18 Ekim’de Celal Çiftçi hakkındaki uluslararası arama kararını haberleştirmesinin ardından Azerbaycan Başsavcılığı, Türkiye’de yaşayan veya faaliyet gösteren yedi kişi hakkında da aynı dosya kapsamında işlem yapıldığını duyurdu. Soruşturma genişlerken, iddiaların dayandığı içerikler ve kişiler arasındaki olası bağlar kamuoyuna henüz gösterilmiş değil.

HARAYHABER | Haber Analiz

18 Ekim’de Türk gazeteci Celal Çiftçi hakkında Azerbaycan tarafından uluslararası arama kararı çıkarıldığını haberleştirdi. Bir gün sonra gelen yeni açıklama, dosyanın tek bir gazeteciyi aşarak Türkiye’deki yedi isme daha uzandığını ortaya koydu. Başsavcılığa göre bu kişiler hakkında gıyabi tutuklama tedbiri kararı verildi ve uluslararası arama süreci başlatıldı. Böylece Çiftçi dosyasıyla başlayan gelişme, Türkiye’deki medya ve sosyal medya çevrelerine yayılan daha geniş bir soruşturmaya dönüştü.

Başsavcılığın 16 Ekim tarihli duyurusu, Çiftçi’nin de adının geçtiği soruşturmanın başlangıcını açıkladı. Kurum, 21 Eylül tarihli Bakanlar Kurulu kararından sonra darbe ve zor kullanma çağrıları ile dinî nefret ve düşmanlık içerdiğini ileri sürdüğü materyallerin, bazıları yapay zekâyla üretilmiş olmak üzere, tekrar yayıldığını bildirdi. 19 Ekim’deki açıklama ise bu soruşturma kapsamında yedi kişinin daha suçlanan sıfatıyla dosyaya eklendiğini gösteriyor.

Yedi isim ve yöneltilen suçlamalar

Azerbaycan Başsavcılığının açıkladığı isimler şunlar: “Haksöz” ve “Haksöz Haber” yazarı Rıdvan Kaya; “Köklü Değişim” yazarı ve “Değişim TV” sunucusu Zekeriya Ceran —Abdullah İmamoğlu adıyla tanınıyor—; “Analiz Merkezi”nin kurucusu Fatih Tezcan; hukuk bürosu yöneticisi Ahmet Şanlı; araştırmacı Fahrettin Taşkaya Saral; Facebook hesabı sahibi Abdurrahman Tumer ve moderatör, sporcu olarak tanıtılan Alparslan Tanrıkulu.

Başsavcılık, bu isimlerin 25 Eylül–18 Ekim arasında X, Facebook, Instagram, YouTube, TikTok ve başka internet mecralarında devlet iktidarının zorla ele geçirilmesine, anayasal düzenin zor kullanılarak değiştirilmesine ve dinî temelde nefret ile düşmanlığın körüklenmesine yönelik içerikler yayımladığından şüphelenildiğini belirtiyor. Açıklamaya göre Rıdvan Kaya, 3 Ekim’de İstanbul’daki Azerbaycan Başkonsolosluğu önünde düzenlenen eylemde; Kaya ile Zekeriya Ceran ise 13 Ekim’de Ankara’daki Azerbaycan Büyükelçiliği önündeki eylemde benzer çağrılar yaptı. Bunlar, soruşturma makamlarının iddialarıdır; mahkemece kesinleşmiş suç tespitleri değildir.

Dosya büyüyor; deliller hâlâ kamuoyuna açık değil

Soruşturmanın kapsamı genişlerken en önemli gazetecilik sorusu şu: Bu yedi kişiyi aynı dosyada bir araya getiren somut bağ nedir?

Başsavcılık açıklaması, her bir kişinin hangi paylaşımı yaptığına, hangi sözün hangi bağlamda söylendiğine, materyallerin tam bağlantılarına veya kişilerin ortak hareket ettiğini gösteren delillere yer vermiyor. Kurum, paylaşımların içeriğinin, bağlamının, eriştiği kitlenin ve yayılma biçiminin incelendiğini söylüyor; ancak bu değerlendirmenin nasıl yapıldığını kamuoyunun denetimine açmıyor. İsimlerin farklı yayın, hukuk, araştırma ve sosyal medya faaliyetleriyle tanıtılması da tek başına aralarında örgütsel bağ bulunduğunu kanıtlamıyor.

Bu eksiklik, suçlamaları geçersiz kılmaz; fakat ağır suçlamalarda delilin niteliğini ve kişiye özgü isnadı görünür kılmayı zorunlu hâle getirir. Hangi hesapların kime ait olduğu, paylaşımların kesilip kesilmediği, içeriklerin başka hesaplardan aktarılıp aktarılmadığı ve sözlerin açıkça şiddete çağrı sayılıp sayılmayacağı ayrı ayrı ortaya konmalıdır. Özellikle elçilik ve konsolosluk önündeki eylemler bakımından, protestoya katılmakla şiddet çağrısı yapmak arasındaki farkı belirleyecek olan, eylemin kendisi değil, somut sözler ve kanıtlardır.

Eleştiri ile şiddete çağrı aynı şey değildir

Azerbaycan Başsavcılığı, dosyanın yalnızca dinî görüşleri ifade etmek veya devlet kurumlarını eleştirmekle ilgili olmadığını; içeriklerde zor kullanmaya ve anayasal düzeni yasa dışı yollarla değiştirmeye çağrı bulunduğunu ileri sürüyor. Soruşturmanın hukuki ağırlığı da burada yatıyor: 281.2’nci madde tekrarlanan açık çağrıları, 283.2.1’inci madde zor kullanarak dinî nefret ve düşmanlığı körüklemeyi, 167-3.1’inci madde ise dinî aşırılıkçı faaliyete çağıran veya bu faaliyeti meşrulaştıran materyallerin hazırlanması ve yayılmasını kapsıyor.

Devletin açık şiddet çağrılarına ve anayasal düzeni zor kullanarak değiştirme girişimlerine karşı soruşturma yürütmesi meşru bir güvenlik sorumluluğudur. Ancak dinî söylem, sert siyasi eleştiri, hükümet karşıtı çağrı ve şiddete teşvik birbirine karıştırılırsa, güvenlik soruşturması ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir araca dönüşebilir. Bu nedenle dosyanın güvenilirliği, yalnızca savcılığın suçlamalarının ağırlığıyla değil; her bir isnadın açık, doğrulanabilir ve bağımsız biçimde sınanabilir delillerle desteklenmesiyle ölçülecek.

Gıyabi tutuklama kararı mahkûmiyet değildir

Başsavcılığa göre yedi kişi 19 Ekim’de ilgili suç maddeleri kapsamında suçlanan sıfatıyla dosyaya dâhil edildi. Binagadi Rayon Mahkemesi, savcılık ve soruşturma makamlarının başvuruları üzerine haklarında yokluklarında tutuklama tedbiri kararı verdi; ardından uluslararası arama ilan edildi. Bu kararlar mahkûmiyet anlamına gelmiyor. Suçluluk ancak yargılama sonunda, savunma hakkı da korunarak verilecek hükümle belirlenebilir. Başsavcılık ayrıca Türkiye’deki ve diğer ülkelerdeki ilgili makamlarla uluslararası hukuki yardım ve işbirliği mekanizmalarının işletileceğini bildiriyor.

Burada bir kavram ayrımı da önemli: Azerbaycan makamlarının “uluslararası arama” açıklaması, tek başına Interpol kırmızı bülteni yayımlandığı veya Türkiye’de otomatik tutuklama ve iade kararı alındığı anlamına gelmez. Interpol, kırmızı bültenin bir uluslararası tutuklama emri olmadığını; ülkelerin kendi hukuklarına göre işlem yaptığını açıkça belirtiyor.

Ankara–Bakü hattında hukuk ve siyaset sınavı

Çiftçi’den sonra yedi ismin daha aynı soruşturma hattında açıklanması, meselenin Türkiye ile Azerbaycan arasındaki hukuki işbirliği alanına taşındığını gösteriyor. Bu gelişmeyi şimdiden iki ülke arasında devletlerarası kriz olarak nitelemek doğru olmaz. Ancak Türkiye’de yaşayan veya çalışan kişilere yönelik gıyabi tutuklama ve uluslararası arama kararları, Ankara’nın hukuki yardımlaşma süreçlerini nasıl yürüteceği ve dosyadaki delillerin nasıl değerlendirileceği sorularını gündeme getiriyor.

İki ülke arasındaki yakın siyasi ilişki, bu dosyanın şeffaf yürütülmesi ihtiyacını azaltmıyor; tersine artırıyor. Bakü, ileri sürdüğü suçlamaları kişi kişi ve içerik içerik ortaya koymalı. Ankara ise olası talepleri siyasi yakınlığa veya kamuoyu baskısına göre değil, hukuk ve usul güvencelerine göre değerlendirmeli. Aksi hâlde dosya, gerçekten şiddete çağrı niteliği taşıyan içeriklerin soruşturulması tartışmasının ötesine geçerek, Türkiye’deki hükümet eleştirisinin sınırları ve sınır ötesi siyasi baskı iddiaları etrafında yeni bir gerilim başlığına dönüşebilir.

Şimdilik kamuoyunun önündeki tablo nettir: HARAYHABER’in 18 Ekim’de haberleştirdiği Celal Çiftçi kararı, 19 Ekim’de yedi yeni isimle genişleyen bir dosyanın ilk görünür halkası oldu. Fakat dosyanın ikna edici ve adil biçimde ilerlemesi için yalnızca isimlerin ve suç maddelerinin açıklanması yetmez. Somut içeriklerin, bağlamın, dijital delillerin ve her kişi bakımından ayrı isnadın da hukukun izin verdiği ölçüde denetlenebilir olması gerekir.

Kaynaklar

Yazar

  • Mesut HARAY

    Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.


HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Mesut HARAY adlı kullanıcının avatarı

By Mesut HARAY

Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.

Bir yanıt yazın

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin