Abbas Lisani, Ali Hayırçu, Yusuf Kâri ve Behzad Deşti’ye ağır hapis cezaları

Tahran Devrim Mahkemesi, Güney Azerbaycan Türk Millî Hareketi’nin dört tanınmış ismini toplam 40 yıl hapis cezasına çarptırdı. Şiddet içeren somut bir eylem gösterilmeden Türk kimliği çevresindeki millî ve toplumsal çalışmaların “ülke güvenliğine tehdit” sayılması, İran’da yargının siyasal baskı aracı olarak kullanılmasını bir kez daha gözler önüne serdi.

Tahran Devrim Mahkemesi 28. Şubesi; Abbas Lisani, Ali Hayırçu, Yusuf Kâri ve Behzad Deşti hakkında toplam 40 yıl hapis cezası verdi. Hâkim Muhammed Rıza Amuzad başkanlığındaki mahkemenin kararı, elektronik tebligat sistemine kaydedildi ve dava avukatı tarafından dosyadan alındı.

Karara göre dört millî aktivistin her biri, “ülke güvenliğine karşı suç işlemek amacıyla toplanmak ve anlaşmak” suçlamasıyla beşer yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Abbas Lisani’ye ayrıca “ülke içinde Türk ayrılıkçı bir grup kurmak ve yönetmek” suçlamasıyla 10 yıl daha hapis cezası verildi. Lisani’nin cep telefonuna el konulmasına da hükmedildi. Böylece kendisi hakkında verilen toplam hapis cezası 15 yıla ulaştı.

Yusuf Kâri ve Behzad Deşti’ye ise “Türk ayrılıkçı bir gruba üye olmak” suçlamasıyla beşer yıl ek ceza verildi. Her iki aktivistin toplam cezası 10’ar yıl olurken Ali Hayırçu beş yıl hapse mahkûm edildi.

Somut eylem nerede?

Mahkemenin gerekçesinde güvenlik birimlerinin raporları, “teknik belgeler”, soruşturma sırasında alınan ifadeler ve dosyada bulunduğu belirtilen birtakım işaretler mahkûmiyet için yeterli sayıldı. Ancak açıklanan kararda, sanıkların hangi somut şiddet eylemini gerçekleştirdikleri ya da ülke güvenliğine nasıl doğrudan zarar verdikleri ortaya konulmadı.

İran Ceza Kanunu’nun 498, 499 ve 610. maddelerine dayandırılan karar, rejimin yoruma açık “ulusal güvenlik” hükümlerini Türk millî hareketine karşı nasıl kullandığını yeniden gösterdi.

Ana dilinde eğitim istemek, Türk kimliğini savunmak ve millî haklar konusunda örgütlü çalışma yürütmek; Tahran’ın güvenlikçi sözlüğünde kolaylıkla “bölücülük” suçlamasına dönüştürülebiliyor. Böylece hukuki sınırları belirsiz suçlamalar, siyasal baskıya görünürde yasal bir kılıf sağlıyor.

“Gösteri mahkemesine katılmayacağız”

Abbas Lisani ve Yusuf Kâri, Evin Cezaevi yetkililerinin baskılarına rağmen 30 Mayıs 2026 tarihinde görülen duruşmaya katılmayı reddetmişti. İki aktivist, kapalı yürütülen ve adil yargılama koşullarından yoksun olduğunu belirttikleri duruşmaları “gösteri mahkemesi” olarak tanımlamıştı.

Ali Hayırçu da mahkemeye yazılı savunma göndermesine rağmen duruşmaya katılmadı. Mahkeme ise sanıkların yokluğunu, karar vermesinin önünde bir engel olarak görmedi. Güvenlik görevlilerinin hazırladığı raporlar ve soruşturma belgeleri üzerinden ağır hapis cezaları verdi.

Abbas Lisani ve Yusuf Kâri hakkındaki karar gıyapta verildi. Bu nedenle kararın gerçek anlamda tebliğ edilmesinden itibaren 20 gün içinde aynı mahkemeye itiraz edebilecekleri bildirildi. Behzad Deşti ve Ali Hayırçu açısından da Tahran Eyaleti İstinaf Mahkemesine başvuru yolu açık tutuldu.

Evin Cezaevi önünde gözaltı ve darp iddiası

Dört aktivist, 11 Kasım 2025 tarihinde Evin Cezaevi önünde gözaltına alınmıştı. Saatler sonra Evin Savcılığına bağlı 6. Soruşturma Şubesine götürülen aktivistlere; “yasa dışı grup kurmak veya üye olmak”, “ülke güvenliğine karşı toplanmak ve anlaşmak” ve “kamu düzenini bozmak” suçlamaları yöneltildi.

Gözaltına alınanlar, güvenlik ve kolluk görevlilerinin fiziksel şiddetine uğradıklarını bildirdi. Yaralanma izlerinin kayıt altına alınması için adli tıp kurumuna gönderilmelerini isteyen aktivistler, Tahran Başsavcılığına ve Evin Cezaevi yönetimine dilekçeler sundu.

Ancak açıklanan mahkeme kararında, darp ve kötü muamele iddiaları hakkında bağımsız ve etkili bir soruşturma yürütüldüğüne ilişkin herhangi bir bilgi yer almadı. İddiaların araştırılması yerine, güvenlik birimlerinin hazırladığı raporların mahkûmiyet dayanağı hâline getirilmesi davanın niteliği hakkındaki kuşkuları daha da artırdı.

Yargılama değil, siyasal cezalandırma

Bu dava yalnızca dört aktivist hakkında açılmış sıradan bir ceza dosyası değildir. Karar, İran rejiminin Güney Azerbaycan’daki millî uyanışı bir güvenlik tehdidi olarak gördüğünü ve Türk kimliğinin örgütlü biçimde savunulmasını ağır cezalarla bastırmaya çalıştığını gösteriyor.

Mahkeme kararında kullanılan “Türk ayrılıkçı grup” tanımlaması da dikkat çekicidir. Burada yalnızca belirli bir örgüt suçlanmıyor; “Türk” sözcüğü doğrudan güvenlik dosyasının ve suçlayıcı dilin içine yerleştiriliyor. Böylece kimlik talebi ile şiddet eylemi arasındaki sınır bilinçli biçimde ortadan kaldırılıyor.

İran’da Türkçe eğitim hakkını, kültürel özgürlüğü ve millî kimliği savunan kişilerin “ayrılıkçı” ilan edilmesi yeni değildir. Yeni olan, rejimin giderek derinleşen siyasal ve toplumsal kriz ortamında cezaların ölçüsünü ağırlaştırarak topluma açık bir korku mesajı vermesidir.

40 yıllık cezanın asıl hedefi toplumdur

Abbas Lisani, Ali Hayırçu, Yusuf Kâri ve Behzad Deşti’ye verilen toplam 40 yıllık ceza, yalnızca dört insanın özgürlüğünü hedef almıyor. Bu karar aracılığıyla Güney Azerbaycan Türk toplumuna, “Kimliğini savunursan bedel ödersin” mesajı veriliyor.

Fakat Tahran’ın gözden kaçırdığı temel gerçek şudur: Milyonlarca insanın ana dili, kimliği ve millî hakları mahkeme kararıyla ortadan kaldırılamaz. Türk kimliğini güvenlik tehdidi olarak gören bir düzen, sorunu çözmez; yalnızca adaletsizliği büyütür ve toplumla devlet arasındaki uçurumu daha da derinleştirir.

Bu nedenle verilen 40 yıllık ceza, İran yargısının gücünü değil, rejimin Güney Azerbaycan’daki millî uyanış karşısında duyduğu korkuyu göstermektedir. Çünkü adaletin bulunduğu yerde düşünce cezalandırılmaz; kimlik suç sayılmaz ve mahkemeler siyasal hesaplaşma merkezine dönüştürülmez.

Yazar

  • Mesut HARAY

    Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.


HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Mesut HARAY adlı kullanıcının avatarı

By Mesut HARAY

Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.

Bir Cevap Yazın

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin