Güney Azerbaycan meselesi etrafında yürütülen tartışmalar, bilgi kirliliği ve algı operasyonlarıyla yönlendirilirken; gerçekler, bölgesel güç dengeleri ve milli çıkarlar çerçevesinde yeniden okunmayı zorunlu kılıyor. Bu analiz, sahadaki gerçeklik ile oluşturulmak istenen algı arasındaki farkı stratejik bir perspektifle ortaya koymaktadır.

Günümüzde Güney Azerbaycan meselesi etrafında yürütülen tartışmaların önemli bir bölümü, bilgi kirliliği, algı yönetimi ve yönlendirilmiş kamuoyu oluşturma süreçleri üzerinden şekillenmektedir. Özellikle sosyal medyada dolaşıma sokulan içeriklerin “belge” olarak sunulması ve bu içerikler üzerinden Güney Azerbaycan Milli Hareketi’nin topyekûn suçlanması, ne gerçeklerle örtüşmekte ne de Türk milletiyle birlikte hareket eden Güney Azerbaycan halkına karşı adil ve meşru bir yaklaşım sergilemektedir.

Gerçekler ise oldukça açıktır. Basit bir araştırma bile PKK ve benzeri yapıların hangi ülkeler tarafından — bu çerçevede İran rejimi tarafından — desteklendiğinin Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi kurumlarınca defalarca ortaya konduğunu göstermektedir. Bu durum ortadayken, tartışmanın farklı yönlere çekilmesi ve Güney Azerbaycan davasının hedef haline getirilmesi, meselenin sağlıklı bir siyasal analiz ve güvenlik perspektifi çerçevesinde ele alınmadığını göstermektedir.

Diğer taraftan, ABD veya herhangi bir başka ülkenin Güney Azerbaycan’ın bağımsızlığını desteklediğine dair iddialarda bulunanların, bu iddialarını somut belgelerle ortaya koymaları gerekmektedir. Aksi halde bu tür söylemler, yalnızca spekülasyon üretmekten ibaret kalacak ve uluslararası meşruiyet tartışmalarını zedeleyecektir.

Güney Azerbaycan halkının maruz kaldığı gerçeklik ise tartışmaya yer bırakmayacak kadar nettir. Azerbaycan topraklarında yürütülen Türksüzleştirme politikaları, Türkiye-Azerbaycan sınır hattının terör unsurları aracılığıyla istikrarsızlaştırılması, Urmiye Gölü’nün kurutulması, Ermeni işgaline verilen uzun süreli destek ve binlerce soydaşın tutuklanması, işkence görmesi ve hayatını kaybetmesi; bu politikanın sistematik baskı, asimilasyon ve yapısal şiddet unsurlarını ortaya koymaktadır. Bu noktada sorulması gereken temel soru şudur: Bu politikaların faili İran rejimi değil midir?

Buna rağmen, Güney Azerbaycan Milli Hareketi’ne destek vermek yerine asılsız suçlamalar yöneltilmesi ve konunun anti-Amerikan ya da anti-İsrail söylemleri çerçevesine sıkıştırılması, meseleyi saptırmakta ve hareketi gereksiz şekilde farklı güç odaklarının jeopolitik rekabet alanına çekme riski taşımaktadır.

Oysa tarihsel gerçeklik, Güney Azerbaycan halkının kritik dönemlerde Türk dünyasının yanında yer aldığını açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye ve Azerbaycan’ın Vatan Muharebesi sırasında Güney Azerbaycan halkı ve Milli Hareket güçlü bir destek göstermiş, bu dayanışma bugün de devam etmektedir. Aynı şekilde, Güney Azerbaycan mücadelesinde Türk devletlerinin, akademik çevrelerin ve siyasi aktörlerin desteği yalnızca bir dayanışma değil, aynı zamanda bölgesel istikrar, jeopolitik denge ve Türk dünyasının bütünleşmesi açısından stratejik bir zorunluluktur.

Güney Azerbaycan davasına karşı duyarsızlık ve gerekli desteğin zamanında verilmemesi, ortaya çıkabilecek tehditler ve fırsatlar çerçevesinde değerlendirildiğinde ciddi stratejik riskler barındırmaktadır. Özellikle mevcut bölgesel dönüşümler, güç dengelerindeki hızlı değişim ve aktörlerin etki alanlarını genişletme çabaları dikkate alındığında, zaman faktörü kritik bir jeopolitik değişken haline gelmiştir.

Bu bağlamda, Türkiye ve Azerbaycan’ın daha etkin, koordineli ve proaktif bir rol üstlenmemesi; devlet aklı, kurumsal kapasite ve stratejik planlama ile Güney Azerbaycan mücadelesinin kurumsallaşması ve teşkilatlanması sürecinde gecikmeye yol açacaktır. Böyle bir gecikme ise yalnızca bir güç boşluğu oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda bu alanın İran merkezli güçler ya da diğer bölgesel aktörler tarafından doldurulmasına ve etki alanlarının genişletilmesine zemin hazırlar.

Nitekim son dönemde bazı bölgesel aktörlerin, Suriye modeline benzer şekilde “demokratik güçler koalisyonu” adı altında yapılar oluşturma girişimleri dikkat çekmektedir. Bu çerçevede, Güney Azerbaycan ile organik bağı ve toplumsal meşruiyeti sınırlı bazı grupların öne çıkarılmaya çalışılması, olası Türkiye ve Azerbaycan müdahalesinin önünü kesmeye yönelik stratejik bir hamle olarak değerlendirilebilir. Aynı zamanda, çeşitli silahlı yapıların bir araya getirilerek eğitildiği ve Güney Azerbaycan coğrafyasında bir kontrol alanı oluşturma senaryolarının gündeme getirildiği görülmektedir. Bu tür gelişmeler, yalnızca Güney Azerbaycan için değil, aynı zamanda Türkiye ve Azerbaycan’ın milli güvenliği açısından da çok boyutlu bir tehdit potansiyeli taşımaktadır.

Buna ek olarak, İran rejiminin anti-İsrail ve anti-Amerika söylemleri üzerinden yürüttüğü propaganda faaliyetlerinin bir diğer hedefi, Güney Azerbaycan halkını mobilize ederek onları İran merkezli rejimin devamı için bir savunma gücü haline getirmektir. Bu çerçevede, ideolojik manipülasyon yoluyla Güney Azerbaycanlıların kendi milli çıkarları yerine İran merkezli bir siyasal yapıyı koruma refleksine yönlendirilmesi amaçlanmaktadır.

Aynı zamanda “Suriye modeli” benzeri senaryoların devreye sokulmasıyla, Güney Azerbaycan halkının uluslararası düzeyde “çatışma tarafı” olarak konumlandırılması ve bazı yapılar üzerinden “meşru temsil” iddiasının oluşturulması hedeflenmektedir. Bu durum, Güney Azerbaycan’ın gerçek temsilcileri ve kendi topraklarını savunan unsurların, dış aktörler tarafından “meşru hedef” olarak tanımlanmasına yol açabilecek son derece tehlikeli bir süreci tetikleyebilir. Böyle bir gelişme ise geniş çaplı yıkım, istikrarsızlık ve ciddi insani kayıplar riskini beraberinde getirecektir.

Buna paralel olarak, son dönemde monarşist çevreler ve İran merkezli muhalefet unsurlarının, “etnik temsil” adı altında bazı sözde temsilcileri öne çıkararak çökmekte olan Fars merkezli İran devlet yapısını yeniden üretme çabası içinde oldukları gözlemlenmektedir. Bu yaklaşım, gerçek anlamda halkların kendi kaderini tayin hakkını değil, aksine merkeziyetçi yapının farklı bir formatta devamını hedefleyen bir siyasi mühendislik girişimi olarak değerlendirilmelidir.

Türk medyasında Güney Azerbaycan mücadelesine öncülük eden aktörlerin yeterince yer bulamaması ve buna karşılık İran rejiminin söylem ve politikalarının sürekli biçimde öne çıkarılması, ciddi bir algı yönetimi ve kamuoyu inşası sorunu yaratmaktadır. Bu durum, zamanla Türkiye kamuoyunun anti-İsrail ve anti-Amerika söylemleri üzerinden şekillenen, İran rejiminin ideolojik çerçevesine yakın bir perspektife yönelmesine zemin hazırlamaktadır.

Sonuç olarak, medya alanındaki bu dengesizlik yalnızca bir temsil eksikliği değil; aynı zamanda bilgi güvenliği, kamuoyu mühendisliği ve stratejik iletişim açısından ciddi bir risk oluşturmaktadır.

Dolayısıyla mesele yalnızca destek meselesi değil, aynı zamanda zamanında ve doğru stratejiyle hareket etme, jeopolitik fırsatları değerlendirme ve milli çıkarları koruma meselesidir. Aksi takdirde kaçırılan fırsatlar, ileride telafisi çok daha zor olan jeopolitik ve stratejik kayıplara dönüşebilir.

Bununla birlikte, uluslararası ilişkiler gerçeği göz ardı edilemez. Türkiye, Azerbaycan ve diğer Türk devletleri; İsrail ve ABD dâhil olmak üzere birçok ülkeyle çok boyutlu ve çok katmanlı ilişkiler yürütmektedir. Bu durum modern uluslararası sistemin ve karşılıklı bağımlılık ilkesinin doğal bir sonucudur. Dolayısıyla herhangi bir ülkenin Güney Azerbaycan mücadelesine destek vermesi, bu mücadelenin o ülkenin nüfuzu altına girdiği anlamına gelmez. Aksine, uluslararası destek mekanizmaları, özellikle baskı altındaki halkların kendi kaderini tayin hakkı açısından önemli bir araçtır.

Nitekim tarihsel ve siyasal deneyimler göstermektedir ki, bölge ve dünya ile ilişki kuramayan devletlerin ve özellikle baskı altındaki halkların ayakta kalması mümkün değildir. İzolasyon, uzun vadede zayıflama, marjinalleşme ve yok oluşla sonuçlanır. Bu nedenle Güney Azerbaycan mücadelesinin de bölgesel ve küresel güç dengelerini doğru okuyarak hareket etmesi zorunludur.

Bugün İran rejiminin anti-İsrail ve anti-Amerika söylemleri üzerinden yürüttüğü propaganda, gerçekte Fars devletçiliğini koruma ve sürdürme amacına hizmet etmektedir. Bu bağlamda ortaya atılan “İran Türk’tür” söylemi, gerçeklikten uzak olup İran devlet yapısını meşrulaştırmaya yönelik stratejik bir manipülasyon niteliği taşımaktadır.

Bunun yanı sıra, Güney Azerbaycan Milli Hareketi’ni hedef alan “Türk Eli” söylemi de İran rejiminin ideolojik ve propaganda aygıtlarında üretilmiş bir senaryo olarak değerlendirilmelidir. Bu söylem, Türk kimliği altında Güney Azerbaycan ve genel olarak Azerbaycan devletçiliğini zayıflatmaya yönelik istihbarî ve yönlendirilmiş bir stratejik iletişim aracıdır.

Bu tür yaklaşımların kabul edilmesi, Türk devletlerinin mevcut egemenlik anlayışlarını zedeleyebilecek, hatta geçmişte kaybedilen topraklar üzerinden çelişkili ve gerçekçi olmayan politikaların gündeme gelmesine yol açabilecek riskli bir zemin oluşturur.

Dolayısıyla İran kaynaklı propaganda söylemlerinin bazı çevreler tarafından yeniden üretilmesi ve Güney Azerbaycan davasına destek vermek yerine bu harekete yönelik suçlamaların dile getirilmesi, mücadeleyi güçlendirmek yerine zayıflatmaktadır. Bu durum, “İrancılık” söylemi altında Fars merkezli politikaların dolaylı biçimde yeniden üretimine hizmet edebilir.

Sonuç olarak, Güney Azerbaycan mücadelesinin merkezinde Güney Azerbaycan milleti ve onun kolektif siyasal iradesi yer almalıdır. Türk devletlerine güven duyulmakla birlikte, bu davanın gerçek sahibi halkın kendisidir. Herhangi bir ideolojik yaklaşım, şahsi analiz ya da dar siyasi perspektif doğrultusunda Milli Hareket’in öncülerini geri plana itmeye çalışmak veya temel prensipleri zedelemek, yalnızca karşıt güçlerin stratejik çıkarlarına hizmet edecektir.

Bu nedenle Güney Azerbaycan meselesine yaklaşımda temel ilke; gerçeklere dayalı analiz, stratejik akıl, milli çıkarlar ve kendi kaderini tayin hakkı olmalıdır. Ancak bu şekilde hem bölgesel güç dengeleri doğru okunabilir hem de bu haklı mücadelenin başarıya ulaşması mümkün olabilir.


HARAYHABER ile Dünyaya Güney Azerbaycan Gözüyle Bakıyoruz

Yazar

  • Mesut HARAY

    Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.


HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Mesut HARAY adlı kullanıcının avatarı

By Mesut HARAY

Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.

Bir Cevap Yazın

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin