

Böylece Irak’ta iki farklı egemenlik anlayışı ortaya çıktı. Birincisi, anayasal olarak Irak devletinin egemenliğiydi. İkincisi ise İran’la bağlantılı silahlı ağların oluşturduğu fiilî egemenlik alanıydı.

Ketaib Hizbullah, Haraket el-Nuceba ve Asaib Ehl el-Hak gibi örgütler hem parlamentoda siyasi temsil buldu hem de silahlı güçlerini korudu. Bu yapılar kendilerini “direniş güçleri” olarak tanımlasa da uygulamada Irak’ın dış politikasını, güvenlik kararlarını ve komşu ülkelerle ilişkilerini etkileyen paralel aktörlere dönüştü.

Reuters’ın değerlendirmesine göre İran destekli Iraklı gruplar, yalnızca silahlı örgütler olarak kalmadı; siyasi ve ekonomik sistemin içine yerleşti. Bazıları on binlerce savaşçıya, füze ve insansız hava aracı kapasitesine sahip yapılar hâline geldi.

Bağdat’ın egemenlik hesabı

Bağdat’ın silahların devlet tekelinde toplanması kararının arkasında üç temel hesap bulunmaktadır.

İlk olarak Irak hükümeti, güvenlik kararlarının anayasal kurumlar tarafından alınmasını istemektedir. Çünkü devlet ordusu dışında silahlı güçlerin bulunması, Irak’ı bölgesel çatışmaların doğal hedefi hâline getirmektedir. İran, ABD ve İsrail arasındaki gerilim yükseldiğinde Irak toprakları doğrudan saldırı ve karşı saldırı alanına dönüşmektedir.

İkinci olarak, Amerikan güçlerinin çekilmesiyle birlikte İran destekli grupların “işgalci güçlere karşı mücadele” gerekçesi zayıflamaktadır. Bu gruplar uzun süredir ABD varlığını silahlı faaliyetlerinin temel bahanesi olarak kullanıyordu. Amerikan güçleri çekildiğinde, silahların korunması için ileri sürülen siyasi ve hukuki gerekçe de büyük ölçüde ortadan kalkacaktır.

Üçüncü olarak Bağdat, İran ve ABD arasında sıkışmış Irak siyasetini yeniden dengelemek istemektedir. Irak hükümeti ne İran’ın vekil savaş alanı olmak ne de sürekli Amerikan askeri varlığına bağımlı kalmak istemektedir. Bu nedenle “yabancı güçler çekilsin, fakat ülkedeki silah da yalnızca devletin elinde bulunsun” anlayışını öne çıkarmaktadır.

Bu yaklaşım, Irak’ın dış aktörlere karşı daha bağımsız bir egemenlik siyaseti kurma arayışıdır. Fakat bu siyasetin başarıya ulaşması, hükümet açıklamalarından çok devletin silahlı gruplara karşı fiilî güç kullanıp kullanamayacağına bağlıdır.

İran rejimi neden alarma geçti?

İran açısından Irak, yalnızca komşu bir ülke değildir. Irak, İran’ın Arap dünyasına açılan kapısı, Suriye ve Lübnan hattına uzanan kara bağlantısının temel parçası ve bölgesel nüfuzunun en önemli dayanaklarından biridir.

Bu nedenle Irak’taki silahlı grupların gerçek anlamda silahsızlandırılması, Tahran açısından yalnızca bir milis ağının kaybı anlamına gelmez. Böyle bir gelişme, İran’ın bütün “direniş ekseni” modelini tartışmaya açabilir.

El Arabiya’nın kaynaklarına göre Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, son Bağdat temaslarında silahların devlet tekelinde toplanması planına karşı çıktı ve sürecin ertelenmesini istedi. Aynı kaynaklar, Kaani’nin bu planı İran’a “arkadan hançer saplamak” olarak nitelendirdiğini aktardı. Bu iddialar bağımsız biçimde doğrulanmış değildir; ancak Kaani’nin Irak’taki temasları ve İran’ın gelişmeden duyduğu rahatsızlık, bölgesel güç dengeleri açısından dikkat çekicidir.

Tahran’ın kaygısı açıktır. Irak’taki silahlı yapıların tasfiyesi, Lübnan’daki Hizbullah, Yemen’deki Husiler ve Suriye’deki İran bağlantılı güçler için de benzer bir baskı modelinin önünü açabilir. Irak’ta devlet egemenliği güçlenirse, İran’ın “devlet içinde silahlı ortaklar” modeli bölgesel ölçekte sorgulanmaya başlayacaktır.

Irak içindeki Şii dengeler

Irak’taki Şii siyasi alan yekpare değildir. İran’a yakın silahlı gruplarla Irak milliyetçiliğini öne çıkaran Şii aktörler arasında önemli yaklaşım farkları bulunmaktadır.

Mukteda es-Sadr çizgisi, İran nüfuzuna mesafeli ve Irak merkezli bir siyasal söyleme sahiptir. Buna karşılık Asaib Ehl el-Hak gibi gruplar, hem İran’la ilişkilerini hem de Irak içindeki siyasi ağırlıklarını korumaya çalışmaktadır.

Bazı silahlı grupların silahlarını devlete teslim etmeye hazır olduklarını açıklaması, Şii siyasi cephenin bütünüyle aynı tutum içinde olmadığını göstermektedir. Buna karşılık Ketaib Hizbullah ve Haraket el-Nuceba gibi daha sert yapılar, silah bırakma fikrine karşı çıkmaktadır.

Bu nedenle mesele yalnızca İran destekli gruplarla Irak hükümeti arasındaki mücadele değildir. Aynı zamanda Şii siyasi alanın kendi içindeki liderlik, kaynak, meşruiyet ve İran’a bağımlılık kavgasıdır.

Sünni Araplar açısından silahların devlet tekeline alınması, uzun süredir talep edilen güvenlik eşitliği ve siyasal normalleşme bakımından olumlu karşılanabilir. Kürdistan Bölgesi açısından ise gelişmeler hem fırsat hem risk taşımaktadır. İran destekli milislerin Erbil üzerindeki baskısı azalabilir; ancak Bağdat’ın merkeziyetçi güvenlik anlayışı, Peşmerge güçleriyle yeni bir yetki tartışması da yaratabilir.

Bu nedenle “tek devlet, tek ordu, tek silah” ilkesi yalnızca İran’a yakın Şii gruplara karşı değil, Irak’taki bütün silahlı yapıları kapsayacak biçimde uygulanmalıdır. Aksi hâlde Bağdat’ın kararı, gerçek bir egemenlik programı değil, siyasi rakiplere karşı seçici bir müdahale olarak algılanacaktır.

30 Eylül’den sonra ne olabilir?

İlk ihtimal, silahlı grupların kademeli biçimde devlet kurumlarına entegre edilmesidir. Bazı gruplar siyasi kanatlarını koruyabilir, ağır silahlarını devlet denetimine bırakabilir ve resmî güvenlik kurumları içinde yeniden yapılandırılabilir. Bu yöntem kısa vadede çatışma riskini azaltabilir; fakat milislerin tamamen ortadan kalkması anlamına gelmez.

İkinci ihtimal, kararın ertelenmesi ve uygulamanın belirsizleştirilmesidir. Gruplar silahların devlet kontrolünü ilkesel olarak kabul edebilir; ancak uygulamayı komisyonlar, yasalar ve siyasi uzlaşma görüşmeleri aracılığıyla yıllarca geciktirebilir. Irak siyasetinde kararları kabul edip uygulamayı ertelemek, sık rastlanan bir yöntemdir.

Üçüncü ihtimal, Bağdat’ın bazı sert gruplara karşı sınırlı operasyon düzenlemesidir. Hükümet bütün silahlı yapılarla aynı anda çatışmak yerine en radikal unsurları hedef alabilir. Bu durumda İran’a yakın gruplar arasında bölünme yaşanabilir. Fakat milisler kamu binalarına, güvenlik merkezlerine veya diplomatik hedeflere saldırarak yeni bir istikrarsızlık dalgası başlatabilir.

Dördüncü ve en tehlikeli ihtimal ise İran’ın silahlı grupları doğrudan tasfiye etmek yerine onları siyasi partilere, ekonomik yapılara ve resmî güvenlik kurumlarına dağıtmasıdır. Böylece silahların görünür kısmı azaltılırken İran’ın gerçek nüfuz kanalları korunabilir.

Irak egemenlik eşiğinde mi?

Bağdat’ın attığı adım önemlidir; ancak henüz bir sonuç değil, başlangıçtır. Irak hükümeti ilk kez silah meselesini yalnızca güvenlik sorunu olarak değil, doğrudan egemenlik sorunu olarak tanımlamaktadır.

Fakat Irak devletinin temel zayıflığı hâlâ devam etmektedir. Silahlı gruplar parlamentoda temsil edilmekte, bakanlıklarda kadro bulundurmakta, ekonomik kaynaklara erişmekte ve güvenlik bürokrasisinin bazı unsurlarıyla iç içe hareket etmektedir. Bu nedenle silahların devlete teslim edilmesi, yalnızca mühimmat depolarının boşaltılmasıyla gerçekleşemez.

Asıl mesele, milislerin devlet içindeki siyasi ve ekonomik ayrıcalıklarının sona erdirilmesidir. Silahı teslim edip siyasi nüfuzunu, ekonomik ağını ve dış bağlantısını koruyan bir yapı, görünüşte devletleşmiş; gerçekte ise paralel gücünü sürdürmüş olur.

İran rejimi açısından Irak’taki gelişmeler, nüfuz kaybı ihtimalinin açık biçimde görünür hâle gelmesidir. Bağdat açısından ise bu süreç, bağımsız bir devlet olma iddiasının en ciddi sınavıdır.

30 Eylül, Irak’ta yalnızca bir takvim tarihi değildir. Bu tarih, egemenlik ile vesayet arasındaki mücadelenin açık ilanıdır.

Bağdat bu sınavı kazanırsa İran’ın bölgesel nüfuz zincirinde ciddi bir halka kopacaktır. Kaybederse 30 Eylül, yalnızca ertelenmiş bir kararın tarihi olarak kalacaktır.

Asıl soru şudur:

Irak, İran’ın vekil güçlerinin yönettiği bir güvenlik alanı olmaktan çıkıp kendi ordusu, kendi sınırları ve kendi karar mekanizması olan gerçek bir devlet hâline gelebilecek mi?

Bu sorunun cevabı, yalnızca Irak’ın geleceğini değil; İran’ın bölgesel nüfuzunu, Suriye–Irak–Lübnan hattını ve Ortadoğu’daki vekil savaş düzeninin geleceğini de belirleyecektir.

Yazar

  • Mesut HARAY

    Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.


HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Mesut HARAY adlı kullanıcının avatarı

By Mesut HARAY

Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.

Bir Cevap Yazın

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin