Dört millî aktiviste verilen toplam 40 yıllık hapis cezası, 26 isimden oluşan açık mahpus listesi, aylarca süren belirsiz tutukluluklar ve “propaganda”dan “casusluk” ile “yeryüzünde bozgunculuğa yardım” suçlamalarına uzanan dosyalar, İran’da Güney Azerbaycan Türk kimliğinin sistemli biçimde güvenlikleştirildiğini gösteriyor. Mesele yalnızca cezaevindeki insanların sayısı değil; kimlik, ana dili, örgütlenme ve toplumsal dayanışma hakkının adım adım suç alanına çekilmesidir.

HARAYHABER | Stratejik Araştırma–Analiz
Araştırmacı – Gazeteci – Yazar: Mesut HARAY
Güncelleme: 6 Ağustos 2026

Yönetici özeti

İran’daki Güney Azerbaycanlı millî aktivistlere ilişkin kamuya açık son raporlar üç temel gerçeğe işaret ediyor:

Birincisi, cezaevinde bulunduğu, tutukluluğunun sürdüğü veya elektronik denetimli infaz altında olduğu bildirilen isimlerden oluşan açık liste 26 kişiye ulaşmaktadır. Ancak İran makamlarının şeffaf bilgi vermemesi nedeniyle bu rakam kesin bir resmî tutuklu sayısı değildir. Bazı aktivistlerin son fiziksel konumu bağımsız kaynaklarca doğrulanamamaktadır.

İkincisi, baskı yalnızca mahkûmiyet kararlarıyla yürütülmemektedir. Uzun süreli geçici tutukluluk, avukata erişimin engellenmesi, sağlık hizmetlerinin geciktirilmesi, yüksek kefaletler, elektronik araçlara el konulması, aile görüşmelerinin sınırlandırılması ve belirsizlik içinde bırakma da cezalandırma düzeninin parçalarıdır.

Üçüncüsü, dosyalarda tekrar eden suçlamalar; “rejim aleyhine propaganda”, “ulusal güvenliğe karşı toplanma ve anlaşma”, “yasa dışı grup kurma veya üyelik”, “casusluk” ve “yeryüzünde bozgunculuğa yardım”dır. Bu kavramların geniş ve esnek yorumlanması; kültürel çalışma, medya faaliyeti, ana dili talebi, insan hakları savunuculuğu ve tutuklu aileleriyle dayanışmanın ağır güvenlik suçlarına dönüştürülmesini mümkün kılmaktadır.

40 yıllık karar: Dayanışmanın cezalandırılması

Tahran Devrim Mahkemesi 28. Şubesi; Abbas Lisani, Yusuf Kâri, Behzad Deşti ve Ali Hayırçu hakkında toplam 40 yıl hapis cezası verdi.

AktivistVerilen cezaBildirilen güncel durum
Abbas Lisani15 yılEvin Cezaevi’nde
Yusuf Kâri10 yılEvin Cezaevi’nde
Behzad Deşti10 yıl6 milyar tümen kefaletle geçici serbest
Ali Hayırçu5 yıl6 milyar tümen kefaletle geçici serbest

Abbas Lisani’ye “ülke güvenliğini bozmak amacıyla grup kurmak ve yönetmek” suçlamasıyla 10 yıl, “ulusal güvenliğe karşı toplanma ve anlaşma” suçlamasıyla beş yıl hapis verildi. Cep telefonuna da el konulmasına hükmedildi.

Yusuf Kâri ve Behzad Deşti’ye “gruba üyelik” ve “ulusal güvenliğe karşı toplanma” suçlamalarından beşer yıl olmak üzere 10’ar yıl; Ali Hayırçu’ya ise beş yıl hapis cezası verildi.

Dört aktivistin 11 Kasım 2025’te Evin Cezaevi önünde gözaltına alınmış olması dosyanın siyasal niteliğini daha görünür kılmaktadır. Eylemleri, tutuklu Tahir Nagavi ve Vedud Esedi’nin ailelerinin talepleriyle dayanışmaktan ibaretti. Böylece rejim, tutuklu aileleriyle dayanışmayı dahi yeni bir tutuklama ve mahkûmiyet gerekçesine dönüştürmüş oldu.

“Toplam 40 yıl” ifadesi, dört kişi hakkında verilen cezaların aritmetik toplamıdır. İran Ceza Kanunu’nun çoklu tazir cezalarına ilişkin hükümleri nedeniyle her aktivistin fiilen ne kadar süre cezaevinde kalacağı istinaf ve infaz aşamasında kesinleşecektir. Ancak bu hukuki ayrım, kararın siyasal mesajını değiştirmiyor: Tutuklu aileleriyle dayanışmak dahi ağır bir “güvenlik suçu” gibi cezalandırılmaktadır.

Açık mahpus ve tutuklu listesi

Aşağıdaki tablo, 23 Temmuz tarihli kapsamlı rapor ile sonradan yayımlanan güncellemelerin karşılaştırılmasıyla hazırlanmıştır. “Bildirilen durum” ifadesi, İran makamlarınca yayımlanmış resmî bir cezaevi listesi anlamına gelmemektedir.

Erdebil Cezaevi

İsimHukuki durum ve temel sorun
Asgar Ekberzade28 Haziran 2026’da gözaltına alındı. Erdebil Cezaevi 9. koğuşuna nakledildi. “Yasa dışı gruba üyelik”, “rejim aleyhine propaganda” ve “medya faaliyeti” suçlamaları bildirildi. Karaciğer rahatsızlığı nedeniyle düzenli tedaviye ihtiyaç duyduğu aktarılıyor.
Ali Vasıki28 Haziran’da gözaltına alındı; 2 Temmuz’da Erdebil Cezaevi’ne gönderildi. Hakkında bir aylık geçici tutuklama kararı verildiği bildirildi. Serbest bırakıldığına ilişkin doğrulanmış bilgi bulunmuyor.
Siyamek MirzayiHıyav’da gözaltına alınarak Erdebil’e götürüldü. Ali Vasıki ile birlikte 2 Temmuz’da cezaevine nakledildi. Dosyası ve tutukluluk süresi belirsizliğini koruyor.

Geçici tutuklamanın somut delillerle gerekçelendirilmeden uzatılması, mahkeme kararı verilmeden cezalandırma sonucunu doğurmaktadır. Bu yöntem, aktivistlerin yalnızca özgürlüğünü değil; işini, ailesini ve toplumsal ilişkilerini de hedef almaktadır.

Tebriz Cezaevi ve bağlantılı dosyalar

İsimCeza veya bildirilen durum
Emin TakizadeÜç yıl yedi ay ve sekiz ay olmak üzere toplam dört yıl üç ay hapis; cezasının infazına başlandığı bildirildi.
Semed HaydariEmin Takizade ile aynı suçlama ve cezalara mahkûm edildi; Tebriz Cezaevi’nde olduğu bildiriliyor.
Rıza SelimiToplam dört yıl üç aylık hükmü kesinleşti. Cezaevine giriş ve son fiziksel konumu konusunda açık kaynaklar tam olarak örtüşmüyor.
Yaşar Hasanpur24 Şubat 2026’dan beri tutuklu. Aylar geçmesine rağmen suçlamaların ayrıntıları ve dosyanın takvimi açıklanmadı; avukata erişim sorunu bildirildi.
Yuruş MehralibeyliToplam dokuz yıl dokuz ay hapis cezası; Ocak 2026’da gözaltına alınarak Tebriz Cezaevi’ne götürüldü.
Ali Babayi“Gruba üyelik” ve “ulusal güvenliğe karşı toplanma” suçlamalarından toplam altı yıl dört ay hapis; Ocak 2026’dan beri tutuklu.
Yunus MeramiDosyası “propaganda”dan “casusluk” ve ardından “yeryüzünde bozgunculuğa yardım” suçlamasına dönüştürüldü. Tebriz Cezaevi karantina bölümünde tutulduğu bildirildi.
Dr. Ebülfezl RencberiAvukat, yazar ve akademisyen. Bilimsel konferansa katılması ile Azerbaycan Cumhuriyeti’nde makale yayımlaması dosyaya delil olarak konuldu. Yunus Merami ile aynı ağır suçlama üzerinden yargılanıyor.
İbrahim Asmani – Azeroğlu30 aylık hükümlü. 15 Temmuz’da bir günlük elektronik kelepçeli izne çıkarıldığı bildirildi. Bu işlem tahliye anlamına gelmemektedir. Sonraki fiziksel durumu ayrıca doğrulanmalıdır.
Ali Amanzade BaşmakçıBir yıllık hükümlü. Elektronik kelepçeli kısa izin uygulamasından yararlandığı bildirildi; cezası sona ermiş değildir.

Emin Takizade, Semed Haydari ve Rıza Selimi’ye yöneltilen suçlamaların merkezinde “ulusal güvenliğe karşı toplanma” ile “rejim aleyhine propaganda” yer almaktadır. Şiddet içeren somut bir eylem ortaya konulmadığı hâlde düşünce açıklaması ve toplumsal ilişki ağlarının cezai delil sayılması, güvenlik hukukunun sınırlarının ne kadar genişletildiğini göstermektedir.

Evin Cezaevi ve Tahran merkezli dosyalar

İsimCeza veya bildirilen durum
Abbas LisaniYeni dosyada 15 yıl hapis; sekiz ayı aşkın süredir Evin Cezaevi’nde.
Yusuf Kâri10 yıl hapis; Evin Cezaevi’nde tutuluyor.
Araz Aman“Casusluk” ve “ulusal güvenliğe karşı toplanma” suçlamalarından toplam 13 yıl.
Ayaz SeyfhahAynı suçlamalardan toplam 14 yıl; hükmü Yüksek Mahkemece onandı.
Bakır HacızadeToplam 13 yıl hapis; hükmü Yüksek Mahkemece onandı.
Kerem Merdane“Casusluk” ve “ulusal güvenliğe karşı toplanma” suçlamalarından toplam 11 yıl hapis verildiği bildirildi.
Fatime Ateşi Hıyaviİstinafta beş yıllık cezanın üç yılı ertelendi; iki yıllık kısmı infaza tabi. Son fiziksel konumu ayrıca doğrulanmalıdır.
Vedud EsediTemmuz derlemesinde cezaevinde gösteriliyor. Güncel koğuşu ve dosyanın son aşaması konusunda yeterli şeffaf bilgi bulunmuyor.
Tahir NagaviAvukat ve Türk kimliği hakları savunucusu. Cezaevi ve hastane sevkleri sırasında tedavi hakkının engellendiğine ilişkin raporlar bulunuyor.
Mürteza PervinBeş yıl “toplanma ve anlaşma”, bir yıl “propaganda” olmak üzere toplam altı yıl hapis verildiği bildirildi. Sağlık hizmetlerine erişim sorunu daha önce de gündeme geldi.
Abdülaziz Azimi KadimBeş yıl ve bir yıl olmak üzere toplam altı yıl hapis cezası bildirildi.
Salar Tahir AfşarBeş yıllık hükmünün yanı sıra cezaevi döneminde yeni dosyalarla karşılaştı. Son cezaevi ve infaz durumu bağımsız biçimde güncellenmelidir.
Mahmud Ocakoğluİstinafta kesinleşen 11 yıllık cezasını Evin Cezaevi’nde çekiyor. Basın, sosyal medya, siyasi faaliyet ve yurt dışına çıkış yasakları da getirildi.

Ayaz Seyfhah, Araz Aman ve Bakır Hacızade hakkında verilen toplam 40 yıllık cezanın Yüksek Mahkeme tarafından onanmış olması, olağan itiraz yollarının büyük ölçüde tüketildiğini gösteriyor. Üç kişinin mahkûmiyetlerinde “casusluk” suçlaması belirleyici oldu.

13 aktivistlik toplu dosya: 81 yıl beş ay

Tebriz merkezli başka bir toplu dosyada 13 Güney Azerbaycanlı aktiviste verilen toplam ceza, istinaf aşamasında 85 yıl dokuz aydan 81 yıl beş aya indirildi.

Yuruş Mehralibeyli dokuz yıl dokuz ay; Hamed Yeganepur, İbrahim Avazzade, Araz İbrahimnejad, Hüseyin Azadi, Emir Hüseyin Ağayi, Nasır Razmcu, Davud Şiri, Cavad Sudber, Mehrdad Kadirî, Ali Babayi ve Muhammed Rıza Muvahhid altışar yıl dört ay; Mürteza Nurmuhammedi ise iki yıl hapis cezasına mahkûm edildi.

Bu dosyada dikkat çeken nokta, somut ve bireyselleştirilmiş eylemlerden çok “gruba üyelik” ve “toplanma” kavramlarının kullanılmasıdır. Toplumsal ilişkiler, ortak toplantılar ve kimlik temelli faaliyetler bir örgütsel suç şemasına dönüştürülmektedir.

En tehlikeli dosya: Merami ve Rencberi

Yunus Merami ile Dr. Ebülfezl Rencberi’nin dosyası, yalnızca iki kişinin yargılanmasından ibaret değildir. Bu dosya, İran güvenlik sisteminin kültürel ve bilimsel çalışmayı nasıl ağır bir devlet suçuna dönüştürebildiğinin örneğidir.

İlk aşamada “rejim aleyhine propaganda” olarak gösterilen isnatlar daha sonra “düşman ülkeler lehine casusluk” şeklinde değiştirildi. Ardından suçlama “yeryüzünde bozgunculuğa yardım” düzeyine çıkarıldı.

Rencberi’nin Azerbaycan Cumhuriyeti’nde bilimsel bir konferansa katılması, makale yayımlaması ve çeviri çalışmaları suçlama dosyasının parçaları olarak gösterildi. Uluslararası bilimsel ilişki ile casusluk arasında somut delile dayanmayan bir bağ kurulması, akademik özgürlüğü doğrudan tehdit etmektedir.

“Yeryüzünde bozgunculuk” İran hukukunda ölüm cezası doğurabilen ana suçlardan biridir. Buradaki isnadın “yardım etme” biçiminde kurulmuş olması cezanın hukuki niteliğini değiştirebilir; ancak suçlamanın kendisi dahi sanıkları ağır bir cezalandırma ve ölüm cezası riski taşıyan güvenlik düzeninin içine sokmaktadır. Suçlamaların sürekli değiştirilmesi, savunmanın hangi somut fiile karşı yapılacağının belirsizleşmesine de yol açmaktadır.

Cezaevinde olmayan ancak özgür de sayılamayacak isimler

Ali Hayırçu ve Behzad Deşti kefaletle dışarıda bulunuyor. Ancak haklarındaki beş ve 10 yıllık hükümler nedeniyle özgürlükleri geçici ve koşulludur. Her ikisi için belirlenen altı milyar tümenlik kefalet, aynı zamanda aileler üzerinde ekonomik baskı oluşturmaktadır.

Yusuf Selahşur, “rejim aleyhine propaganda” suçlamasından aldığı bir yıllık cezanın infazı için çağrıldı. Kerim İsmailzade de “kamuoyunu yanıltmak” suçlamasıyla verilen bir yıllık hükmün uygulanması amacıyla Tebriz Cezaevi’ne çağrılmıştır. Cezaevine teslim oldukları kesinleşmeden bu iki ismi tutuklu toplamına eklemek doğru değildir; ancak her ikisi de yakın infaz tehdidi altındadır.

İnsan hakları açısından ihlal tablosu

İran’ın kendi anayasası da yakalama nedeninin bildirilmesini, avukat tutma hakkını, masumiyet karinesini, işkence yasağını ve tutukluların onurunun korunmasını güvence altına almaktadır. Bu nedenle sorun yalnızca uluslararası standartlara aykırılık değildir; İran devletinin kendi hukuk düzeniyle de açık bir çelişki söz konusudur.

Baskının stratejik anatomisi

1. Kimlik, güvenlik alanına çekiliyor

İran rejimi, Türk kimliğini bütünüyle yasaklamak yerine onun bağımsız ve örgütlü biçimde ifade edilmesini tehlike olarak görmektedir. Folklorik ve denetim altındaki kimliğe sınırlı alan açılırken; ana dilinde eğitim, siyasi temsil, tarih bilinci ve toplumsal örgütlenme talepleri “ayrılıkçılık” dosyasına yerleştirilmektedir.

Böylece sorun hak talep eden vatandaş ile devlet arasındaki hukuk meselesi olmaktan çıkarılmakta, “devlet ile güvenlik tehdidi” arasındaki mücadele biçimine dönüştürülmektedir.

2. Rejim tek tek kişileri değil, ilişki ağlarını hedefliyor

Toplu yargılamalar, aynı gün yapılan eş zamanlı gözaltılar ve “grup üyeliği” suçlamaları, operasyonların yalnızca belirli liderlere yönelmediğini göstermektedir.

Amaç; avukat, yazar, akademisyen, sporcu, çevre savunucusu, gazeteci ve aile dayanışması gösteren kişiler arasındaki bağı koparmaktır. Rejim, toplumsal ağların devamlılığını kendi açısından tek bir protestodan daha tehlikeli görmektedir.

3. Suçlama yükseltme mekanizması kullanılıyor

Dosyalarda belirgin bir basamaklandırma vardır:

Bu zincir, soruşturma makamlarına geniş bir hareket alanı vermektedir. Hafif ve soyut bir suçlamayla başlayan süreç, sanıkların uzun süre tutuklu kalmasını sağlayacak veya kamuoyunda “hain” olarak gösterilmesine yarayacak daha ağır bir suçlamaya dönüştürülebilmektedir.

4. Geçici tutukluluk bağımsız bir cezaya dönüşüyor

Yaşar Hasanpur, Asgar Ekberzade, Ali Vasıki ve Siyamek Mirzayi gibi isimlerin durumu, mahkûmiyet kararı olmadan aylarca özgürlükten yoksun bırakılmanın cezalandırma yöntemi olarak kullanıldığını gösteriyor.

Bu süreçte belirsizlik özellikle önemlidir. Kişi hangi tarihte yargılanacağını, hangi delillerle suçlandığını ve ne zaman serbest kalacağını bilmemektedir. Ailesi de aynı belirsizliğin içinde tutulmaktadır. Böylece ceza, yalnızca tutukluya değil bütün aileye uygulanmaktadır.

5. Savaş ve dış tehdit söylemi iç baskıya çevriliyor

İran’ın dış çatışmalarla karşı karşıya kaldığı dönemlerde “casusluk” ve “düşman ülkeyle iş birliği” suçlamaları daha kolay dolaşıma sokulmaktadır. Azerbaycan Cumhuriyeti’nde yayımlanan bir makale veya bilimsel toplantıya katılım, güvenlik dosyasında yabancı devlet bağlantısı olarak sunulabilmektedir.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, İran’daki dış çatışma ortamının ardından “ulusal güvenlik” gerekçesiyle kitlesel tutuklamaların ve azınlıklara yönelik baskının ağırlaştığını bildiriyor. Uluslararası Af Örgütü de İran makamlarının barışçıl azınlık hakları savunuculuğunu ülkenin toprak bütünlüğüne yönelik tehdit gibi gösterdiğine dikkat çekiyor.

Tahran neden korkuyor?

Tahran’ın asıl korkusu tek bir slogan, gösteri veya sosyal medya paylaşımı değildir. Asıl korku; Güney Azerbaycan Türklerinin dil, kimlik, kültür, çevre ve siyasi temsil taleplerini ortak bir hak mücadelesi etrafında birleştirmesidir.

Abbas Lisani ve Yuruş Mehralibeyli gibi toplumsal karşılığı bulunan isimlerin uzun süre cezaevinde tutulması, avukatların ve akademisyenlerin dosyalara eklenmesi, aile dayanışmasının cezalandırılması ve medya faaliyetinin “örgütsel eylem” sayılması bu nedenle tesadüf değildir.

Bu politika üç hedef taşımaktadır:

  • Hareketin deneyimli isimlerini toplumdan yalıtmak,
  • Yeni katılımcılar için yüksek bir kişisel ve ekonomik maliyet oluşturmak,
  • Türk kimliğini hak meselesi olmaktan çıkarıp güvenlik şüphesiyle özdeşleştirmek.

Fakat bu yöntemin rejim açısından ters sonuç üretme ihtimali de vardır. Toplu cezalar, kimlik talebini ortadan kaldırmak yerine ortak mağduriyet bilincini güçlendirmektedir. Cezaevleri, hareketin toplumsal hafızasında yeni semboller ve yeni dayanışma bağları üretmektedir.

Uluslararası ve bölgesel sorumluluk

Bu dosyanın yalnızca İran’ın “iç meselesi” olduğu ileri sürülemez. Keyfî tutuklama, işkence ve kötü muamele, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü ve azınlıkların dilsel-kültürel hakları uluslararası insan hakları düzeninin konusudur.

Türkiye ve Azerbaycan Cumhuriyeti dâhil olmak üzere Türk dünyası kurumlarının tepkisi, genel ve geçici açıklamalarla sınırlı kalmamalıdır. İnsan hakları diplomasisi isim, dosya, cezaevi, sağlık durumu ve mahkeme süreci üzerinden yürütülmelidir.

Öncelikli adımlar şunlardır:

  • Bütün aktivistlerin son konumlarının ve hukuki durumlarının bağımsız biçimde doğrulanması,
  • Avukat, aile görüşmesi ve sağlık hizmetine engelsiz erişimin sağlanması,
  • Yalnızca barışçıl ifade, toplantı ve kimlik çalışmasına dayanan suçlamaların kaldırılması,
  • Merami ve Rencberi dosyasının ölüm cezası riski bakımından acil izlemeye alınması,
  • Dosyaların BM Keyfî Tutuklamalar Çalışma Grubu ve ilgili özel raportörlere taşınması,
  • Baroların Tahir Nagavi ve Ebülfezl Rencberi gibi hukukçular için kurumsal dayanışma göstermesi,
  • Tutuklu listelerinin tarih, kaynak ve doğrulama düzeyi belirtilerek düzenli güncellenmesi.

Sonuç: Mesele 26 kişiyle sınırlı değildir

İran cezaevlerindeki Güney Azerbaycanlı aktivistlerin sayısı önemlidir; fakat asıl mesele rakamın kendisinden daha büyüktür.

Ortada, Türk kimliğinin bağımsız biçimde ifade edilmesini güvenlik tehdidine dönüştüren bir yönetim anlayışı vardır. Ana dili istemek, tarih ve kültür çalışması yapmak, çevre hakkını savunmak, medya faaliyeti yürütmek, bilimsel toplantıya katılmak ve tutuklu aileleriyle dayanışmak aynı güvenlik zincirinin halkaları hâline getirilmektedir.

İran devleti gerçek bir suç işlendiğini iddia ediyorsa, bunu bağımsız mahkeme önünde, sanığa açıkça bildirilen, bireyselleştirilmiş ve hukuka uygun delillerle kanıtlamak zorundadır. “Ulusal güvenlik” kavramı, barışçıl hak kullanımını sınırsız biçimde cezalandırmanın anahtarı olamaz.

Abbas Lisani ve arkadaşlarına verilen toplam 40 yıllık ceza, bu düzenin son ve en görünür örneğidir. Ancak cezaevleri, Güney Azerbaycan meselesini ortadan kaldırmamıştır. Çünkü milyonlarca insanın dili, kimliği ve ortak hafızası mahkeme kararıyla suçlaştırılabilir; fakat toplumun belleğinden silinemez.

Yazar

  • Mesut HARAY

    Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.


HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Mesut HARAY adlı kullanıcının avatarı

By Mesut HARAY

Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.

Bir Cevap Yazın

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin