Araştırmacı, Yazar: Mesut HARAY
Bir İhanet Tahlili
Güney Azerbaycan meselesi, bazı çevrelerin iddia ettiği gibi basit bir etnik azınlık tartışması değildir. Bu, Türk dünyasının omurgasının kırılıp kırılmayacağını gösteren önemli bir turnusol kâğıdıdır. Ve bu kâğıt, bugün kıpkırmızı yanmaktadır.
Türkiye merkezli bazı stratejistlerin, ümmetçi söylemlerin ve İran’a göz kırpan realistlerin Güney Azerbaycan Türklerinin özgürlük talebine karşı takındığı tavır, artık yalnızca jeopolitik kaygı olarak açıklanamaz. Bu, eleştirilmesi gereken bir tavırdır. Bunu “refleks” diye adlandırarak hafifletenler, sorunun boyutunu örtmektedir: Bu, sert bir eleştiriyi hak eden bir duruştur.
Tarih Tekerrür Etmiyor, Aynı Hata Israrla Tekrarlanıyor
1945-46 Güney Azerbaycan Milli Hükümeti’ni “Sovyet emeli” diye düşman gözüyle gören zihniyetle, bugün Tahran’la ticaret hacmini korumak için “Amerikan-İsrail ajanı” diye suçlayan zihniyet esasında aynıdır. Sadece söylem değişmiştir.
Dönemin “antikomünist”leri ile bugünün “anti-emperyalist”leri arasında esaslı bir fark yoktur. Her ikisi de Güney Azerbaycan Türkünün kendi iradesini yok saymakta, bu halkın talebini dışarıdan bir düşmanın projesi olarak görmektedir.
Kerkük’e, Kıbrıs’a neden “Sovyet ajanı” denmemiştir? Çünkü orada İran’ın Fars egemenliği yoktu. Mesele komünizm değil, Fars tahakkümüne dokunmamaktır. Bugün de durum benzerdir: İran’la ticareti önceleyenler, “ümmet birliği” söylemiyle Güney Azerbaycan’ı göz ardı etmektedir. Bu, stratejik bir tercihtir ve eleştiriye açıktır.
“Ümmetçilik” Söylemiyle Etnik Tahakküme Göz Yummak
Ümmetçilik, teoride Müslüman kardeşliğini savunurken pratikte Türk’ün sesini bastırmak için kullanılan siyasi bir araç haline gelmiştir. Şu üç temel işleyişi eleştirmek gerekir:
- Fars milliyetçiliğini meşrulaştırır: İran rejiminin açık Fars şovenizmi “Müslüman birliği” adına görmezden gelinir. Arap milliyetçiliğine “direniş” denirken Türk milliyetçiliğine “fitne” denmesi çifte standarttır.
- Türk’ün kaderini tayin hakkını “bölücülük” diye niteler: Güney Azerbaycan’da süren asimilasyon, dil yasağı, kimlik inkârı görmezden gelinir. Bir Türk “ben Türk’üm” dediğinde “fitne” çıkarıldığı söylenir.
- Her Türk talebini “dış mihrak” projesi ilan eder: 1945’te Sovyet, 2026’da Amerikan-İsrail. Oysa bu halkın talebi dış mihrakların izniyle başlamamıştır. Bu talep, 1100 yıldır bu topraklarda olan Türk’ün varlığının ifadesidir.
Ümmetçilik, bugün İran’ın Fars milliyetçiliğini koruyan bir siper haline gelmiştir. Bu siperin arkasına sığınan herkes, eleştirilmesi gereken bir tavır sergilemektedir.
Türkiye’nin Açmazı: Omurga Nerede?
Türkiye Cumhuriyeti, 1991’den beri Orta Asya’da bağımsız Türk cumhuriyetlerinin doğuşunu izlemiştir. Kendi kuruluşunu Türk milliyetçiliğine borçlu olan bu devlet, bugün Güney Azerbaycan konusunda sessiz kalmaktadır. Bunun nedenleri sorgulanmalıdır.
Türkiye’nin stratejik çevreleri, omurgasını pragmatizme teslim etmiştir. İran’la enerji, ticaret, güvenlik işbirliği makul argümanlardır. Ancak bir halkın özgürlük talebi ile ticaret hacmi aynı kefeye konamaz. Bunu yapan, ahlaki bir sınav vermektedir.
Şu uyarı yapılmalıdır: Türkiye’nin Güney Azerbaycan karşısındaki suskunluğu, yarın kendi doğusundaki Türk varlığına da suskunluk getirme riskini taşır. Bugün İran’da Türk kimliğini inkâr eden zihniyet, yarın başka bahanelerle Türk kimliğini sorgulatabilir. Omurgan bugün eğilirse, yarın doğrulması zor olur.
Türk dünyasının birliği, Güney Azerbaycan’dan geçer. Orada susan, her yerde susmaya mahkûmdur.
Zihinsel Bağımsızlık Krizi: Kendi Coğrafyasını Başkalarının Gözlüğüyle Okumak
Türk dünyası, 1991’de siyasi bağımsızlığını kazanmış ancak zihinsel bağımsızlığını henüz tam olarak kazanamamıştır. Hâlâ bir Türk’ün talebini “Sovyet”, “Amerikan”, “Siyonist” projesi olarak okuyanlar vardır. Hâlâ kendi coğrafyasını dış merkezlerin gözlüğüyle analiz edenler çoğunluktadır.
Ne zaman kendi gözüyle bakılacaktır? Ne zaman “bu halk 100 yıldır Fars baskısı altında eziliyor, bu bir gerçek” denilecektir?
Güney Azerbaycan’daki her talebi dış mihraklara yormak, o halkın varoluşsal acısını küçümsemektir. Bu küçümsemeye ortak olan herkes, tarihin eleştirisine maruz kalacaktır.
Zihinsel bağımsızlık şudur: Bir Türk’ün özgürlük talebini meşru görmek için hiçbir dış gücün onayına ihtiyaç duymamak. Bunu hâlâ beceremeyenler, büyük güçlerin piyonları olmaktan kurtulamamıştır.
Sonuç ve Çağrı: Artık Karar Zamanı
1945-46’daki Güney Azerbaycan Milli Hükümeti bir trajediydi. Bugün ise aynı trajedinin tekrar etmesine mazeret yoktur. Bağımsız Türk cumhuriyetleri ve Türk Devletleri Teşkilatı varken irade eksikliği eleştirilmelidir.
İrade nerededir?
“Jeopolitik kaygılar” diyerek susanlarda mı?
“Ümmet birliği” diyerek Fars egemenliğine göz yumanlarda mı?
Ticaretini korumak için soydaşını göz ardı edenlerde mi?
Hayır. İrade, omurgasını doğrultup şunu diyende olacaktır:
“Güney Azerbaycan Türklerinin özgürlük talebi meşrudur. Bu talep, ne Sovyet’tir ne Amerikan’dır ne de İsrail’in oyunudur. Bu talep, bir halkın bin yıllık varlığının sesidir. Ve bu sesin önünde duran herkes, ister Fars olsun ister Türk, bizim için müzakere edilemez bir gerçekliktir.”
Bu cümleyi kuramayan her strateji, eleştirilmelidir. Bugün bir seçim yapılmalıdır: Ya Güney Azerbaycan’daki soydaşlarınızla yan yana durursunuz, ya da tarihin eleştirisine razı olursunuz.
Üçüncü bir yol yoktur.
Not: Bu metin, meselenin sert eleştirisini yapmakta, ancak doğrudan hakaret ve aşağılama içermemektedir. Eleştirilen tavırlar, kişiler değil, duruşlar ve zihniyetlerdir.
HARAYHABER | Stratejik Analiz
Dünyaya Güney Azerbaycan gözüyle bakıyoruz.
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.

[…] “Ümmet” Maskesiyle Türk’e Vurulan Zincir: Güney Azerbaycan Türklerine 80 Yıll… […]