HARAYHABER | Stratejik Haber – Analiz
Araştırmacı, Gazeteci: Mesut HARAY
Hürmüz Boğazı bugün artık yalnızca petrol tankerlerinin geçtiği bir su yolu değildir. Burası küresel enerji düzeninin kalbi, Körfez güvenliğinin sinir merkezi ve büyük güçler arasındaki psikolojik savaşın en kırılgan cephesidir. İran ile ABD arasındaki her kriz dönüp dolaşıp neden Hürmüz’e dayanıyor? Çünkü artık mesele yalnızca petrol değil; küresel otorite, ekonomik baskı ve jeopolitik caydırıcılık meselesidir.
Son haftalarda İran’ın Hürmüz geçişleri üzerinde yeni bir “denetim mekanizması” kurmaya çalıştığı yönündeki iddialar, bölgede sessiz ama son derece tehlikeli bir dönüşümün işaretidir. İran artık klasik “boğazı kapatırım” söylemiyle hareket etmiyor. Çünkü Tahran da biliyor ki Hürmüz’ü tamamen kapatmak doğrudan savaş sebebi olabilir. Bunun yerine İran çok daha karmaşık, gri ve stratejik bir yöntem deniyor:
Boğazı kapatmadan kontrol etmek.
İşte tam bu noktada kritik soru ortaya çıkıyor:
İran gerçekten savaştan mı kaçıyor, yoksa savaşı sürekli yakın tutarak dünya sistemini baskı altına mı almaya çalışıyor?
İran’ın Yeni Stratejisi: Açık Savaş Değil, Sürekli Baskı Düzeni
İran rejiminin son dönemdeki yaklaşımı dikkatle incelendiğinde şunu görmek mümkündür: Tahran artık büyük çaplı doğrudan savaşı kazanamayacağını biliyor. Ekonomik çöküş, iç huzursuzluk, yaptırımlar, işsizlik, enflasyon ve toplumsal memnuniyetsizlik İran devletini ciddi biçimde zorluyor. Ancak İran’ın gerçek gücü klasik savaş kapasitesinden değil; kriz üretme, belirsizlik yaratma ve rakiplerini sürekli tedirgin etme becerisinden geliyor.
Hürmüz tam da bu nedenle İran için yalnızca bir boğaz değil; diplomatik şantaj alanıdır.
Tahran bugün dünyaya şu mesajı veriyor:
“Beni ekonomik olarak boğarsanız, ben de küresel enerji dolaşımını baskı altına alırım.”
Bu mesaj yalnızca Washington’a verilmiş değildir. Asıl hedef Körfez ülkeleri, Avrupa enerji piyasaları, Çin, Hindistan ve uluslararası sigorta sistemidir.
Çünkü İran çok iyi biliyor:
Modern dünyada bazen bir savaş çıkması gerekmez. Savaş ihtimalinin sürekli canlı tutulması bile ekonomileri sarsmaya yeter.
İran Rejimi Gerçekten Güçlü Mü, Yoksa Kontrollü Kaos Mu Üretiyor?
İran rejiminin dışarıya verdiği görüntü ile içerideki gerçek tablo arasında büyük bir çelişki vardır. Devlet medyası sürekli askerî başarı, direniş ekseni ve bölgesel güç propagandası üretirken; içeride ekonomik kriz derinleşmekte, halkın alım gücü düşmekte ve sosyal huzursuzluk artmaktadır.
Tam bu noktada kritik soru şudur:
Neden ekonomik olarak bu kadar zorlanan bir rejim sürekli dış kriz üretme ihtiyacı hissediyor?
Çünkü tarih boyunca birçok rejim içerideki kırılganlığı dış krizlerle perdelemeye çalışmıştır. Dış düşman söylemi, içerideki toplumsal öfkeyi bastırmanın en eski yöntemlerinden biridir.
Bugün İran’da yaşanan durum da buna benzemektedir.
Hürmüz gerilimi yalnızca jeopolitik değil; aynı zamanda rejimin iç meşruiyet krizini yönetme aracıdır.
ABD’nin Açmazı: Güçlü Görünmek Zorunda Ama Savaş İstemiyor
Washington açısından mesele daha da karmaşıktır.
ABD yıllardır “uluslararası deniz yollarının serbestliği” söylemini küresel liderliğinin temel ilkelerinden biri hâline getirdi. Eğer İran Hürmüz’de kendi kurallarını fiilen dayatmaya başlar ve dünya buna alışırsa, bu yalnızca bölgesel değil; küresel ölçekte Amerikan caydırıcılığına ağır darbe anlamına gelir.
Ancak ABD’nin önünde ciddi bir problem vardır:
Afganistan ve Irak tecrübeleri sonrası Amerikan kamuoyu yeni bir büyük Ortadoğu savaşına sıcak bakmıyor.
Washington askeri olarak güçlü olabilir; fakat siyaseten yorgundur.
Bu nedenle ABD sert görünmek zorunda, ama tam ölçekli savaştan da kaçınmaya çalışıyor.
İşte İran’ın hesap yaptığı nokta tam da budur.
Tahran doğrudan savaşmak yerine, ABD’nin sınırlarını test ediyor.
Körfez Ülkeleri Neden Sessiz?
Suudi Arabistan, BAE, Katar ve Kuveyt gibi Körfez ülkeleri kamuoyunda güçlü görünmeye çalışsalar da gerçekte büyük bir güvenlik korkusu yaşamaktadır.
Çünkü olası bir İran–ABD çatışmasının ilk hedefi Washington değil, Körfez altyapısı olabilir.
Petrol tesisleri,
limanlar,
enerji hatları,
ticaret merkezleri,
ABD üsleri…
Yani savaşın ekonomik faturası ilk önce Körfez’e kesilebilir.
Bu yüzden Körfez ülkeleri bir taraftan İran’ın baskısından korkarken, diğer taraftan ABD’nin kontrolsüz bir askerî müdahalesinden de çekiniyor.
Aslında bugün Körfez’de yaşanan durum şudur:
Hiç kimse İran’ı tam anlamıyla durduramıyor; ama hiç kimse büyük savaşın bedelini ödemek de istemiyor.
Çin ve Rusya Gerçekte Ne Yapıyor?
Burada çoğu analizde gözden kaçan önemli bir nokta vardır.
Çin ve Rusya açık şekilde İran’ın yanında görünse de aslında kontrollü bir kriz ortamından fayda sağlıyor olabilir.
Çin için Körfez’deki her kriz Batı ekonomilerini baskı altına alma fırsatıdır.
Rusya için ise enerji fiyatlarının yükselmesi stratejik avantaj anlamına gelir.
Bu nedenle İran yalnız değildir; fakat aynı zamanda tam anlamıyla desteklenen bir müttefik de değildir.
Büyük güçler İran’ı çoğu zaman bir denge bozucu araç olarak kullanmaktadır.
Ve bu durum İran için de uzun vadede ciddi bir tehlikedir.
Çünkü büyük güçlerin jeopolitik oyunlarında kullanılan aktörler, zamanı geldiğinde yalnız bırakılabilir.
Asıl Tehlike: Yanlış Hesap
Hürmüz’de en büyük risk bilinçli savaş kararı değildir.
Asıl tehlike; yanlış hesap, kontrolsüz hamle ve psikolojik gerilimin kontrolden çıkmasıdır.
Bir savaş gemisinin yaklaşması,
bir tanker krizinin büyümesi,
bir vekil grubun saldırısı,
bir füzenin yanlış hedefe düşmesi…
Bunların her biri zincirleme reaksiyon yaratabilir.
Hürmüz gibi dar, yoğun ve aşırı militarize edilmiş bir bölgede küçük olaylar büyük savaşların fitilini ateşleyebilir.
Bugün dünya aslında planlı bir savaştan değil;
kontrolden çıkan kriz ihtimalinden korkuyor.
Sonuç: Hürmüz Krizi Aslında Küresel Düzen Krizidir
Bugün Hürmüz’de yaşananlar yalnızca İran ile ABD arasında bir deniz gerilimi değildir.
Bu kriz;
- İran rejiminin ayakta kalma stratejisini,
- ABD’nin küresel liderlik iddiasını,
- Körfez monarşilerinin güvenlik korkularını,
- Çin ve Rusya’nın sessiz hesaplarını,
- küresel enerji piyasalarının kırılganlığını,
- ve dünya ekonomisinin ne kadar savunmasız olduğunu ortaya koymaktadır.
İran savaşı başlatmak istemeyebilir.
ABD büyük savaş istemeyebilir.
Körfez ülkeleri çatışmadan korkuyor olabilir.
Fakat bütün taraflar aynı anda gerilimi kendi lehine kullanmaya çalışıyor.
Ve tarih bize şunu gösteriyor:
Bazen savaşlar, kimsenin gerçekten istemediği anlarda başlar.
Bugün Hürmüz’de deniz sakin görünebilir.
Ama suyun altında yalnızca petrol değil,
küresel düzenin kırılan dengesi dolaşıyor.
HARAYHABER
Dünyaya Güney Azerbaycan Gözüyle Bakıyoruz
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
