HARAYHABER | Haber Analiz
Araştırmacı–Gazeteci: Mesut HARAY
İran’da dil üzerinden yürütülen kimlik siyaseti, dört yıl arayla ortaya çıkan iki çarpıcı örnekle yeniden gündeme geldi. 2022 yılında İranlı din adamı Müçtehadi Tahrani’ye ait olduğu aktarılan bir ses kaydında Türkçe, cehennemin dili olarak gösterilmiş; Türklerin cennete girebilmesi için Araplaşması gerektiği ileri sürülmüştü. Bugün ise Devrim Muhafızları’na bağlı olduğu belirtilen bir medya kanalında, “Cennete girmek için Farsça bilmek gerekir” başlığı dolaşıma sokuldu.
Bu iki ifade, yüzeyde birbirine zıt görünse de aynı zihniyetin iki ayrı yüzünü ortaya koyuyor: Dini, dili ve milliyeti siyasal üstünlük aracı hâline getiren İran rejimi, toplumsal gerçekliği açıklamak yerine kendi kimlik hiyerarşisini kutsallaştırmaya çalışıyor.
2022’de yayımlanan haberde, Müçtehadi Tahrani’nin Türkleri aşağılayan sözleri aktarılmıştı. Ses kaydında Türklerin cennete gittiklerinde Araplaşacağı, Farsların ve Arapların cehenneme gitmesi hâlinde Türkleştirileceği, cehennemde Türkçe konuşulduğu ve “iyi Türklerin Arap olduğu” iddia ediliyordu. Bu ifadeler yalnızca bir din adamının kişisel hezeyanı olarak görülemezdi. Çünkü söz konusu anlayış, İran’da Türk kimliğini aşağılayan daha geniş bir devlet ve toplum düzeninin içinde üretiliyordu.
Çocuklara Türkçe isim verilmesinin engellendiği, Türkçe eğitim talebinin güvenlik tehdidi gibi sunulduğu ve Güney Azerbaycan’daki kültürel hak mücadelelerinin “bölücülük” suçlamasıyla bastırıldığı bir ülkede, Türkçenin cehennemle özdeşleştirilmesi tesadüfi bir söz değildir. Bu, egemen kimliğin dışındaki milyonlarca insanı aşağılayan psikolojik ve ideolojik baskının dildeki yansımasıdır.
Bugün ortaya çıkan “Cennete girmek için Farsça bilmek gerekir” ifadesi ise aynı zihinsel düzenin ters yönden kurulmuş yeni bir biçimidir. Bu paylaşımın metin bağlamına bakıldığında, Fars merkezli milliyetçiliğin hurafe ve sahte dini anlatılarla meşrulaştırılmasına yönelik eleştiri yapıldığı görülmektedir. Ancak bu eleştirinin Devrim Muhafızları’na atfedilen bir medya kanalında yayımlanması, İran’daki iktidar yapısının çelişkisini açıkça göstermektedir.
Rejim çevreleri, ihtiyaç duyduğunda Fars merkezli üstünlük anlayışını kullanıyor; ihtiyaç duyduğunda ise bu anlayışı eleştiriyormuş gibi davranıyor. Fakat temel mesele değişmiyor: İran’da Farsça, yalnızca devletin resmî dili olarak değil, siyasal sadakatin ve makbul vatandaşlığın ölçüsü olarak dayatılıyor. Türkçe, Arapça, Kürtçe, Beluçça ve diğer diller ise ya görmezden geliniyor ya da güvenlik tehdidi olarak kodlanıyor.

Bu nedenle güncel paylaşım, İran rejiminin dil politikasında gerçek bir değişim olduğu anlamına gelmez. Aksine, rejim içindeki farklı ideolojik damarların aynı milliyetçi miras üzerinden birbirleriyle mücadele ettiğini gösterir. Bir kesim Farsçayı cennetin anahtarı olarak sunarken, başka bir kesim bu söylemi “hurafe” diye eleştirebilir. Ancak her iki yaklaşım da halkların eşitliği ve anadilde yaşama hakkı konusunda sessiz kalmaktadır.
İran rejiminin sorunu yalnızca Farsçayı üstün görmesi değildir. Asıl sorun, bu üstünlük iddiasını devlet gücüyle zorunlu hâle getirmesidir. Bir dilin öğrenilmesi teşvik edilebilir; ancak milyonlarca insanın kendi ana dilinde eğitim görmesini engelleyip tek bir dili devlet, mahkeme, okul, medya ve güvenlik düzeninin zorunlu aracı hâline getirmek kültürel politika değil, asimilasyon mekanizmasıdır.
Dört yıl önce Türkçeyi cehennemin dili ilan eden anlayış, bugün Farsçayı cennetin şartı olarak sunan başka bir anlatıyla karşımıza çıkıyor. Değişen yalnızca kullanılan cümledir; değişmeyen ise Tahran’ın halkları eşit yurttaşlar olarak değil, Fars merkezli devlet düzenine uyum derecelerine göre sınıflandırmasıdır.
Güney Azerbaycan Türkleri açısından mesele açıktır: Türkçe ne cehennemin dili ne de herhangi bir rejimin lütfuyla yaşatılacak bir kültür unsurudur. Türkçe, milyonlarca insanın ana dili, tarihî hafızası ve kimliğidir. Onu aşağılayan din adamı da, Farsçayı kutsallaştıran propagandacı da aynı inkâr siyasetinin farklı aktörleridir.
İran’da gerçek bir dönüşüm isteniyorsa, önce dil üzerindeki devlet baskısı sona ermelidir. Anadilde eğitim hakkı tanınmalı, Türkçe isimler üzerindeki engeller kaldırılmalı, Türkçe medya ve kültür faaliyetleri suç olmaktan çıkarılmalı ve hiçbir dil dinî ya da millî üstünlüğün aracı olarak kullanılmamalıdır.
Çünkü mesele cennetin ya da cehennemin hangi dille konuştuğu değildir. Mesele, yeryüzünde yaşayan milyonlarca Türkün kendi diliyle konuşmasına, yazmasına ve çocuklarına kimliğini özgürce aktarmasına İran rejiminin neden hâlâ izin vermediğidir.
İLGİLİ Kaynaklar:
TGRT Haber – 28 Ağustos 2022
Telegram – Sepah Cyber paylaşımı
TamgaTürk – “İşte İran Rejiminin Türklere Bakışı: Cehennemde Türkçe Konuşuluyor”
Birebir Haber – “Din İstismarcısı İranlı Şarlatandan Türkler İçin Skandal Sözler”
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
