HARAYHABER | Stratejik Haber – Analiz
Araştırmacı, Yayıncı: Mesut HARAY
Britanya Parlamentosu’nda gerçekleştirilen İran konulu toplantı, ilk bakışta İran’daki milletlerin haklarını ve rejim sonrası demokratik geleceği tartışan diplomatik bir platform gibi sunuldu. Ancak dikkatle bakıldığında bu toplantı, İran muhalefeti içerisindeki derin çelişkileri, temsil krizini ve özellikle Güney Azerbaycan adına konuşma iddiasındaki bazı yapıların tartışmalı geçmişlerini yeniden gündeme taşımaktadır.
Toplantıda Güney Azerbaycan adına konuşan dar çevrelerin kullandığı söylemler, ilk aşamada milli haklar, ana dil ve federalizm gibi kavramlar etrafında şekillenmiş görünse de asıl mesele yalnızca söylenen cümleler değildir. Asıl mesele, bu çevrelerin siyasi geçmişi, hangi güç odaklarıyla ilişki kurduğu, Güney Azerbaycan Milli Hareketi’nin gerçek tabanıyla ne kadar bağlantılı olduğu ve gerçekte kimi temsil ettiğidir.
Bugün Batı’daki bazı İran muhalefeti platformlarında dikkat çeken en önemli sorunlardan biri, Güney Azerbaycan adına yıllardır aynı dar çevrelerin, aynı iki üç kişinin ve toplumsal tabanı tartışmalı yapıların dolaşıma sokulmasıdır. Bu çevrelerin bir kısmının geçmişte Halk Mücahitleri çizgisine yakın durduğu, bir kısmının Fars merkezli muhalefetle iç içe hareket ettiği, bir kısmının ise Güney Azerbaycan Milli Hareketi’nin bağımsız milli hassasiyetlerinden çok Batılı projelerin “etnik vitrin” ihtiyacına cevap verdiği yönünde ciddi eleştiriler bulunmaktadır.
Burada sorulması gereken temel soru açıktır: Bu isimler gerçekten Güney Azerbaycan Türklerini mi temsil ediyor, yoksa Batı’nın İran senaryolarında “Türk kotasını” doldurmak için mi sahneye çıkarılıyor?
Çünkü Güney Azerbaycan Milli Hareketi birkaç kişinin Londra, Brüksel veya Washington salonlarında yaptığı konuşmalarla ölçülemez. Bu hareketin gerçek toplumsal gücü Tebriz sokaklarında, Urmiye yürüyüşlerinde, Traktör tribünlerinde, Babek Kalesi buluşmalarında ve yıllardır baskıya rağmen ana dil, kimlik ve milli irade mücadelesini sürdüren milyonların direncinde yatmaktadır.
Tam da bu nedenle Güney Azerbaycan adına konuşan yapıların meşruiyeti ciddi biçimde sorgulanmalıdır. Gerçek temsilcilik, Batı salonlarında görünmekle değil, Güney Azerbaycan Türklerinin güvenini taşımakla mümkündür. Gerçek temsilcilik, birkaç diplomatik toplantıda konuşmak değil; milletin tarihsel hafızasını, coğrafyasını, siyasi çıkarlarını ve milli kırmızı çizgilerini tavizsiz savunmaktır.
Özellikle geçmişte Halk Mücahitleri ekseniyle temas kurmuş ya da Fars merkezli muhalefetin gölgesinde siyaset üretmiş çevrelerin bugün birdenbire “Güney Azerbaycan temsilcisi” gibi sunulması, Güney Azerbaycan Milli Hareketi içinde doğal olarak ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Çünkü İran’daki Türk meselesi yalnızca rejim karşıtlığı değildir; bu mesele, yüz yıllık Fars merkezli devlet aklıyla hesaplaşma meselesidir.
Bu nedenle Pehlevici çevrelerle, Halk Mücahitleriyle veya İran’ın merkezci yapısını esas alan oluşumlarla yakınlık kurmuş çevrelerin bugün “Türk hakları savunucusu” görüntüsü vermesi güven sorunu oluşturmaktadır. Güney Azerbaycan Milli Hareketi, Fars merkezli rejimlerin ya da muhalefet yapılarının süs unsuru değildir. Bu hareket, kendi siyasi aklı, kendi toplumsal tabanı ve kendi milli hedefleri olan bağımsız bir harekettir.
Daha da dikkat çekici olan nokta, bazı Batılı platformlarda Güney Azerbaycan adına sürekli aynı küçük çevrelerin öne çıkarılmasıdır. Oysa Güney Azerbaycan Milli Hareketi çok daha geniş, çok daha kitlesel ve çok daha derin toplumsal tabana sahip bir mücadeledir. Ancak Batı’daki bazı güç merkezleri çoğu zaman kontrollü, yönlendirilebilir ve gerektiğinde yeniden merkezci İran denklemine entegre edilebilecek aktörleri tercih etmektedir.
Çünkü bağımsız ve güçlü bir Güney Azerbaycan Milli Hareketi yalnız İran rejimi için değil, İran sonrası senaryolar kuran birçok güç için de rahatsız edici bir ihtimaldir. Tahran merkezli düzenin değişmesini isteyen ama Fars merkezli devlet aklının devamını arzulayan çevreler açısından Güney Azerbaycan’ın gerçek milli iradesi kontrol edilmesi gereken bir güç olarak görülmektedir.
İşte tam bu noktada PKK/PJAK meselesi devreye girmektedir. Bazı Batılı platformlarda Güney Azerbaycan adına konuştuğunu iddia eden kişiler ile PKK/PJAK çizgisine yakın çevrelerin aynı zeminde görünmesi, Güney Azerbaycan Türkleri açısından ciddi stratejik risk doğurmaktadır. Çünkü Batı Azerbaycan coğrafyası üzerinde yürütülen siyasi ve demografik hesaplar, Güney Azerbaycan Türklerinin tarihsel güvenlik hassasiyetlerinin merkezindedir.
Urmiye, Hoy, Salmas, Sulduz, Tikantepe ve çevresi yalnızca coğrafya değildir; Güney Azerbaycan Türk kimliğinin, hafızasının ve tarihsel varlığının temel parçalarıdır. Bu nedenle PKK/PJAK çizgisindeki yapıların Batı Azerbaycan üzerinde siyasi harita üretme girişimleri, Güney Azerbaycan Türkleri tarafından doğrudan tehdit olarak algılanmaktadır.
Burada sorun Kürt halkı değildir. Sorun, bazı silahlı yapıların “halkların özgürlüğü” söylemi altında yeni jeopolitik alanlar açmaya çalışmasıdır. Güney Azerbaycan Milli Hareketi, Kürt halkının insani ve kültürel haklarına karşı değildir; fakat Türk yurtları üzerinde silahlı örgütlerin harita mühendisliği yapmasına da sessiz kalamaz.
Bu nedenle bazı sözde temsilcilerin bu meselelerde net tavır koymaktan kaçınması, hatta bazı platformlarda bu yapılarla yan yana görüntü vermesi ciddi biçimde eleştirilmelidir. Çünkü Türkiye açısından PKK/PJAK çizgisi yalnız siyasi bir tartışma değil, doğrudan güvenlik meselesidir. Türkiye’nin kırmızı çizgileri yok sayılarak kurulacak herhangi bir denklem, Güney Azerbaycan Milli Hareketi’nin Türkiye kamuoyundaki stratejik desteğini de zayıflatır.
Daha açık söylemek gerekirse, Güney Azerbaycan Milli Hareketi ne İran rejiminin yedeği olabilir ne Pehlevici merkezci aklın vitrini olabilir ne de PKK/PJAK ekseninin “Türk görünümlü diplomatik aparatı” hâline getirilebilir. Bu hareketin meşruiyeti, halktan kopuk birkaç kişinin dış platformlarda görünmesine değil, Güney Azerbaycan Türklerinin tarihsel iradesine dayanır.
Bugün Güney Azerbaycan Türklerinin en büyük kaygılarından biri yalnız İran rejiminin baskısı değildir. Asıl kaygı, İran sonrası süreçte Güney Azerbaycan’ın yine masa başında, yine küçük pazarlıklarla, yine halktan kopuk birkaç isim üzerinden dizayn edilmeye çalışılmasıdır. Bu nedenle Güney Azerbaycan Milli Hareketi artık çok daha dikkatli, çok daha sorgulayıcı ve çok daha bağımsız bir temsil anlayışı geliştirmek zorundadır.
Kimlerin gerçekten milli çizgide olduğu, kimlerin Batılı projelerin vitrin aktörü hâline geldiği, kimlerin geçmişte merkezci İran yapılarıyla yakın ilişki kurduğu ve kimlerin bugün hâlâ Güney Azerbaycan’ın kırmızı çizgileri konusunda sessiz kaldığı açık biçimde tartışılmalıdır. Çünkü İran sonrası süreç yaklaşırken en büyük mücadele yalnız rejime karşı değil, temsil hakkı üzerinde de yaşanacaktır.
Sonuç olarak Britanya Parlamentosu’ndaki bu tür toplantılar Güney Azerbaycan Milli Hareketi açısından hem fırsat hem de risk taşımaktadır. Fırsattır; çünkü Güney Azerbaycan’ın sesi uluslararası platformlarda duyulabilir. Risktir; çünkü yanlış kişiler, tartışmalı geçmişler ve merkezci yapılara yakın çevreler üzerinden Güney Azerbaycan adına sahte temsil mekanizmaları üretilebilir.
Güney Azerbaycan Milli Hareketi, bu oyunu açık biçimde görmelidir. Bu hareket ne Fars merkezci muhalefetin vitrini ne Halk Mücahitleri çizgisinin tamamlayıcı unsuru ne de PKK/PJAK eksenli harita projelerinin sessiz ortağıdır. Güney Azerbaycan Milli Hareketi, kendi milli iradesine, kendi coğrafyasına ve kendi siyasi geleceğine sahip çıkan bağımsız bir tarihi harekettir.
Ve en net cümle şudur:
Hiç kimse iki üç kişilik dar çevrelerle Güney Azerbaycan Türklerinin temsil hakkını gasp edemez.
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.

[…] BRİTANYA PARLAMENTOSU’NDA “GÜNEY AZERBAYCAN” GÖRÜNTÜSÜ: TEMSİL Mİ, YOKSA YENİ MERKEZC… […]