ABD–İran Savaşı, NATO Zirvesi ve Türkiye’nin Yeni Orta Doğu Denklemindeki Konumu

Makale | HARAYHABER

ABD–İran savaşı, artık yalnızca Washington ile Tahran arasında yaşanan bir güç mücadelesi değildir. Bu savaş, Orta Doğu’nun yeni haritasını, enerji yollarını, NATO’nun bölgesel rolünü, İsrail’in güvenlik hesaplarını, Körfez’in denge arayışını ve Türkiye’nin stratejik konumunu doğrudan etkileyen büyük bir jeopolitik kırılmaya dönüşmüştür.

Bu kırılmanın en hassas merkezlerinden biri Türkiye’dir. Çünkü Türkiye, İran’a komşu olan tek NATO ülkesidir. Aynı zamanda Suriye, Irak, Kafkasya, Karadeniz, Doğu Akdeniz ve enerji koridorları üzerinde doğrudan etkisi bulunan bölgesel bir güçtür. Bu nedenle ABD–İran savaşında Ankara’nın alacağı her pozisyon, yalnızca Türk dış politikasını değil, bölgenin geleceğini de etkileyecek ağırlıktadır.

NATO Zirvesi bu açıdan sıradan bir diplomatik toplantı olmaktan çıkmıştır. Zirve, Türkiye’nin yeni dönemde nasıl konumlanacağını gösteren kritik bir sahneye dönüşmüştür. Washington, Ankara’yı İran’a karşı doğrudan savaşın içine çekmek istemese bile, Türkiye’nin kendi yanında durmasını, en azından İran’ın yanında görünmemesini istemektedir. Bu, açık bir cephe çağrısından çok daha derin bir diplomatik hizalama çabasıdır.

Trump’ın Türkiye’ye yönelik sıcak mesajları da bu çerçevede okunmalıdır. Washington açısından Türkiye, İran’a karşı kullanılabilecek klasik bir cephe ülkesi değildir. Türkiye çok daha fazlasıdır. Türkiye, İran’ı tanıyan, bölgeyi bilen, sahada askerî ve diplomatik etkisi olan, aynı zamanda NATO kimliği taşıyan kilit bir devlettir. Bu nedenle ABD, Türkiye’yi kaybetmeyi göze alamaz.

Ancak Ankara açısından mesele çok daha karmaşıktır. Türkiye, İran’ın bölgesel yayılmacılığından rahatsızdır. İran’ın Suriye, Irak, Lübnan, Yemen ve Kafkasya hattında vekil güçler üzerinden kurduğu nüfuz, Türkiye’nin güvenlik çıkarlarıyla sık sık çelişmektedir. Aynı şekilde İran’ın nükleer kapasite kazanması da Türkiye açısından kabul edilebilir bir tablo değildir.

Fakat bütün bunlara rağmen Türkiye’nin İran’a karşı Amerikan savaş çizgisine tamamen eklemlenmesi de büyük risk taşır. Çünkü İran, yalnızca sınır komşusu değildir; aynı zamanda Türkiye’nin enerji, ticaret, göç, mezhep dengesi, Irak ve Suriye politikasıyla doğrudan bağlantılı bir ülkedir. Tahran’la yaşanacak kontrolsüz bir gerilim, Türkiye’nin sınır güvenliğinden iç istikrarına kadar birçok alanda ağır sonuçlar doğurabilir.

Bu nedenle Ankara’nın önündeki asıl soru şudur: Türkiye ABD’nin İran savaşında yanında mı duracak, yoksa kendi bağımsız denge siyasetini mi kuracak?

Türkiye’nin çıkarı, ne Tahran’ın yanında görünmek ne de Washington’un savaş stratejisinin arka cephesi haline gelmektir. Türkiye’nin çıkarı, kendi millî güvenliğini merkeze alan, sert ama dengeli, bağımsız ama etkili bir dış politika yürütmektir.

NATO Zirvesi’nde Türkiye’nin stratejik değeri bir kez daha ortaya çıkmıştır. ABD’nin Türkiye’ye ihtiyacı vardır. NATO’nun Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Avrupa’nın Karadeniz, Kafkasya ve Orta Doğu güvenliği açısından Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Bu tablo Ankara’ya ciddi bir pazarlık gücü vermektedir.

Fakat bu güç doğru kullanılmazsa fırsat tuzağa dönüşebilir. Türkiye, sadece “ABD’nin ihtiyaç duyduğu ülke” olarak kalırsa, başkasının stratejisinin aracı haline gelir. Ama bu ihtiyacı kendi lehine diplomatik pazarlığa çevirirse, yeni Orta Doğu düzeninin kurucu aktörlerinden biri olabilir.

Bugün Washington’un Türkiye’den beklediği şey açıktır: İran’ın yanında durma, NATO çizgisinden kopma, bölgesel denklemde Batı güvenlik hattının dışında kalma. Fakat Ankara’nın cevabı da net olmalıdır: Türkiye İran rejiminin yayılmacılığına karşıdır; fakat Türkiye hiçbir ülkenin savaş planının taşeronu değildir.

Bu ayrım hayati önemdedir. Çünkü Türkiye’nin İran’a karşı tavır alması başka bir şeydir, ABD’nin İran savaşına angaje olması başka bir şeydir. Ankara, Tahran’ın bölgesel baskılarına karşı sert durmalı; ancak savaşın Türkiye topraklarına, Türkiye diplomasisine ve Türkiye güvenlik mimarisine taşınmasına izin vermemelidir.

ABD–İran savaşı aynı zamanda İran içindeki dengeleri de sarsmaktadır. Böyle bir süreçte Güney Azerbaycan, İran’daki Türkler ve İran’ın çok uluslu yapısı da daha fazla gündeme gelecektir. Türkiye bu meseleyi yalnızca sınır güvenliği açısından değil, tarihî, kültürel ve stratejik akıl açısından da okumak zorundadır.

İran zayıflarken doğacak boşluğu kim dolduracak? Fars merkezli devlet aklı sarsılırsa bölgedeki Türk varlığı hangi konuma gelecek? Güney Azerbaycan’ın geleceği yeni Orta Doğu denkleminde nasıl yer bulacak? Ankara bu soruları bugünden düşünmek zorundadır.

Çünkü büyük savaşlar yalnızca cephede kazanılmaz. Büyük savaşların sonucu diplomasi masasında, enerji hatlarında, sınır güvenliğinde, halkların yöneliminde ve yeni ittifakların kurulmasında belirlenir. Türkiye bu masaya hazırlıksız oturursa, başkalarının çizdiği haritada kendisine yer aramak zorunda kalır.

NATO Zirvesi’nin asıl şifresi de burada saklıdır. Batı dünyası Türkiye’yi yeniden merkeze çekmek istiyor. ABD, İran’a karşı Türkiye’nin ağırlığını yanında görmek istiyor. Avrupa, Türkiye’nin güvenlik kapasitesine ihtiyaç duyuyor. İsrail, Körfez ve Kafkasya hattı da Ankara’nın pozisyonunu dikkatle izliyor.

Bu tablo Türkiye için hem büyük fırsat hem de büyük sınavdır. Fırsattır; çünkü Türkiye bölgesel denklemde vazgeçilmez hale gelmiştir. Sınavdır; çünkü yanlış pozisyon Türkiye’yi başkasının savaşının maliyetini taşıyan ülke haline getirebilir.

Sonuç olarak Türkiye’nin bugün vermesi gereken mesaj açık olmalıdır: Ankara ne İran’ın yayılmacı devlet aklına teslim olur ne de ABD’nin savaş planının gölgesinde hareket eder. Türkiye kendi eksenini kurmak, kendi güvenliğini korumak ve yeni bölgesel düzende kendi millî çıkarlarını merkeze almak zorundadır.

ABD–İran savaşı Türkiye’ye şunu göstermiştir: Yeni Orta Doğu Türkiye’siz kurulamaz. Fakat Türkiye yanlış yerde durursa, kurucu aktör değil, krizin yükünü taşıyan ülke olur. Ankara’nın asıl diplomatik sınavı da budur.

Araştırmacı, Gazeteci: Mesut HARAY

Yazar

  • Mesut HARAY

    Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.


HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Mesut HARAY adlı kullanıcının avatarı

By Mesut HARAY

Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.

Bir Cevap Yazın

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin