İran Rejimi Askerî Başarısızlıklarının Faturasını Neden Bakü’ye Kesiyor?

Araştırmacı, Gazeteci: Mesut HARAY

İran-İsrail savaşının ardından ortaya çıkan yeni iddialar, bölgede uzun süredir konuşulan ancak açıkça dile getirilmeyen bir gerçeği yeniden gündeme taşıdı. CNN kaynaklarına dayandırılan haberlerde ve İsrail basınında yer alan değerlendirmelerde, savaş sürecinde İsrail’e bağlı bazı unsurların Azerbaycan üzerinden faaliyet yürüttüğü ve İran’a yönelik operasyonlarda Tebriz’e yaklaşık 60 mil uzaklıktaki bölgelerin kullanıldığı öne sürüldü.

Bu iddiaların doğruluğu henüz resmî olarak teyit edilmiş değil. Ancak dikkat çeken nokta haberin içeriğinden çok, Tahran’ın bu tür haberleri nasıl kullandığıdır. İran rejimi yıllardır yaşadığı her güvenlik krizinin ardından Azerbaycan’ı hedef tahtasına koymayı tercih ediyor.

Çünkü Tahran için mesele yalnızca İsrail değildir. Asıl mesele, kuzey sınırında yükselen ve her geçen gün güçlenen Azerbaycan Cumhuriyeti’dir.

İran yönetimi uzun yıllardır kendisini bölgenin en güçlü askerî ve istihbarî gücü olarak tanıttı. Milyarlarca dolar savunma bütçesine ayrıldı, füze programlarıyla övünüldü, bölgesel milis ağları kuruldu. Ancak son savaşta yaşananlar bu propagandanın ciddi biçimde sorgulanmasına yol açtı.

İsrail’in İran içerisindeki operasyonları, stratejik tesislere yönelik saldırılar ve güvenlik sistemlerinde ortaya çıkan açıklar, rejimin yıllardır oluşturduğu “ulaşılamaz güç” imajını sarstı. Bugün İran kamuoyunda sorulan soru şudur: Eğer ülkenin güvenlik sistemi bu kadar güçlüydü ise, bu kadar geniş çaplı operasyonlar nasıl gerçekleşebildi?

Bu sorunun cevabını vermek yerine Azerbaycan’ı suçlamak ise Tahran açısından daha kolay bir yöntemdir.

İran’ın Azerbaycan’a yönelik rahatsızlığının temelinde güvenlikten çok jeopolitik kaygılar yatmaktadır. Karabağ Zaferi sonrasında Azerbaycan’ın bölgesel ağırlığının artması, Türkiye ile stratejik ortaklığının güçlenmesi ve Türk Devletleri Teşkilatı’nın etkisinin genişlemesi, Tahran’ın yıllardır kurduğu Kafkasya dengelerini değiştirmektedir.

Özellikle Zengezur Koridoru tartışmaları, İran’ın kuzeye açılan geleneksel nüfuz alanlarını daraltabilecek gelişmeler arasında görülmektedir. Bu nedenle İran medyasında son yıllarda Azerbaycan karşıtı söylemin sistemli biçimde arttığı görülmektedir.

Ancak İran’ın asıl korkusu sınırın ötesindeki Bakü değil, sınırın içindeki Güney Azerbaycan gerçeğidir.

Milyonlarca Türk’ün yaşadığı Güney Azerbaycan bölgesi, Tahran’ın en hassas gördüğü alanlardan biridir. Türkçe eğitim taleplerinden kültürel hak mücadelelerine kadar birçok konu, güvenlik tehdidi olarak değerlendirilmekte ve çoğu zaman baskıyla karşılık bulmaktadır.

Bu nedenle İran yönetimi, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin güçlenmesini yalnızca dış politika meselesi olarak görmemektedir. Rejim, bunu aynı zamanda Güney Azerbaycan Türklerinin kimlik bilincinin güçlenmesiyle ilişkilendirmektedir.

Son dönemde İran medyasında Azerbaycan’ın “Siyonist üs”, “İsrail’in ileri karakolu” veya “bölgesel tehdit” olarak gösterilmesi de bu yaklaşımın sonucudur. Rejim, içeride büyüyen ekonomik krizleri, toplumsal huzursuzluğu ve güvenlik zafiyetlerini dış düşman söylemiyle perdelemeye çalışmaktadır.

Oysa bugün İran’ın temel sorunu Azerbaycan değildir.

Temel sorun; çöken ekonomi, yükselen işsizlik, artan yoksulluk, etnik toplulukların taleplerine kulak tıkayan merkeziyetçi yapı ve giderek derinleşen yönetim krizidir.

Tahran yönetimi Tebriz’in kuzeyine bakarken kendi içine bakmayı reddediyor. Sorunun kaynağını sınırların ötesinde arıyor. Ancak gerçekler farklı bir tablo ortaya koyuyor.

Bir ülkenin güvenliği dışarıdaki düşmanlardan önce içerideki adalet, ekonomik refah ve toplumsal barışla sağlanır.

Bugün İran’ın karşı karşıya olduğu en büyük tehdit Bakü değil, kendi politikalarının ürettiği kırılganlıklardır.

Önümüzdeki dönemde İran medyasında ve resmî söyleminde Azerbaycan karşıtı propagandanın daha da sertleşmesi beklenebilir. Çünkü savaş sonrası dönemde rejimin yeni bir dış tehdit anlatısına ihtiyacı vardır.

Ancak tarih göstermektedir ki, dış düşman üretmek hiçbir zaman iç sorunları çözmemiştir.

Bu nedenle asıl soru artık şudur:

Tahran gerçekten Azerbaycan’dan mı rahatsızdır, yoksa Güney Kafkasya’da yükselen yeni jeopolitik dengelerin kendi geleneksel nüfuz alanını daraltmasından mı korkmaktadır?


HARAYHABER
Dünyaya Güney Azerbaycan Gözüyle Bakıyoruz

Yazar

  • Mesut HARAY

    Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.


HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Mesut HARAY adlı kullanıcının avatarı

By Mesut HARAY

Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.

2 thoughts on “TAHRAN’IN YENİ DÜŞMANI AZERBAYCAN MI?”

Bir Cevap Yazın

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin