İran Krizi, Vekâlet Siyaseti ve Bölgenin Yeni Stratejik Hesabı

HARAYHABER | Stratejik Haber – Analiz
Araştırmacı, Yayıncı: Mesut HARAY

Trump’ın Kürt gruplara yönelik “silahları teslim etmediler” suçlaması, yalnız geçici bir siyasi tartışma değil; ABD’nin bölgedeki vekâlet siyasetinin kırılganlığını, Kürt siyasi-silahlı hareketlerinin daralan manevra alanını ve Güney Azerbaycan milli mücadelesinin neden bağımsız, meşru ve halk merkezli bir çizgide kalması gerektiğini gösteren stratejik bir işarettir.

ABD Başkanı Donald Trump’ın son açıklamaları, yalnız İran içindeki muhalefet dengelerini değil, aynı zamanda Irak, Suriye, Türkiye ve İran hattında yıllardır kullanılan “Kürt kartı”nın da ne kadar kırılgan bir zemine oturduğunu yeniden gündeme taşıdı.

Trump, İran’daki muhalif hareketler ve sokak protestoları üzerine konuşurken Kürt grupları hedef aldı; ABD’nin silah ve mühimmat gönderdiğini, bu silahların İran’daki halka ulaştırılmasının beklendiğini, ancak Kürt grupların bu silahları teslim etmediğini iddia etti. Bu iddia Kürt siyasi çevreleri tarafından reddedildi; dolayısıyla ortada kesinleşmiş bir gerçek değil, Washington merkezli ağır bir siyasi suçlama vardır. Ancak bu suçlamanın kendisi bile bölgedeki vekâlet siyasetinin çıplak mantığını göstermeye yetmektedir.

Mesele şudur: ABD, bölgede hiçbir grubu “tarihî dostluk” adına desteklemez. Washington’un gözünde her yapı, jeopolitik bir dosyanın içinde kullanılabilir, pazarlanabilir, gerektiğinde de suçlanabilir bir araçtır. Bugün “müttefik” denilenler, yarın “bizi hayal kırıklığına uğrattılar” cümlesinin hedefi olabilir. Trump’ın Kürt gruplar hakkında kullandığı dil, tam da bu soğuk gerçeği ortaya koymaktadır.

Bu noktada en büyük yanılgı, meseleyi Kürt halkı ile Türk halkı arasında bir düşmanlık başlığına indirgemektir. Hayır, mesele halklar savaşı değildir. Mesele; bazı Kürt siyasi-silahlı yapılarının, özellikle Irak ve Suriye sahasında büyük güçlerin hesapları içinde kendilerine alan açmaya çalışırken, bölge halklarıyla sağlıklı ve güvene dayalı ilişki kurmak yerine dış destekli güvenlik mimarilerine yaslanmalarıdır.

Bu strateji bir dönem taktik kazanç sağlamış olabilir. Suriye’de fiilî alan kontrolü, Irak’ta özerk güç dengesi, İran sınır hattında baskı unsuru, Türkiye’ye karşı ise uluslararası diplomatik koz üretme aracı olarak kullanılmıştır. Ancak bugün tablo değişmektedir. ABD’nin İran politikasında yaşanan sertleşme, Hürmüz hattındaki gerilimler, İran rejiminin iç güvenlik refleksleri ve Türkiye’nin sınır güvenliği hassasiyeti aynı anda düşünüldüğünde, Kürt siyasi-silahlı hareketlerinin manevra alanı daralmaktadır. Trump’ın son açıklaması, bu daralmanın diplomatik ifadesidir.

ABD açısından Kürt gruplar, çoğu zaman İran’a, Türkiye’ye, Suriye’ye ve Irak merkezî otoritelerine karşı “bölgesel baskı unsuru” olarak görülmüştür. Fakat bu tür vekâlet ilişkilerinin değişmeyen kuralı vardır: Büyük güçler taşeron güçleri sever, ama onların kaderini sahiplenmez. Silah verirler, alan açarlar, medya desteği sağlarlar; fakat kriz derinleştiğinde faturayı da aynı gruplara kesmekten çekinmezler.

Bugün Kürt siyasetinin önündeki temel açmaz budur. Eğer bütün strateji dış destek, silahlı yapılanma ve bölgesel krizlerden faydalanma üzerine kurulursa, bir noktadan sonra bu hareketler hem komşu halkların güvenini kaybeder hem de kendilerini destekleyen güçlerin pazarlık masasında harcanabilir unsuru hâline gelir. Irak’ta Bağdat ile Erbil arasındaki gerilim, Suriye’de Şam-Ankara-Washington-Moskova denklemindeki belirsizlik, Türkiye’de güvenlik merkezli yaklaşım ve İran’da rejimin sert bastırma geleneği aynı anda düşünüldüğünde bu tablo daha da ağırlaşmaktadır.

Burada ABD siyaseti de ciddi biçimde sorgulanmalıdır. Washington, İran halklarının özgürlük talebini gerçekten desteklemek istiyorsa, bunu gizli silah sevkiyatı iddialarıyla, etnik fay hatlarını silahlandırarak ve bölgeyi yeni iç savaş senaryolarına sürükleyerek yapamaz. İran’daki Fars olmayan milletlerin, özellikle Güney Azerbaycan Türklerinin, Kürtlerin, Beluçların, Arapların ve diğer toplulukların hak meselesi; dış merkezli silah dağıtımıyla değil, meşru siyasal örgütlenme, kimlik hakları, ana dil, yerel yönetim ve uluslararası hukuk temelinde ele alınmalıdır.

Güney Azerbaycan açısından mesele daha da hassastır. Çünkü İran rejimi yıllardır Türk kimliğini bastırırken, bölgedeki kimi silahlı yapılara ve etnik krizlere bakarak Türk milli hareketini de kriminalize etmeye çalışmaktadır. Bu yüzden Güney Azerbaycan milli hareketi, ne İran rejiminin merkeziyetçi-Farsçı inkâr siyasetine teslim olmalı ne de bölgeyi dış istihbarat projelerinin oyun alanına çeviren vekâlet aklına yedeklenmelidir.

Kürt siyasi aktörleri açısından da artık kaçınılmaz bir gerçek vardır: Bölgedeki hiçbir halk, başka bir halkın toprağı, güvenliği ve tarihi hafızası üzerinden kalıcı gelecek kuramaz. Türkiye’de Türklerle, İran’da Güney Azerbaycan Türkleriyle, Irak’ta Türkmenlerle, Suriye’de Araplar ve Türkmenlerle gerilim üreten bir siyasal hat, sonunda kendi etrafında güvenlik çemberi değil, yalnızlık duvarı örer.

Bugün Kürt hareketlerinin önünde iki yol vardır. Birinci yol, dış güçlerin kriz dönemlerinde kullanıp kriz sonrasında yalnız bıraktığı vekâlet siyasetinde ısrar etmektir. Bu yol kısa vadede silah, para ve diplomatik görünürlük sağlayabilir; fakat uzun vadede bölgesel yalnızlık, meşruiyet krizi ve ağır güvenlik baskısı üretir.

İkinci yol ise bölge halklarıyla yeni bir ilişki kurmaktır. Bu ilişki; Türklerin, Türkmenlerin, Güney Azerbaycanlıların, Arapların ve diğer halkların tarihî haklarını yok saymadan; silahlı dayatma yerine siyasal temsil; dış destek yerine komşu halklarla karşılıklı güven; etnik üstünlük söylemi yerine ortak hukuk zeminine dayanmalıdır.

Trump’ın açıklaması bu bakımdan yalnız Kürt gruplara yöneltilmiş bir suçlama değildir. Aynı zamanda ABD’nin bölgedeki vekâlet mimarisinin ahlaki iflasının da itirafıdır. Çünkü Washington bir yandan grupları sahaya sürmekte, diğer yandan beklediği sonucu alamayınca onları kamuoyu önünde suçlamaktadır. Bu, dostluk değil; çıkar ilişkisidir. Bu, ittifak değil; taşeronlaştırma düzenidir.

İran rejimi ise bu tür açıklamaları kendi lehine kullanmakta gecikmeyecektir. Tahran, muhalefeti “dış güçlerin silahlı projesi” olarak göstermek için bu sözleri propaganda malzemesine çevirecektir. Bu nedenle İran içindeki hak ve özgürlük mücadelesi, dış müdahale iddialarına açık, silahlı ve kontrolsüz kanallara mahkûm edilirse, bundan en çok rejim faydalanır. Rejim baskısını meşrulaştırır, halkların taleplerini güvenlik dosyasına indirger ve içerideki meşru itirazı bastırmak için yeni gerekçeler üretir.

Sonuç açıktır: ABD’nin Kürt kartı artık eskisi kadar kolay işlememektedir. Kürt siyasi-silahlı yapıları da bu gerçeği görmek zorundadır. Bölgenin yeni döneminde dış patronlara yaslanan, komşu halkları rahatsız eden ve tarihî gerçekleri görmezden gelen hiçbir proje kalıcı olamaz.

Güney Azerbaycan Türkleri açısından ise stratejik ders şudur: Ne İran rejiminin baskıcı merkezî aklına teslim olmak ne de ABD merkezli vekâlet projelerinin gölgesinde kaybolmak. Milli mücadele, kendi meşruiyetini kendi halkından, tarihinden, dilinden ve hukukundan almalıdır.

Bölgenin geleceği, dış güçlerin dağıttığı silahlarda değil; halkların kendi haklarını birbirinin varlığını inkâr etmeden savunabilmesindedir. Aksi hâlde bugün “müttefik” denilenler, yarın aynı büyük güçlerin ağzında “bizi hayal kırıklığına uğrattılar” cümlesine dönüşür. Ve bu cümle, yalnız bir siyasi suçlama değil, vekâlet siyasetinin mezar taşına yazılmış ağır bir itiraftır.


HARAYHABER
Dünyaya Güney Azerbaycan Gözüyle Bakıyoruz

Yazar

  • Mesut HARAY

    Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.


HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Mesut HARAY adlı kullanıcının avatarı

By Mesut HARAY

Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.

Bir Cevap Yazın

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin