Araştırmacı, Gazeteci: Mesut HARAY

Yedi yıl önce Ankara’da, Facebook hesabımda Türklerin Bahar Bayramı, Ergenekon Bayramı’nın 13. günü; yani Çöl Günü, Tabiat Günü münasebetiyle, sebze düğümlemek ve dilek tutmak vesilesiyle birkaç cümle yazmıştım. O gün yazılanlar, anlık bir duygu taşkınlığı değildi. Onlar, Türk milletinin bölünmüş coğrafyalarına, esir bırakılmış yurtlarına, bastırılmış kimliğine ve geciktirilmiş geleceğine dair yürekten kopan dileklerdi.

O gün şöyle demiştim:

“Güney Azerbaycan’ımıza bağımsızlık,
Turan’ımız var olması,
Doğu Türkistan’daki Türk ırkımıza bağımsızlık,
Esir tutulmuş Karabağ’ımıza azatlık
(özgürlük),
Türk dünyasındaki insanlarımıza mutluluk,
Ve dünyadaki bütün insanlık arzularını yüreğinde taşıyabilen insanlara başarı dileyirem.”

Bugün, aradan geçen yedi yılın ardından, insan ister istemez o satırların önünde yeniden duruyor. Çünkü bazı dilekler tarihe karışmadı; tarihin ta kendisi oldu. Bazıları ise hâlâ bekliyor. Hem de sadece beklemiyor; bizden irade, mücadele, teşkilatlanma ve tarih şuuru istiyor.

Bu yedi yıllık muhasebede en açık biçimde gerçekleşen dilek, Karabağ’ın azadlığı oldu. Azerbaycan devleti 2020 savaşının ardından ve özellikle 2023’teki son askerî süreçten sonra Karabağ üzerindeki egemenliğini tamamen yeniden tesis ettiğini resmî olarak ilan etti. Azerbaycan’ın resmî açıklamalarında da devlet egemenliğinin tüm topraklarda yeniden kurulduğu açıkça vurgulandı. Yani yedi yıl önce “esir tutulmuş Karabağ’ımıza azadlık” diye yazılan o dilek, artık sadece bir arzu değil; tarihe geçmiş bir sonuçtur. 

Ama acı gerçek şudur: Güney Azerbaycan’ımıza bağımsızlık dileği henüz gerçekleşmiş değildir. Güney Azerbaycan Türkü bugün de kendi ana dilinde tam serbest değildir; kendi kimliğini korkusuzca, tam siyasal güvenceyle yaşayabildiği bir zemine sahip değildir. İran’daki insan hakları raporları, etnik azınlıkların sistematik ayrımcılık ve baskıyla karşı karşıya kaldığını göstermeyi sürdürüyor. Demek ki bu başlıkta tarih henüz tamamlanmadı. Bu dilek eskimedi; tersine daha da ağırlaştı. Çünkü artık mesele yalnız kültürel hak değil, doğrudan doğruya tarihî varlık ve millî gelecek meselesidir. 

Aynı şekilde, Doğu Türküstandakı Türk ırkımıza bağımsızlık dileği de hâlâ gerçekleşmemiş büyük bir yara olarak önümüzde duruyor. Birleşmiş Milletler uzmanlarının 2026 başındaki açıklamaları, Uygurlar ve diğer Türk toplulukları üzerinde zorla çalıştırma, baskı ve kayıplar konusundaki endişelerin sürdüğünü yeniden ortaya koydu. Yani Doğu Türkistan başlığı, yedi yıl önce nasıl bir vicdan yarası idiyse bugün de öyledir. Hatta belki daha ağırdır; çünkü dünyanın gördüğü zulüm, çoğu zaman dünyanın sessizliğiyle birleşmiştir. 

Turan’ımız var olması dileği ise ne bütünüyle gerçekleşti denebilir ne de artık yalnız hayal sayılabilir. Bugün Türk Devletleri Teşkilatı vardır; üyeleri, düzenli zirveleri ve bölgesel meselelerde ortak tutum geliştirme kapasitesi giderek görünür hâle gelmektedir. Mart 2026’da İstanbul’da yapılan dışişleri bakanları toplantısı da bunun güncel örneklerinden biri oldu. Fakat açık konuşalım: Kurumsal iş birliği ile tarihî ülkü aynı şey değildir. Turan ruhu masada biraz daha görünür oldu, ama henüz milletin ortak kudretine dönüşmüş tam bir birlik seviyesine ulaşmış değildir. Yani bu başlıkta yol açılmıştır, fakat menzile varılmış değildir. 

Peki, Türk dünyasındaki insanlarımıza mutluluk dileği ne kadar gerçekleşti? İşte burada hesap daha çetindir. Çünkü mutluluk, sadece savaş kazanmakla gelmez. Mutluluk; adaletle, refahla, güvenlikle, kimliğini korkmadan yaşayabilmekle, dilini ezilmeden konuşabilmekle, geleceğine başkalarının merhametiyle değil kendi iradesiyle yön verebilmekle mümkündür. Türk dünyasında son yıllarda dayanışma arttı, diplomatik temaslar çoğaldı, ortak söylem güçlendi. Ama öte yandan baskı, savaş, ekonomik sıkıntılar, göç ve jeopolitik kuşatma da bitmedi. Demek ki bu dilek de kısmen ayaktadır, ama tamamlanmış değildir. 

Asıl üzerinde durulması gereken nokta ise şudur: Yedi yıl önceki o dilekler yalnız sonuç listesi değildi; aynı zamanda bir mücadele çağrısıydı. Bugün Türk insanı olarak hangi konularda çaba gösteriyoruz, hangi alanlarda mücadele aparıyoruz sorusunun cevabı da tam burada yatıyor.

Biz bugün hâlâ Güney Azerbaycan Türkü’nün kimliğini, dilini, tarihini ve millî iradesini görünür kılma mücadelesi veriyoruz. Hâlâ İran merkezli inkâr siyasetinin karşısında, “bu millet vardır” demek zorunda kalıyoruz. Hâlâ Güney Azerbaycan meselesini duygusal bir folklor başlığı olmaktan çıkarıp jeopolitik, tarihî ve millî bir dava olarak anlatmaya çalışıyoruz.

Biz bugün hâlâ Doğu Türkistan’daki Türk’ün sesi boğulmasın diye mücadele ediyoruz. Sadece acıyı paylaşmak için değil; unutulmayı kırmak için. Çünkü unutulan dava, yenilmiş dava olur. Unutturulmak istenen her Türk yurdu için hafızayı diri tutmak da başlı başına bir direniştir. 

Biz bugün hâlâ Turan fikrinin hamaset değil, strateji olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Sınırları ayrı olabilir; ama kaderi ortak olan milletlerin dağınık yaşamasının nasıl bir tarihî maliyet doğurduğunu görüyoruz. Bu yüzden Türk dünyasında kurulan her yeni bağ, her ortak masa, her kurumsal adım kıymetlidir; ama yetmez. Çünkü gönül coğrafyası kurumsal diplomasiyle desteklenmediğinde zayıf kalır, kurumsal diplomasi de tarih şuuru olmadan ruhsuzlaşır. 

Biz bugün hâlâ Karabağ’ın azadlığından sonra yeni rehavete kapılmama mücadelesi de veriyoruz. Karabağ zaferi, yalnız bir sonuç değil; aynı zamanda Türk milletine verilmiş bir derstir: İmkânsız denilen şey, doğru zamanda irade ile mümkündür. O hâlde Karabağ, biten bir dosya değil; başka esaret başlıkları için açılmış tarihî bir örnektir. 

Ve biz bugün hâlâ, Türk dünyasının mutluluğunu yalnız ekonomik refahla değil; kimlik onuru, siyasal haysiyet ve millî gelecek güvenliğiyle birlikte düşünme mücadelesi veriyoruz. Çünkü Türk için sadece yaşamak yetmez; başı dik yaşamak gerekir. Sadece ayakta kalmak yetmez; kendi adıyla, kendi diliyle, kendi iradesiyle var olmak gerekir.

Bütün bunların sonunda dönüp o yedi yıl önceki satırlara baktığımda şunu görüyorum:
Bir dilek gerçekleşti.
Birkaç dilek yarı yola girdi.
Bazıları ise hâlâ Türk milletinin vicdanında bekliyor.

Ama daha önemlisi şu: O dileklerin hiçbiri boşa yazılmamış. Çünkü bugün hâlâ aynı başlıklarda düşünüyor, yazıyor, konuşuyor, mücadele ediyoruz. Demek ki mesele bir bayram gününde edilen temenniden ibaret değilmiş. Mesele, Türk milletinin dağılmış coğrafyaları arasında kopmayan tarih bağıymış. Mesele, üzerinden yıllar geçse de sönmeyen millî hafızaymış.

Yedi yıl sonra bugün geldiğimiz noktada hüküm nettir:
Karabağ azad oldu.
Turan fikri daha görünür bir zemine kavuştu ama tamamlanmadı.
Güney Azerbaycan hâlâ özgür değil.
Doğu Türkistan hâlâ büyük bir yara.
Türk dünyasının huzuru ve mutluluğu ise hâlâ ortak mücadele istiyor.

Demek ki o gün tutulan dilekler bitmedi.
Sadece zamanın içinden geçerek bir imtihana dönüştü.
Ve bugün o imtihanın içindeyiz.

HARAYHABER’le Dünyaya Güney Azerbaycan Gözüyle Bakıyoruz.

Yazar

  • Mesut HARAY

    Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.


HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Mesut HARAY adlı kullanıcının avatarı

By Mesut HARAY

Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.

Bir Cevap Yazın

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin