(Güney Azerbaycan Üzerinden Şekillenen Yeni Denklem ve Ankara’nın Tarihi Sınavı)
Yazar: Güneş DOĞDU
Ortadoğu’da güç dengeleri yeniden kurulurken, sahadan gelen açıklamalar artık yalnızca bir örgüt söylemi değil; yaklaşan daha büyük bir jeopolitik kırılmanın habercisidir. İranlı Kürt “KHabat” örgütü yöneticisinin ifadeleri, taktik bir çıkıştan öte, sahaya dönük stratejik niyetin açık ilanıdır. “İran’a girmek için şartlar uygun” ve “destekle daha etkili olur” şeklindeki söylemler, bölgenin kontrolsüz bir iç isyan değil; yönlendirilmiş bir güç mücadelesine doğru itildiğini göstermektedir.
Bu noktada mesele, İran rejiminin geleceğinden ibaret değildir. Asıl mesele, İran sonrası oluşabilecek boşluğun kimler tarafından ve hangi araçlarla doldurulacağıdır. Bu tür açıklamalar, sahada silahlı yapıların yalnızca yerel aktörler olarak değil; daha geniş bir jeopolitik tasarımın parçası olarak konumlandırıldığını ortaya koymaktadır.
Bu çerçevede en kritik ve sistematik biçimde dışlanan gerçek ise Güney Azerbaycan Türklerinin varlığıdır. İran coğrafyasında demografik, tarihsel ve sosyolojik açıdan en güçlü unsurlardan biri olan bu topluluk, ne uluslararası söylemde ne de sahadaki planlarda belirleyici bir aktör olarak ele alınmaktadır. Bunun yerine, etnik gerilimleri derinleştiren ve silahlı yapıları öne çıkaran bir yaklaşımın tercih edilmesi, bölgenin istikrara değil; kontrollü kaosa sürüklendiğini göstermektedir.
Bu gelişmeler karşısında Türkiye’nin konumu hayati önemdedir. Ankara’nın bugüne kadar izlediği temkinli ve dengeli politika, belirli açılardan anlaşılabilir olsa da, mevcut şartlar altında bu yaklaşımın sınırlarına gelinmiştir. Zira sahada oluşan her boşluk, doğası gereği başka aktörler tarafından doldurulmaktadır. Bu durum yalnızca dış politikada etki kaybı değil; doğrudan ulusal güvenlik riski anlamına gelmektedir.
Bugün Suriye ve Irak sahasında yaşanan tecrübeler açık bir gerçeği ortaya koymuştur: Zamanında müdahil olunmayan her süreç, ilerleyen aşamalarda daha yüksek maliyetlerle geri dönmektedir. İran’ın kuzeybatısında benzer bir senaryonun gelişmesi halinde, ortaya çıkacak tablo yalnızca İran’ı değil; doğrudan Türkiye’nin sınır güvenliğini ve bölgesel konumunu etkileyecektir.
En kritik risk ise Güney Azerbaycan coğrafyasının, yerel halkın iradesi dışında, silahlı örgütlerin rekabet alanına dönüşmesidir. Bu durum, sadece demografik yapıyı değil; bölgenin tarihsel kimliğini de geri dönülmez biçimde dönüştürebilir. Türkiye açısından bu, sınırın hemen ötesinde kontrolsüz ve dış bağlantılı yapıların kalıcı hale gelmesi anlamına gelir ki, bu senaryo kabul edilebilir değildir.
Bu noktada Türkiye’nin atması gereken adımlar nettir ancak dikkatle kurgulanmalıdır. Öncelikle Ankara, İran’ın toprak bütünlüğü ilkesini korurken, Güney Azerbaycan Türklerinin meşru kültürel ve siyasi haklarını daha görünür ve sistematik biçimde gündeme taşımalıdır. Bu yaklaşım, hem uluslararası hukukla uyumlu hem de bölgesel istikrar açısından yapıcı bir zemin sunacaktır.
Bununla birlikte Türkiye, diplomatik platformlarda bölgenin yalnızca güvenlik eksenli değil; tarihsel ve demografik gerçeklikler temelinde ele alınmasını sağlamalıdır. Aksi halde sahada oluşan algı, silahlı yapıların meşruiyet kazanmasına ve uzun vadede kalıcı hale gelmesine zemin hazırlayacaktır.
Toplumsal ve kültürel bağların güçlendirilmesi de stratejik bir zorunluluktur. Güney Azerbaycan ile akademik, kültürel ve medya alanlarında kurulacak güçlü ilişkiler, bölgedeki doğal dengeyi destekleyecek en önemli unsurlardan biridir. Bu adımlar, herhangi bir müdahale algısı yaratmadan, sahadaki toplumsal zemini sağlamlaştıracaktır.
Son olarak, güvenlik perspektifi göz ardı edilmemelidir. Türkiye, sınır ötesinde oluşabilecek kontrolsüz silahlı yapılanmalara karşı erken uyarı ve önleyici stratejiler geliştirmek zorundadır. Bu, yalnızca askeri değil; istihbari ve diplomatik boyutlarıyla birlikte ele alınması gereken çok katmanlı bir süreçtir.
Sonuç olarak Türkiye’nin önünde artık ertelenemez bir tercih bulunmaktadır. Ya sınırın ötesinde şekillenen bu yeni denklemi dışarıdan izleyen bir aktör olarak kalacak, ya da sahadaki gelişmeleri yönlendiren, dengeleyen ve gerektiğinde belirleyen bir güç haline gelecektir.
Bu tercih, yalnızca bir dış politika yönelimi değil; Türkiye’nin bölgesel rolünü ve stratejik derinliğini belirleyecek temel bir eşiktir. Güney Azerbaycan’ın geleceği ise bu eşikte alınacak kararların doğrudan yansıması olacaktır.
HARAYHABER ile Dünyaya Güney Azerbaycan Gözüyle Bakıyoruz
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
