Tahran’ın çok halklı İran’a kestiği yeni fatura: Benzin şoku, ekonomik kriz ve yaklaşan toplumsal kırılma
HARAYHABER | Stratejik Araştırma–Analiz
İran’da “İran halkı” adıyla tek ve homojen bir halk yoktur. İran, farklı tarihî, etnik, dilsel ve kültürel toplulukların yaşadığı çok halklı bir devlet ve coğrafyadır. Farslar, Güney Azerbaycan Türkleri, Kürtler, Araplar, Beluçlar, Türkmenler, Gilekler, Mazenderanlılar ve diğer topluluklar, Tahran merkezli siyasi yapı altında yaşamaktadır.
Bu nedenle benzin fiyatındaki artışın etkisi de bütün bölgelerde aynı değildir. Aynı fiyat düzenlemesi; Tebriz’de başka, Urmiye’de başka, Ahvaz’da başka, Beluçistan’da başka, Tahran’da ise bambaşka sonuçlar doğurabilir. Merkezi yönetimin bütün bu farklılıkları yok sayarak tek tip ekonomik politika uygulaması, enerji krizini aynı zamanda bir merkez–çevre ve yönetim krizine dönüştürmektedir.
Kerman’da gündeme getirilen litre başına 87 bin 200 tümenlik benzin uygulaması bu bakımdan yalnızca bir fiyat değişikliği değildir. Bu gelişme, İran rejiminin ekonomik çöküşün maliyetini ülkede yaşayan halklara aktarma girişimidir.
Rakamların anlamı: 17,4 katlık fiyat şoku
Kerman eyaletinde benzinin rafineri maliyeti üzerinden litre başına 87 bin 200 tümenle satılması planlandı. Uygulamanın 204 akaryakıt istasyonunda başlatılması, vatandaşlara 110 litre ulusal ve 40 litre eyalet kotası verilmesi öngörüldü.
Ancak uygulama başlamadan kısa süre önce durduruldu. Kerman Petrol Ürünleri Dağıtım Şirketi, yakıt satışının şimdilik eski düzen üzerinden sürdürüleceğini açıkladı.
İran’da günlük kullanımda 1 tümen 10 riyale karşılık gelmektedir. Resmî açıklamalarda zaman zaman riyal kullanılsa da halkın günlük ekonomik hesabı tümen üzerinden yapılmaktadır.
87 bin 200 tümenlik fiyat, 5 bin tümenlik mevcut üst kademe yakıt fiyatıyla karşılaştırıldığında yaklaşık 17,4 katlık artış anlamına gelir. Yüzde olarak bu artış yaklaşık 1.644’tür. 60 litrelik bir depo ise 87 bin 200 tümenlik fiyatla yaklaşık 5 milyon 232 bin tümene dolacaktır.
Bu rakam, düşük gelirli bir aile için sıradan ulaşım gideri değildir. Bu, kira, gıda, ilaç ve eğitim harcamalarıyla yarışan doğrudan bir geçim yüküdür.
Asıl kriz benzinin ucuzluğu değil, devletin yönetemediği enerji sistemidir
Tahran yönetimi benzin fiyatını artırma girişimini genellikle üç gerekçeyle savunmaktadır:
- Yakıt kaçakçılığı,
- Aşırı tüketim,
- Sübvansiyonların bütçeye yükü.
Bu gerekçelerin tümü bütünüyle gerçek dışı değildir. İran’da düşük fiyatlı yakıt, komşu bölgelere kaçakçılığı kârlı hâle getirmektedir. Araç filosu eski ve verimsizdir. Enerji tüketimi yüksektir. Rafineri yatırımları ise uzun yıllardır yetersiz kalmıştır.
Reuters’a göre İran’ın günlük benzin üretimi yaklaşık 110 milyon litre düzeyinde kalırken tüketim bazı dönemlerde 140 milyon litreye kadar çıkmaktadır.
İranWire ise rafinerilerin günlük üretim kapasitesinin yaklaşık 110 milyon litre, tüketimin ise 130 milyon litre civarında olduğunu ve yaklaşık 20 milyon litrelik açık bulunduğunu bildirmiştir.
Ancak bu tablo yalnızca vatandaşların fazla benzin tüketmesiyle açıklanamaz. Krizin daha derin nedenleri vardır:
İran’da altyapı yatırımları geri kalmış, yerli otomobil üreticileri düşük verimli araçlar üretmiş, enerji yönetimi şeffaf olmaktan çıkarılmış ve petrol gelirleri uzun vadeli ekonomik kalkınma yerine güvenlik ve dış politika hedeflerine yönlendirilmiştir.
Bu nedenle hükümetin faturayı doğrudan tüketiciye çıkarması, kendi yönetim başarısızlığını toplumun üzerine aktarmasıdır.
Benzin fiyatı, dış politikanın görünür faturasıdır
İran’da yaşayan halkların temel itirazı yalnızca fiyat artışına değildir. Asıl itiraz, devletin dış politika ve güvenlik tercihlerinin ekonomik maliyetinin sürekli olarak sıradan insanların gelirine yüklenmesinedir.
Tahran yönetimi bölgesel nüfuz politikalarına, askerî kapasiteye, füze programına, güvenlik kurumlarına ve vekil güç ağlarına büyük kaynak ayırmaktadır. Bu harcamaların tamamının doğrudan benzin fiyatına aktarıldığını iddia etmek için ayrıntılı ve şeffaf bütçe verilerine ihtiyaç vardır. Fakat siyasi algı bakımından durum açıktır:
Toplum devlet bütçesini denetleyememekte, güvenlik harcamalarını görememekte, dış politika kararlarını değiştirememektedir. Buna karşılık benzin, ekmek, kira, ulaşım ve ilaç fiyatlarını doğrudan yaşamaktadır.
Bu şartlar altında toplumda şu kanaat güçlenmektedir:
“Tahran dışarıda kriz üretiyor, içeride ise bu krizin bedelini biz ödüyoruz.”
Dolayısıyla benzin zammı, salt ekonomik bir düzenleme olmaktan çıkıp rejimin meşruiyetine yönelen bir sorgulamaya dönüşmektedir.
“Sübvansiyonsuz benzin” neden tehlikeli bir kavramdır?
87 bin 200 tümenlik fiyatın “zorunlu fiyat artışı” değil, “sübvansiyonsuz benzin seçeneği” olarak sunulması dikkat çekicidir.
Bu ifade, kamuoyundaki tepkiyi azaltmak için kullanılan siyasi bir çerçevedir. Çünkü hükümet böylece “benzinin fiyatını artırmadık, yalnızca isteyenlere daha pahalı bir seçenek sunduk” diyebilmektedir.
Ancak bu sistemin arkasında daha büyük bir risk vardır. Kota ucuz tutulurken kota dışı tüketim giderek pahalılaştırılır. Ardından ucuz kota azaltılır. Son aşamada vatandaşın temel ihtiyacı da yüksek fiyatlı kategoriye taşınır.
İran’da 2025 yılında oluşturulan kademeli sistemde 60 litre yakıt 1.500 tümen, sonraki 100 litre 3.000 tümen, kota dışı tüketim ise 5.000 tümen karşılığında düzenlenmişti. Bu yapı, doğrudan tek seferlik zam yerine kademeli fiyatlandırma ve kota daraltma anlayışının temelini oluşturdu.
Kerman’daki 87 bin 200 tümenlik rakam, bu sistemin çok daha sert bir aşamaya taşınabileceğini göstermektedir.
Bu nedenle Kerman uygulaması bir “ek seçenek” değil, uzun vadeli fiyat serbestleştirmesinin siyasi olarak denenmiş ilk adımıdır.
Kaçakçılıkla mücadele neden vatandaşın cezalandırılmasına dönüşüyor?
Yakıt kaçakçılığı İran’da gerçek ve önemli bir sorundur. Ancak kaçakçılığın bütün yükünü otomobil kullanan sıradan insanlara yüklemek, ekonomik adalet açısından savunulamaz.
Kaçakçılık yalnızca vatandaşın ucuz benzin almasından oluşmaz. Sınır geçişleri, dağıtım zincirleri, istasyon denetimleri, kamu görevlileri ve organize ekonomik ağlar da bu sistemin parçasıdır.
Devlet bu zinciri denetleyemiyorsa, bunun bedelini hastaneye gitmek zorunda kalan hasta, her gün köyüne ulaşan öğretmen, tarlasına giden çiftçi ve işine gitmek için otomobil kullanan işçi ödememelidir.
Özellikle geniş yüzölçümüne ve uzun ulaşım mesafelerine sahip bölgelerde aynı fiyat politikası toplumsal eşitsizliği büyütür. Kerman, Güney Azerbaycan, Kürdistan, Huzistan ve Beluçistan gibi bölgelerde ulaşıma bağımlılık farklı biçimlerde yaşanmaktadır. Tahran’ın tek merkezden hazırladığı standart kota sistemi bu farklılıkları yok saymaktadır.
Güney Azerbaycan’da olası etkiler
87 bin 200 tümenlik uygulamanın Güney Azerbaycan’da başlatıldığına dair doğrulanmış bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak benzer bir sistemin ülke çapında yayılması hâlinde Tebriz, Urmiye, Erdebil, Zencan ve çevre bölgelerde ciddi sonuçlar doğabilir.
Güney Azerbaycan’da köyler, kasabalar ve şehir merkezleri arasındaki ulaşım; sağlık, eğitim, tarım ve ticaret açısından yaşamsal öneme sahiptir. Kırsal nüfusun kent merkezlerine ulaşımı, yalnızca kişisel tercih değil, zorunluluktur.
Tahran’ın bütün bölgeleri aynı kota ve aynı fiyat sistemiyle değerlendirmesi, Güney Azerbaycan’ın ekonomik gerçeklerini dikkate almayan merkezî bir dayatma anlamına gelecektir.
Burada mesele yalnızca benzin değildir. Güney Azerbaycan’da ekonomik baskı; ana dil, kültürel haklar, bölgesel yatırım eksikliği, çevre sorunları ve siyasi temsil yetersizliğiyle birleşmektedir.
Bu nedenle yakıt fiyatı, tek başına ekonomik bir tepki üretmeyebilir; fakat mevcut kimlik ve merkezî yönetim sorunlarıyla birleştiğinde daha geniş bir siyasi hoşnutsuzluğun parçası hâline gelebilir.
2019’un mirası: Fiyat artışı sokağın kıvılcımıdır
Kasım 2019’da yapılan yaklaşık yüzde 50’lik benzin zammı, İran’da geniş çaplı protestoların başlamasına yol açmıştı. Birleşmiş Milletler uzmanlarına göre gösteriler 31 eyaletin 29’una yayıldı, internet büyük ölçüde kesildi ve binlerce kişi gözaltına alındı.
Ölü sayısı konusunda farklı tahminler bulunmaktadır. Uluslararası Af Örgütü en az 304 kişinin öldüğünü açıklamış, Reuters ise İranlı kaynaklara dayanarak ölü sayısının yaklaşık 1.500’e ulaşmış olabileceğini bildirmiştir.
2019 olaylarının temel dersi şudur:
Benzin zammı protestoların tek nedeni değildir; yıllarca biriken ekonomik ve siyasi öfkeyi sokağa taşıyan kıvılcımdır.
Bugün İran’da yaşayan halkların ekonomik şartları 2019’dan daha ağırdır. Para birimi değer kaybetmiş, gelirler enflasyon karşısında erimiş, konut ve gıda maliyetleri artmış, devlet ile toplum arasındaki güven daha da zayıflamıştır.
Bu nedenle yeni bir zam kararı, yalnızca benzin istasyonlarında tepki doğurmaz. Kamyoncu grevlerine, esnaf kepenk kapatmalarına, işçi eylemlerine ve bölgesel protestolara dönüşebilir.
Önümüzdeki dönem için stratejik öngörüler
İran rejiminin kısa vadede doğrudan ülke çapında 87 bin 200 tümenlik fiyat uygulamasına geçmesi siyasi açıdan yüksek risk taşımaktadır. Daha olası yöntem, fiyat artışını kademeli ve dolaylı biçimde uygulamaktır.
İlk aşamada ücretsiz veya ek istasyon kartlarının kaldırılması, kota dışı satışların daraltılması ve bazı araç gruplarının yüksek fiyatlı kategoriye geçirilmesi beklenebilir.
İkinci aşamada bölgesel uygulamalar gündeme getirilebilir. Kerman’da yaşanan geri adım, bu sürecin ertelendiğini; fakat tamamen iptal edilmediğini göstermektedir.
Üçüncü aşamada, yakıt açığı büyürse hükümet “ithalat imkânsızlığı”, “savaş şartları”, “kaçakçılık” ve “ulusal güvenlik” gerekçeleriyle daha sert fiyatlandırmaya yönelebilir.
Bu süreçte özellikle şu göstergeler izlenmelidir:
- Ulusal yakıt kotasının yeniden azaltılması,
- İstasyon kartlarının kullanımının sınırlandırılması,
- Güney ve Doğu bölgelerinde yeni bölgesel fiyat uygulamaları,
- Ulaşım ve nakliye ücretlerine zam yapılması,
- Benzin zammıyla birlikte güvenlik tedbirlerinin artırılması,
- İnternet ve iletişim kısıtlamalarının yeniden gündeme gelmesi.
Sonuç: 87 bin 200 tümen, fiyat değil rejim kapasitesi sınavıdır
Kerman’daki 87 bin 200 tümenlik benzin planının durdurulması, Tahran’ın ekonomik sorunu çözdüğü anlamına gelmez. Bu yalnızca rejimin toplumsal tepki karşısında geri adım attığını gösterir.
İran rejimi aynı anda üç çıkmazla karşı karşıyadır:
Enerji açığını kapatmak istemektedir; fakat altyapı yatırımları yetersizdir. Sübvansiyonları azaltmak istemektedir; fakat toplumun alım gücü çökmüştür. Fiyatları artırmak istemektedir; fakat 2019 deneyimi yeni bir toplumsal patlama ihtimalini hatırlatmaktadır.
Bu nedenle benzin meselesi, İran’da yalnızca ekonomik bir sorun değil, çok halklı bir devletin merkezî yönetim krizidir.
Tahran’ın bütün halkları tek tip fiyat, tek tip kota ve tek tip idari anlayışla yönetme çabası; ekonomik yükü artırdığı gibi bölgesel adaletsizlik duygusunu da güçlendirmektedir.
Kerman’daki geri adım kalıcı çözüm değildir. Bu, yalnızca yaklaşan daha büyük bir fiyat ve meşruiyet krizinin ertelenmesidir.
İran rejimi benzinin fiyatını artırmadan enerji krizini yönetemiyor; artırdığında ise ülkede yaşayan halkların ekonomik ve siyasi tepkisini kontrol etmekte zorlanıyor.
87 bin 200 tümenlik benzin, bu nedenle yalnızca bir rakam değildir. Bu rakam, Tahran’ın çok halklı İran üzerindeki yönetim kapasitesinin ve toplumsal meşruiyetinin yeni sınır çizgisidir.
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
