KARABAĞ ZAFERİ AZERBAYCAN’IN ZAFERİDİR; TÜRK–AZERBAYCAN KARDEŞLİĞİ İSE ORTAK TARİHİ MİRASIMIZDIR

Dr. Muhtar Fatih Beydili

Karabağ’dan söz ettiğimizde yalnızca bir topraktan ya da bir tarafın diğeri karşısında kazandığı askerî zaferden bahsetmiyoruz. Biz, bir halkın onuruyla, bir milletin iradesiyle ve Azerbaycan Türklerinin yüreğinde canlılığını hiçbir zaman yitirmeyen tarihî hafızayla iç içe geçmiş bir davadan söz ediyoruz. Bu dava, sınırları aşarak Türkiye’de yaşayan milyonlarca insanın kalbine ulaşmış; onlar da kardeşlerinin zaferinde hakkın, iradenin ve direnişin zaferini görmüştür.

Türkiye, Karabağ Savaşı sırasında Azerbaycan’a önemli siyasi, diplomatik ve askerî destek sağlamıştır. Bu destek, Azerbaycan’ın elini güçlendirmiş, imkânlarını artırmış ve karşı karşıya kaldığı uluslararası baskılarla mücadele etmesine katkıda bulunmuştur. Türkiye’nin desteği, Azerbaycan’a uygulanabilecek veya hareket alanını daraltabilecek baskıların önlenmesinde ya da sınırlandırılmasında da etkili olmuştur. İki ülke arasındaki askerî iş birliği, zaferin elde edilmesinde önemli bir rol oynamış; ortak iradenin, ortak çıkarların ve stratejik vizyonun bir araya geldiğinde nasıl güçlü bir etki yaratabileceğini göstermiştir.

Ancak Türkiye’nin katkısını teslim ederken, tarihî bir gerçeği de bütün açıklığı ve hakkaniyetiyle ifade etmeliyiz: Karabağ’ı cephede mücadele ederek geri alan Azerbaycan ordusudur. Bu zaferin bedelini ödeyen Azerbaycan halkıdır. Toprakları üzerindeki egemenliğini yeniden tesis eden ise Azerbaycan devletidir.

Bu zaferin asıl sahibi, cephede cesaretle mücadele eden kahraman Azerbaycan ordusu ve ordusunun arkasında kenetlenen Azerbaycan halkıdır. Hakkına sahip çıkan, millî iradesini koruyan ve bu iradeyi gerçeğe dönüştüren Azerbaycan Türkleri, uzun yıllar bekledikleri o tarihi anı, ülkelerinin bayrağını kendi topraklarında gururla dalgalandırarak yaşamıştır.

Biz Türkiye’de yaşayanlar ise bu büyük zaferin gururunu paylaşma, Azerbaycanlı kardeşlerimizin sevincine ortak olma ve Bakü’deki mutluluğun Ankara’ya, İstanbul’a, İzmir’e kadar ulaştığını hissetme bahtiyarlığını yaşadık. Azerbaycanlı bir çocuğun zafer günü yüzünde beliren tebessümün, aralarında sınırlar olsa da Türk bir çocuğun yüreğinde karşılık bulduğunu gördük.

Türk milleti, Azerbaycanlı kardeşlerinin sevincini içtenlikle paylaştı. Zafer kutlamalarında Azerbaycan bayrağının yanında Türk bayrağı da gururla dalgalandı. Bu görüntü, sıradan bir dayanışma ifadesinden çok daha fazlasıydı. Dünyaya verilen açık bir mesajdı: Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağ, bir anlaşmadan daha derin, siyasi bir ittifaktan daha köklü, herhangi bir hükûmetten veya dönemden daha kalıcıdır.

Bu bağ; tarihin, kültürün ve dilin derinliklerine uzanan, iki halkın gönlünde yaşayan bir kardeşliktir. İki halk da tarih boyunca ortak sevincin sevgiyi güçlendirdiğini, zor zamanlarda gösterilen vefanın ise gerçek kardeşliğin en önemli ölçüsü olduğunu öğrenmiştir.

TÜRKİYE–AZERBAYCAN KARDEŞLİĞİNİ KİMLER ZAYIFLATMAK İSTİYOR?

Köklü ilişkiler zaman zaman çeşitli girişimlerle sarsılmaya çalışılır. Tarihî bağlar şüphe uyandıran söylemlerin hedefi hâline gelebilir. Bugün de Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkileri bozmayı, iki kardeş halk arasında güvensizlik oluşturmayı ve yıllar boyunca karşılıklı fedakârlıklarla güçlenen bağları zayıflatmayı amaçlayan girişimlerle karşılaşabiliyoruz.

İki ülke arasındaki ilişkinin zayıflatılmasının, Türk dünyasının daha güçlü ve etkili bir konuma ulaşmasını istemeyen bazı çevrelerin çıkarlarına hizmet edebileceğini göz ardı etmemeliyiz. Bununla birlikte, belirli kampanyaların arkasında kimin bulunduğunu ortaya koymak somut deliller gerektirir. Şüpheleri kesin suçlamalara dönüştürmemeli, söylentilerin düşüncelerimizi ve tutumlarımızı belirlemesine izin vermemeliyiz.

Gerçek güç, rastgele suçlamalarda bulunmakta değil; dezenformasyonu ortaya çıkaran bir bilince, gerçeği kışkırtmadan ayırt edebilen bir akla ve ortak değerlerimizi koruyan kararlı bir iradeye sahip olmaktadır.

Bu girişimlerin amacı, kim tarafından yürütülürse yürütülsün, ortak çıkarlarımızı anlaşmazlık sebebine dönüştürmek, tarihî kardeşliğimizin üzerine gölge düşürmek ve iki halkı, dikkatlerini ortak geleceklerini inşa etmekten uzaklaştıran gereksiz tartışmaların içine çekmek olabilir.

İşte tam bu noktada hepimize sorumluluk düşüyor. Siyasetçilerden gazetecilere, aydınlardan sosyal medya kullanıcılarına kadar her birimize… Türk–Azerbaycan kardeşliğinin yalnızca özel günlerde dile getirilen güzel bir söz değil, özellikle zor zamanlarda korunması gereken ortak bir emanet olduğunu unutmamalıyız.

AZERBAYCAN’A SAYGI, TÜRKİYE’NİN KENDİSİNE VE KENDİ DEĞERLERİNE SAYGISIDIR.

Azerbaycan toplumunun Türkiye’ye yönelik hakaretlere ve Türkiye’nin itibarını hedef alan söylemlere karşı gösterdiği hassasiyet, kardeşliğin anlamına ilişkin derin bir bilinci yansıtmaktadır. Azerbaycanlıların sokakta, medyada veya sosyal medya platformlarında Türkiye’ye yönelik düşmanca söylemleri reddetmesi, kardeşlerinin onurunu kendi onurlarından ayrı görmediklerini göstermektedir.

Çünkü gerçek kardeşlik, yalnızca güzel sözlerle değil, samimi duruşlarla yaşatılır. Bir insanın kardeşine yöneltilen hakarete kayıtsız kalmaması, onun bağımsızlığına saygı duyması ve onurunu korumaya çalışması, kardeşliğin en doğal ifadelerindendir.

Gerçek kardeşliğin özü budur: İnsan, kardeşine yapılan haksızlığı kendisinden uzak bir mesele olarak görmez. Karşısındaki insana saygı duymanın kendisinden bir şey eksiltmediğini, aksine kendi değerlerine olan güvenini ortaya koyduğunu bilir.

Azerbaycan halkı Türkiye’ye yönelik hakaretlere karşı nasıl hassasiyet gösteriyorsa, Türkiye’de de hiç kimse Azerbaycan’ı hedef alan, onun itibarını veya millî onurunu küçümseyen söylemler karşısında kayıtsız kalmamalıdır. Azerbaycan’a saygı göstermek Türkiye’nin bir lütfu değildir; Türkiye’ye saygı göstermek de Azerbaycan’ın bir lütfu değildir. Bunlar, karşılıklı onur, güven ve saygı üzerine kurulu bir ilişkinin doğal gereğidir.

Türkiye’de Azerbaycan karşıtı içerikler yayımlayan, hakaret ve kışkırtma yoluyla iki halk arasındaki kardeşliğe zarar vermeye çalışan sahte hesaplara ve provokatif girişimlere karşı güçlü bir toplumsal bilinç geliştirilmelidir.

Ancak bu mücadelede meşru eleştiri ile kasıtlı hakareti, farklı düşünceyi ile dezenformasyonu, bireysel görüşleri ile organize kışkırtma girişimlerini birbirinden ayırmalıyız.

Bu tür girişimlere verilecek cevap; tarihî gerçeklere, akla, kararlı bir duruşa ve hukuka dayanmalıdır. Karşılıklı hakaretlere veya düşmanlığın körüklenmesine değil…

Nitekim nefret söylemine başka bir nefret söylemiyle karşılık vermek, kardeşliğimizi korumak yerine daha fazla zarar görmesine yol açabilir. Kimliği belirsiz hesapların, iki halk arasındaki ilişkinin niteliğini belirlemesine izin vermemeliyiz.

İhtiyacımız olan şey; Türkiye’nin de Azerbaycan’ın da onurundan taviz vermeyen, ancak sorunları büyütmek yerine çözmeyi amaçlayan bilinçli ve sorumlu bir millî duruştur.

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ HERKES İÇİN GEÇERLİ OLMALIDIR

Bu çerçevede, Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetine de açık bir çağrıda bulunmak istiyorum.

Türkiye’de dezenformasyonla mücadeleye ilişkin yürürlükteki mevzuatın ve ilgili hukuki düzenlemelerin, gazeteciler ve muhalif siyasetçiler hakkında uygulanması konusunda tartışmalar yaşanmıştır. Bu düzenlemelerin ilgili hükümleri, Azerbaycan’ı hedef alan kasıtlı dezenformasyon ve hakaret eylemleri bakımından da hukuki şartların oluştuğu durumlarda, eşitlik ve hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda uygulanmalıdır.

Azerbaycan’a hakaret eden, Azerbaycan halkını aşağılayan veya iki ülke arasındaki ilişkilere zarar vermek amacıyla organize kışkırtma kampanyaları yürüten hesaplar hakkında yürürlükteki mevzuat çerçevesinde gerekli incelemeler yapılmalıdır. Hukuka aykırı bir eylem gerçekleştirdiği kanıtlanan kişiler, herkes için geçerli olan hukuki güvenceler korunarak hesap vermelidir.

Çünkü hukuk; kimliğe, siyasi görüşe veya parti aidiyetine göre değişmemelidir. Hiç kimse siyasi kimliği nedeniyle hukukun üzerinde tutulmamalı, hiç kimse de farklı bir görüşe sahip olduğu için hukuk dışı uygulamalara maruz bırakılmamalıdır.

Türkiye, Azerbaycan’a yönelik hakaretlerin, kardeş bir halkı aşağılayan söylemlerin veya iki ülkenin arasını açmayı amaçlayan hukuka aykırı girişimlerin, gerekli koşullar oluştuğu hâlde, hiçbir hukuki karşılık görmeden geçiştirildiği bir ülke olmamalıdır.

Halklar arasındaki ilişkileri korumak, meşru eleştirileri susturmak anlamına gelmez. Asıl mesele, dezenformasyonla, tehditlerle ve hukuka aykırı kışkırtmalarla adil, şeffaf ve hukuki yöntemlerle mücadele etmektir.

Biz Azerbaycan’a saygı gösterilmesini savunurken aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerine de sahip çıkıyoruz. Adalet, eşitlik ve hukukun üstünlüğü bu değerlerin başında gelir.

Güçlü devlet; kendi halkının ve ortaklarının onurunu koruyabilen, hukuku ayrım gözetmeden uygulayan, provokasyonlar karşısında sağduyusunu kaybetmeyen ve dezenformasyona karşı gerçeği savunan devlettir.

Unutmamamız gereken önemli bir husus daha var: Azerbaycan’ı hedef alan bazı düşmanca söylemler, Türkiye’ye veya Türkiye’nin bölgesel rolüne yönelik daha geniş bir karşıtlığın yansıması olabilir. Ancak somut deliller bulunmadan her olayı bu şekilde yorumlamak da doğru değildir.

Bazı girişimler doğrudan Türkiye’yi, bazıları Azerbaycan’ı hedef alabilir. Bazıları ise her iki ülke arasındaki ilişkileri zayıflatmaya hizmet edebilir.

Bu nedenle şüphelerin esiri olmadan dikkatli, gerçeklerden uzaklaşmadan kararlı ve delilsiz suçlamalarda bulunmadan ilkeli davranmalıyız.

Türkiye ile Azerbaycan arasında düşmanlık oluşturmayı amaçlayan herhangi bir girişimin başarılı olması, iki ülke için de ortak bir kayıp olacaktır. Güveni güçlendiren her adım ise iki ülkenin ve bütün Türk dünyasının ortak kazancıdır.

AZERBAYCAN BİZİM CAN KARDEŞİMİZDİR

Azerbaycan bizim can kardeşimizdir.

Dünyadaki birçok halk, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki gibi köklü bir kardeşliğe sahip olmak için çok şeyden vazgeçebilir. Çünkü bu ilişki; derin kültürel bağlar, karşılıklı güven ve güçlü bir dayanışma ruhu üzerine kuruludur.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, yalnızca ortak çıkarların bir araya getirdiği bir ilişki değildir. Siyasi şartların iki ülkeyi iş birliğine zorlamasıyla ortaya çıkmış geçici bir yakınlık da değildir. Bu bağ, maddi hesapların ötesine geçer; ortak tarihî hafızadan ve her iki halkın birbirine kültürel ve insani açıdan yakınlık duymasından güç alır.

Ancak bu değerli kardeşliğe sahip çıkmak, güzel sözleri ve etkileyici sloganları tekrarlamakla sınırlı kalmamalıdır. Kardeşliğin hem sevgi hem de saygı anlamına geldiğini kavramalıyız. Gerçek sevgi, karşısındaki insanın bağımsızlığını ortadan kaldırmaz, kişiliğini küçümsemez ve onun millî iradesine müdahale etme hakkı vermez.

Azerbaycan, bağımsız ve egemen bir devlet, kendi iradesine sahip bir halk olarak Türkiye’den sevgi ve saygı görmeyi hak etmektedir. Azerbaycan’ın millî iradesine, egemenliğine, tarihine, kültürüne ve millî onuruna saygı göstermek, iki ülke arasındaki kardeşliğin temel taşlarındandır.

Azerbaycan’a saygı göstermek; onu kendi kararları, iradesi ve millî çıkarları olan bağımsız bir devlet olarak görmek demektir. Onun tercihlerini önemsemek, halkıyla eşit ortaklar olarak ilişki kurmak ve kardeşliğin bağımlılık üzerine değil, karşılıklı güven ve eşit saygı üzerine inşa edildiğini kabul etmek demektir.

Gerçek kardeşliğin yalnızca ortak sevinçlerde bir araya gelmek olmadığını unutmamalıyız. Gerçek kardeşlik, görüşlerimizin farklılaştığı veya siyasi değerlendirmelerimizin örtüşmediği zamanlarda da kardeşimizin iradesine, kimliğine ve onuruna saygı gösterebilmektir.

Azerbaycan’a saygı göstermek; ortak tarihimize, değerlerimize ve kendimize duyduğumuz saygının da bir ifadesidir.

TÜRK–AZERBAYCAN KARDEŞLİĞİ ALİYEV’LE DE ERDOĞAN’LA DA BAŞLAMADI

Türk-Azerbaycan Kardeşliği, Azerbaycan’da Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in, Türkiye’de ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın göreve gelmesiyle başlamış değildir. Bu kardeşlik, tarihin derinliklerinden süzülüp gelen; ortak kan, ortak tarih ve ortak kaderle yoğrulmuş köklü bir kardeşliktir.

Şimdi de doğrudan Azerbaycanlı kardeşlerimize seslenmek istiyorum.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik İlham Aliyev’le başlamadı. Recep Tayyip Erdoğan’la da başlamadı. İki ülke arasındaki ittifak, Karabağ Savaşı’nın ortaya çıkardığı şartların bir sonucu olmaktan da çok daha derin bir anlam taşımaktadır.

Bizim kardeşliğimiz, bugünkü siyasi dönemin sınırlarını aşan tarihî, kültürel ve manevi bir mirasa dayanmaktadır. Bu bağ, yüzyıllar boyunca devam eden iletişimin, kültürel ve dilsel etkileşimin ve iki halkın hafızasında iz bırakan ortak tarihî tecrübelerin sonucudur.

Kardeşliğimiz ve ittifakımız; ortak tarihimizden, dilimizden, kültürümüzden ve halklarımızı yüzyıllar boyunca birbirine bağlayan kader birliğinden beslenmektedir.

Bu bağın derinliğini sembolik olarak anlatmak istediğimizde, ortak köklerimizin binlerce yıl öncesine, Orta Asya bozkırlarına ve Tanrı Dağları’nın yamaçlarına uzandığını söyleyebiliriz. Tanrı Dağları, Türk halklarının kültürel hafızasında eski kökleri, tarihî yolculukları ve geniş coğrafyalara yayılan bağları hatırlatan önemli bir semboldür.

Elbette ortak köklerimize ilişkin bu anlatım, kültürel hafızayı ve sembolik anlamı ifade etmektedir; tarihî araştırmaların ve belgelerin yerini tutmaz. Kendi tarihimizle gurur duymak istiyorsak, bu gururu kanıtlanmış bilgiler ve sağlam tarihî kaynaklarla da desteklemeliyiz.

Bu nedenle Türkiye–Azerbaycan ilişkilerini yalnızca bugünkü siyasi liderler, hükûmetler veya diplomatik anlaşmalar üzerinden değerlendirmek eksik bir yaklaşım olacaktır.

Liderler değişir, hükûmetler değişir, siyasi dengeler farklılaşır ve ittifaklar zamanın şartlarından etkilenebilir. Ancak halklar arasındaki ilişkiler, ortak kültür, karşılıklı saygı ve güven üzerine kurulduğunda çok daha derin ve kalıcı bir nitelik kazanır.

Hükûmetler bazı konularda farklı düşünebilir. Siyasi görüşler değişebilir, çözüm bekleyen anlaşmazlıklar ortaya çıkabilir. Fakat bunlar, bütün bir tarihî mirası yok saymak veya iki halk arasındaki samimi duyguları sorgulamak için gerekçe olmamalıdır.

Görevimiz, kardeşliği siyasi liderlerin isimlerine indirgememek ve onun geleceğini herhangi bir hükûmetin iktidarda kalmasına bağlamamaktır. Çocuklarımıza ve torunlarımıza bırakmak istediğimiz kardeşlik; günlük siyasetin tartışmalarından daha geniş, geçici anlaşmazlıklardan daha güçlü ve gerektiğinde farklılıkları aşabilecek kadar köklü olmalıdır.

TÜRK MİLLETİNİN AZERBAYCAN SEVGİSİ DÜŞÜNÜLDÜĞÜNDEN DAHA DERİNDİR

Türk milletinin Azerbaycan’a duyduğu sevgi, bazı Azerbaycanlı kardeşlerimizin düşündüğünden çok daha derindir.

Bu sevgi yalnızca resmî açıklamalarda, millî bayramlarda veya liderlerin birbirlerini selamladığı görüntülerde ortaya çıkmaz. İnsanların günlük konuşmalarında, iki halkın ortak hafızasını yaşatan ezgilerde, Bakü’den gelen haberleri takip etme biçimlerinde, Azerbaycan’ın başarıları karşısında duyulan gururda ve Azerbaycan halkının yaşadığı acılar karşısında hissedilen üzüntüde de kendini gösterir.

Bu derin sevgiyi anlatmak için aktarılan dikkat çekici bir diplomatik hikâye vardır.

Anlatıldığına göre, Türkiye’nin Bakü Büyükelçiliğine atanması planlanan bir Türk diplomat, bu görevlendirme hakkında şu sözleri söylemiştir:

“Diplomat olmak için diplomasi mesleğine girdim. Diplomasi, Türkiye’yi yabancı bir ülkede temsil etmek demektir. Azerbaycan bağımsız bir devlettir, ancak benim için yabancı bir ülke değildir. Azerbaycan’da görev yaparsam diplomasi mesleğini gerektiği şekilde öğrenemeyebilirim. Bu nedenle başka bir yabancı ülkede görevlendirilmem gerekir.”

Bu hikâyenin tarihî bir olay olarak doğruluğunun ortaya konulması için güvenilir bir kaynağa başvurulması gerektiğini belirtmek önemlidir. Bununla birlikte, hikâyenin ifade ettiği düşünce, Türk halkının Azerbaycan’a duyduğu sevginin sembolik ve etkileyici bir anlatımıdır.

Çünkü birçok Türk için Azerbaycan, Türkiye ile diplomatik ilişkileri ve ekonomik çıkarları bulunan sıradan bir dost ülke değildir. Azerbaycan, Türk milletinin kendisine yakın hissettiği, sevincini kendi sevinci, acısını kendi acısı olarak gördüğü bir kardeş halktır.

Türkiye’nin Azerbaycan’a yönelik yaklaşımını anlamak için yalnızca resmî açıklamalara bakmak yeterli değildir. İki halkın ortak hafızasına ve aralarındaki duygusal bağlara da bakmak gerekir. Coğrafi mesafelerin, kültürel ve manevi yakınlığın yanında anlamını yitirdiği o derin insani duyguyu anlamak gerekir.

Bu ilişkinin en güzel taraflarından biri de duygusal yakınlığın somut işlere dönüştürülebilmesidir: ticarette ve yatırımlarda, eğitimde ve bilimsel araştırmalarda, sağlık ve insani yardımlarda, bilgi ve tecrübe paylaşımında, iki ülkenin gençlerine daha iyi bir gelecek hazırlama çabalarında…

Çünkü eyleme dönüşmeyen sevgi eksik kalır. İş birliğine ve ilerlemeye katkı sunmayan kardeşlik ise gerçek potansiyelini ortaya koyamaz.

KARABAĞ’IN KURTULUŞU ORTAK SEVİNCİMİZ, AZERBAYCAN’IN TARİHÎ GURURUDUR

Karabağ’ın kurtuluşu ve Azerbaycan’ın kendi toprakları üzerindeki egemenliğini yeniden tesis etmesi Türkiye’de de büyük bir sevinçle karşılandı.

Bu sevincin kaynağı yalnızca iki ülke arasındaki stratejik ittifak değildi. Aynı zamanda uzun bir acı döneminin ardından kardeş bir halkın yıllardır beklediği millî hedefine ulaştığını görmenin verdiği samimi mutluluktu.

Azerbaycan ordusunun cesareti, Azerbaycan halkının kararlılığı ve millî birlik ruhu, bu zaferin elde edilmesinde öne çıkan unsurlar arasında yer aldı.

Bu tecrübe, millî iradenin gerekli liderlik, hazırlık ve fedakârlıkla birleştiğinde mevcut şartları değiştirebileceğini ve geleceğe yeni kapılar açabileceğini gösterdi.

Türkiye’nin sağladığı siyasi, diplomatik ve askerî desteği takdir ederken, Azerbaycan’ın mücadelesini ve evlatlarının fedakârlıklarını da aynı açıklıkla takdir etmeliyiz. Her başarının hakkını, abartıya, küçümsemeye veya siyasi hesaplara başvurmadan teslim etmeliyiz.

Çünkü kardeşlik, bir kardeşin başarısını diğerine mal etmek veya başarı sahibinin değerini azaltmak değildir. Kardeşlik, herkese hakkını vermek, herkesin katkısını adaletle değerlendirmek ve her kardeşin emeğinin görüldüğünü hissetmesini sağlamaktır.

Biz Karabağ’ın kurtuluşuna ve Azerbaycan’ın kendi toprakları üzerindeki egemenliğini yeniden tesis etmesine, Azerbaycanlı kardeşlerimiz kadar samimi bir sevinçle yaklaşıyoruz. Azerbaycan ordusunun kahramanlığıyla gurur duyuyor, şehitlerinin fedakârlıklarını saygıyla anıyor ve Azerbaycan halkının hak ettiği sevince ortak oluyoruz.

Bu gerçeği kabul etmek bir nezaket gösterisi değildir; hakkaniyetin ve vefanın gereğidir. Gerçek dost, dostunun başarısını takdir etmekten çekinmez. Gerçek kardeş, kendi değerini kanıtlamak için kardeşinin başarısını küçültmeye ihtiyaç duymaz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün düşüncelerinden ilham alarak bu duyguyu şu sözlerle ifade edebiliriz:

“AZERBAYCAN’IN ÜZÜNTÜSÜ ÜZÜNTÜMÜZ, SEVİNCİ SEVİNCİMİZDİR.”

Bu ifadenin Atatürk’e ait birebir bir tarihî alıntı olarak kullanılabilmesi için özgün kaynağının doğrulanması gerektiğini belirtmek gerekir. Ancak bu sözün taşıdığı anlam, iki halk arasındaki samimi dayanışmayı ifade eden güçlü bir ilke olarak benimsenebilir.

Bu anlayış yalnızca geçmişten kalan bir hatıra değildir. Geleceğimizi de yönlendirmesi gereken bir ilkedir. Azerbaycan’ın zaferine nasıl sevindiysek, onun gelişmesine katkıda bulunmalı, ilerlemesini desteklemeli ve millî tercihleriyle meşru çıkarlarına saygı göstermeliyiz.

Azerbaycan ordusunun kazandığı zafer, tarih kitaplarında kalan bir bölümden ibaret olmamalıdır. Bu zafer, gelecek nesillere ilham veren, güçlü ve müreffeh bir devlet inşa etme arzusunu besleyen, bilime, ekonomiye, kültüre ve ilerlemeye yönelten bir kaynağa dönüşmelidir.

KARDEŞLİĞİMİZİ KORUMAK ORTAK SORUMLULUĞUMUZDUR

Türkiye ile Azerbaycan bugün yeni fırsatlarla, ortak hedeflerle ve aşılması gereken önemli sınamalarla karşı karşıyadır.

İlişkilerimiz, ne kadar değerli olursa olsun, yalnızca geçmişin başarılarını hatırlamakla sınırlı kalmamalıdır. İki halkın tarihine, imkânlarına ve hedeflerine yakışan bir geleceği birlikte inşa etmeye yönelmelidir.

Enerjiden savunmaya, ekonomiden ticarete, eğitimden kültüre, ileri sanayiden teknoloji ve iletişime kadar birçok alanda geliştirilecek iş birliği yalnızca Türkiye ve Azerbaycan’ın çıkarlarına hizmet etmeyecektir. Aynı zamanda bütün Türk dünyasının geleceği açısından da büyük önem taşıyacaktır.

Ekonomik iş birliği, yeni yatırımların ve ortak projelerin önünü açabilir. Bilimsel ve kültürel iş birliği ise genç kuşakların birbirlerini daha yakından tanımalarına, öğrenmelerine ve birlikte üretmelerine imkân sağlayabilir.

Sağlık, tıp ve üniversite eğitimi gibi alanlarda da Türkiye ve Azerbaycan’daki kurumlar bilgi ve deneyim paylaşımını geliştirebilir, ortak eğitim ve araştırma programları hazırlayabilir, insanlara sunulan hizmetlerin niteliğini yükseltmek için birlikte çalışabilir.

Çünkü gerçek kardeşlik yalnızca duyguların dile getirilmesiyle yetinmez; bu duyguları halkların hayatına dokunan somut faydalara dönüştürmeye çalışır.

Bu güçlü ortaklığı korumak için toplum düzeyinde de sorumluluk üstlenmeliyiz. Ülkeler arasındaki ilişkileri yalnızca hükûmetler şekillendirmez. Gazeteciler, yazarlar, üniversiteler, iş insanları, aydınlar ve her gün sosyal medyada görüşlerini paylaşan vatandaşlar da bu ilişkilerin gelişmesinde önemli rol oynar.

Sosyal medyada yayılan her provokatif paylaşımı gerçek bir toplumsal eğilimin göstergesi olarak görmemeliyiz. Kışkırtmaların tuzağına düşmemeli, birkaç kişinin davranışından hareketle koca bir halk hakkında hüküm vermemeliyiz.

Milyonlarca Türk insanı, hakaret içeren tek bir paylaşımla tanımlanamayacağı gibi milyonlarca Azerbaycanlı da öfkeli bir yorumla veya bireysel bir tutumla değerlendirilemez. Halklar, sahte hesaplardan ve geçici anlaşmazlıklardan çok daha büyüktür. Aralarındaki sorunları aşabilecek bir anlayışa ve ortak değerlere sahiptirler.

Türkiye’de Azerbaycan’ı hedef alan veya Azerbaycan’da Türkiye’ye yönelik olumsuz söylemler karşısında dengeli, bilinçli ve ilkeli bir tutum sergilemeliyiz.

Birbirimizi anlamaya çalışmalı, yanlış bilgileri düzeltmeli, görüş ayrılıklarını sağduyuyla ele almalı ve ortak değerlerimizi dar siyasi hesapların üzerinde tutmalıyız.

Kardeşliği savunmak, sorunları görmezden gelmek veya tartışmaları yasaklamak değildir. Asıl mesele, farklılıklarımızı hakarete başvurmadan konuşabilmek, suçlamadan çözüm arayabilmek ve görüş ayrılıkları yaşadığımızda bile karşılıklı saygıyı koruyabilmektir.

Unutmayalım ki kardeşlik yalnızca yan yana bayraklar dalgalandırarak korunmaz. Zor zamanlarda birbirimizin onurunu koruyarak, haklı olana hakkını vererek, kardeşimizin başarısını takdir ederek ve onun bağımsızlığına saygı göstererek yaşatılır.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişki, iki devlet arasında kurulmuş sıradan bir ittifak değildir. Bu ilişki, tarih, kültür, dil ve gönül bağlarıyla birbirine yakınlaşmış iki halkın ortak mirasıdır.

Hepimizin görevi bu mirası korumak; onu günlük siyasi tartışmalardan, sosyal medya provokasyonlarından ve geçici anlaşmazlıklardan uzak tutmaktır.

Geçmiş nesillerin yaşattığı bu bağları gelecek nesillere daha güçlü, daha bilinçli ve daha verimli bir şekilde aktarmalıyız.

AZERBAYCAN CAN KARDEŞİMİZDİR; ZAFERİ SEVİNCİMİZ, ONURU ONURUMUZDUR

Azerbaycan bizim can kardeşimizdir. Onun zaferi sevincimiz, acısı acımız, başarısı gururumuzdur. Azerbaycan’ın refahı ve geleceği, bölge ve bütün Türk dünyası için de önemli bir kazanımdır.

Ancak samimi sevgi, kardeşimizin bizimle aynı düşünmesini veya her konuda bizim gibi davranmasını beklemek değildir. Onun sadakatini, her durumda bizimle aynı görüşü paylaşmasıyla ölçmek de değildir. Sevgi ile bağımlılığı birbirine karıştırmamalıyız.

Azerbaycan bağımsız ve egemen bir devlettir. Kendine ait bir millî iradesi, çıkarları ve tercihleri vardır. Bu gerçeğe saygı göstermek, Türkiye–Azerbaycan ilişkilerinin ayrıntılarından biri değil, temel dayanaklarından biridir.

Azerbaycan’ın bağımsızlığına, egemenliğine ve millî onuruna duyduğumuz saygıyı, ona beslediğimiz sevgi kadar güçlü biçimde göstermeliyiz. Azerbaycan halkının kendi görüşlerini ifade etme, tarihine ve kültürüne sahip çıkma ve millî kararlarını her türlü baskıdan uzak şekilde alma hakkını tanımalıyız.

Aynı şekilde Azerbaycanlı kardeşlerimiz de Türk halkının ülkelerine duyduğu sevginin geçici bir siyasi tutumdan ibaret olmadığını bilmelidir. Pek çok Türk vatandaşının Azerbaycan’a duyduğu yakınlık ve vefa, geçici anlaşmazlıklarla veya bazı kişilerin açıklamalarıyla ortadan kalkmayacak kadar derindir.

Bu değerli ilişki karşılıklı çaba gerektirir. Kardeşe saygı duymanın kendi kimliğine duyulan saygıyla çelişmediğini, görüş ayrılıklarının ortak geleceğimizi ilgilendiren konulardaki dayanışmayı ortadan kaldırmadığını ve sorumlu eleştirinin yıkmak yerine geliştirmeye hizmet edebileceğini anlamalıyız.

Tarih bize şunu öğretmiştir: Birbirine saygı duyan halklar krizleri aşabilir. Güven üzerine kurulan ilişkiler ise ayrıştırma girişimlerine karşı daha dirençli olur.

Bu nedenle bugünkü sorumluluğumuz yalnızca güzel sözler söylemek değildir. Sözlerimizi davranışlara, tutumlara ve politikalara dönüştürerek kardeşliğimizin gerçekliğini göstermeliyiz.

Türkiye’nin güçlü ve müreffeh olmasını istiyoruz. Azerbaycan’ın güçlü ve müreffeh olmasını da istiyoruz. İki ülke arasındaki ilişkinin sevgiye, egemenliğe ve karşılıklı saygıya dayanan örnek bir ortaklık olarak devam etmesini arzuluyoruz.

Birinin kalkınması diğerinin kaybı değildir. Aksine, her iki ülkenin gelişmesi iş birliği ve dayanışma için daha geniş imkânlar yaratabilir.

Geçmiş nesiller ortak bağlarımızı hafızalarında, dillerinde ve kültürlerinde yaşattılar. Bizim görevimiz ise bu mirası bilimle, çalışmayla, iş birliğiyle ve karşılıklı güvenle geleceğe taşımaktır.

Ayrıştırma girişimlerine bilinçle karşı koymalı, kardeşliğimizi günlük siyasi tartışmaların üzerinde tutmalı ve gelecek nesillere daha sağlam bağlar bırakmalıyız.

Türk ve Azerbaycanlı kardeşlerimize sesleniyorum: Nefretin sesinin tarihin sesinden daha gür çıkmasına izin vermeyin. Dar siyasi hesapların halkların iradesinden daha güçlü hâle gelmesine fırsat vermeyin. Geçmişten bugüne nesiller boyunca inşa edilen köprülerin geçici provokasyonlarla yıkılmasına göz yummayın.

Gerçek kardeşlik, yan yana kaç bayrak dalgalandırdığımızla veya kaç slogan attığımızla ölçülmez. Birbirimize ne kadar saygı gösterdiğimizle, ne kadar samimi davrandığımızla, birbirimizin hakkını ne kadar teslim ettiğimizle ve kardeşimiz haksızlığa uğradığında onun onurunu ne ölçüde koruduğumuzla ölçülür.

Türkiye ile Azerbaycan, halklarının iradesi ve yeni nesillerin bilinci sayesinde anlaşmazlıkları aşabilir ve tarihî bağlarını koruyabilir. Yeter ki karşılıklı saygı devam etsin, samimiyet korunsun, ortak çıkarlar gözetilsin ve kardeşlik bir slogan olmaktan çıkarak ortak bir sorumluluk olarak yaşatılsın.

Azerbaycan can kardeşimizdir. Türkiye de Azerbaycan’ın can kardeşidir. İki halk arasında geçmişten gelen güçlü bağlar, bugün gelişen bir iş birliği ve birlikte inşa edilmeyi bekleyen ortak bir gelecek vardır.

Türk–Azerbaycan kardeşliği yalnızca geçmişimizin bir hatırası değildir. Aynı zamanda geleceğimizi üzerine inşa edebileceğimiz en kıymetli dayanaklardan biridir.

Bu gelecek; kimliğimizle gurur duymayı dünyaya açık olmakla, güçlü devleti insan onuruyla, tarihimize bağlılığı ise gelecek nesillere duyduğumuz sorumlulukla birleştiren bir gelecek olmalıdır.

Dileğimiz, gelecek nesillerin bizden daha güçlü bir kardeşlik, daha müreffeh ülkeler ve daha fazla iş birliği ve dayanışma içinde olan bir Türk dünyası devralmasıdır.

YAŞASIN TÜRK–AZERBAYCAN KARDEŞLİĞİ!

YAŞASIN İKİ HALKIN SEVGİYE, KARŞILIKLI SAYGIYA, BAĞIMSIZLIĞA VE ONURA DAYANAN BİRLİĞİ!

Yazar

  • Mesut HARAY

    Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.


HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Mesut HARAY adlı kullanıcının avatarı

By Mesut HARAY

Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.

Bir yanıt yazın

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin