HARAYHABER | Stratejik Haber – Analiz
Araştırmacı, Yazar: Mesut HARAY

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, İran’ın zenginleştirilmiş uranyumunun tehdit oluşturmayacak biçimde ülke dışına çıkarılması ya da yüzde 3,5 seviyesine düşürülmesi gerektiğine dair açıklaması, Tahran’da alışılmış refleksi yeniden harekete geçirdi.

İran rejimi, yıllardır bölge ülkelerinin iç işlerine müdahale etmeyi, vekil güçler üzerinden komşu coğrafyaları istikrarsızlaştırmayı ve mezhepçi nüfuz alanları kurmayı kendisine hak görürken; mesele kendi nükleer programına gelince en küçük diplomatik uyarıyı bile “haddi aşmak” olarak sunmaya çalışıyor.

İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi Ali Hızriyan’ın Hakan Fidan’a yönelik “Türkiye kendi sınırını bilsin” çıkışı, yalnızca diplomatik nezaketsizlik değil, aynı zamanda Tahran’daki siyasi aklın kibirli ve çelişkili karakterini de ortaya koymaktadır.

Asıl soru şudur: Suriye’de, Irak’ta, Lübnan’da, Yemen’de ve Kafkasya hattında kendisine sınır tanımayan bir rejim, hangi ahlaki ve siyasi hakla Türkiye’ye “sınırını bil” diyebilmektedir?

İran rejimi yıllardır Türkiye’nin güvenlik çevresini kuşatan krizlerde doğrudan veya dolaylı taraf olmuştur. Zengezur Koridoru meselesinde Azerbaycan-Türkiye hattının önündeki en büyük jeopolitik engellerden biri olarak davranmış, Güney Azerbaycan Türklerinin milli, kültürel ve dil haklarını sistematik biçimde bastırmış, buna rağmen kendisini “bölgesel saygınlık” sahibi bir aktör gibi göstermeye çalışmıştır.

Hakan Fidan’ın sözleri, aslında yalnız Türkiye’nin değil, bölgenin güvenlik endişesini yansıtmaktadır. İran’ın nükleer dosyası artık yalnızca Batı ile Tahran arasında teknik bir pazarlık konusu değildir. Bu dosya, Türkiye’den Azerbaycan’a, Körfez’den Avrupa’ya kadar bütün bölgenin stratejik güvenliğini ilgilendiren bir meseledir.

Tahran yönetimi, “kimse bize ‘böyle yapmalısınız’ diyemez” derken, kendi halklarına, özellikle Güney Azerbaycan Türklerine, Kürtlere, Beluçlara, Araplara ve diğer topluluklara yıllardır nasıl yaşaması, hangi dili konuşması, hangi kimliği taşıması gerektiğini dayatan merkeziyetçi baskı düzenini görmezden gelmektedir.

Bugün İran rejiminin Ankara’ya verdiği bu tepki, yalnızca nükleer meseleyle ilgili değildir. Bu tepki, Türkiye’nin bölgesel denklemlerde daha açık konuşmasından duyulan rahatsızlığın dışa vurumudur. Çünkü Tahran, Türkiye’nin sessiz kalmasını, Azerbaycan hattında geri durmasını, Güney Azerbaycan meselesinde susmasını ve İran’ın bölgesel yayılmacılığına diplomatik nezaket perdesi çekmesini istemektedir.

Ancak gerçek açıktır: İran rejimi, artık eski bölgesel dokunulmazlık zırhına sahip değildir. Ekonomik kriz, toplumsal öfke, etnik-milli talepler, uluslararası baskı ve nükleer dosya Tahran’ı her zamankinden daha kırılgan hâle getirmiştir.

Bu yüzden Hızriyan’ın “Türkiye haddini bilsin” çıkışı, güçten çok paniğin dilidir. Çünkü güçlü devletler tehdit savurmaz; dengeli, ölçülü ve güven veren diplomasi yürütür. Tahran ise her eleştiriyi düşmanlık, her uyarıyı müdahale, her bölgesel denge arayışını tehdit olarak okumaktadır.

Türkiye açısından mesele yalnız nükleer güvenlik değildir. Mesele, İran rejiminin bölgede kurduğu baskı, vekâlet savaşı, mezhepçi nüfuz ve Türk dünyasının jeopolitik bütünleşmesini engelleme siyasetidir.

Ankara’nın bundan sonra Tahran karşısında daha net, daha ilkeli ve daha stratejik bir çizgi izlemesi kaçınılmazdır. Çünkü İran rejimi, dostluk diliyle konuşurken sahada düşmanca hamleler yapmayı alışkanlık hâline getirmiştir.

Sonuç olarak Hakan Fidan’ın açıklaması diplomatik bir uyarıdır; Tahran’ın cevabı ise rejimin gerçek zihniyetini gösteren kaba bir siyasal reflekstir. İran rejimi Türkiye’ye sınır hatırlatmadan önce, kendi yayılmacı siyasetinin, Güney Azerbaycan Türklerine yönelik asimilasyon politikasının ve bölgeyi ateşe veren maceracı aklının sınırını öğrenmelidir.


HARAYHABER
Dünyaya Güney Azerbaycan Gözüyle Bakıyoruz

Yazar

  • Mesut HARAY

    Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.


HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Mesut HARAY adlı kullanıcının avatarı

By Mesut HARAY

Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.

2 thoughts on “TAHRAN’DAN ANKARA’YA KÜSTAH ÇIKIŞ: İRAN REJİMİ KENDİ SINIRINI UNUTTU”

Bir Cevap Yazın

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin