Araştırmacı, Yazar: Aynur İMRAN
Birkaç gündür internette yayılan bir video içimizi sızlattı. Erdebil’de Munadi soyadlı bir adam, karısı Reyhan Yoldaşiye’nin polisler tarafından tecavüze uğradığını açıklıyor. Sokak protestolarında kızları öldürülmüş; kızlarını aradıkları sırada ise karısı gözlerinin önünde yakalanarak tecavüze uğramış bir Güney Azerbaycan Türkü.
İran rejimi, kendini İslam’ın kalesi olarak sunan İran rejimi, siyasi protestolara katılan birçok kadına tecavüz ediyor ve bunu bilerek, isteyerek yapıyor.
Bazı rejimler vardır; “namus” kelimesini en çok ağızlarına alanlar, onu en sistematik biçimde ayaklar altına alanlardır. İran’da yıllardır yaşanan tam da budur.
Siyasi sebeplerle gözaltına alınan kadınların cezaevlerinde uğradığı tecavüz, münferit bir suç değil; bilinçli bir devlet pratiğidir. Bu bir “ahlaksız gardiyan” meselesi değildir. Bu, devlet aklıyla işlenen bir suçtur. Çünkü amaç sadece bedeni değil, iradeyi kırmaktır. Kadını değil, onun şahsında bir halkı susturmaktır.
İran rejimi kendisini “namus, ahlak ve din” söylemiyle meşrulaştırırken, en ağır namussuzluğu bizzat devlet eliyle işlemektedir. Tecavüz burada cinsel bir suç olmanın ötesindedir; politik bir silahtır. Kadının bedenini bir ceza aracına dönüştüren bir iktidar, artık hukuk devleti değil, ahlaki çöküş rejimidir.
Bu kadınlar “suçlu” değildir. Onlar öğretmen, öğrenci, gazeteci, anne, kız kardeştir. Tek “suçları” itaat etmemektir. Ana dilini savunmak, başörtüsünü kendi iradesiyle takmak ya da takmamak, özgürlük istemek, adalet talep etmektir. Buna karşılık rejimin verdiği cevap tecavüzdür. Çünkü korku üretmenin en ilkel yolu budur.
Ve asıl utanç verici olan şudur:
Bu suçlar işlenirken dünya büyük ölçüde susmaktadır.
Kadın bedeni üzerinden pazarlık yapan hiçbir devlet, “egemenlik” iddiasında bulunamaz. Tecavüzü ceza yöntemi olarak kullanan bir rejimin namus dersi vermeye hakkı yoktur. Çünkü namus, baskıyla değil; adaletle yaşar.
Bugün İran’da cezaevlerinde tecavüze uğrayan kadınlar sadece İran’ın meselesi değildir. Bu, insanlığın ortak utancıdır. Susmak, bu suça ortak olmaktır. “Ama siyaset…” diyerek görmezden gelmek, failin elini güçlendirmektir.
Şunu açıkça söyleyelim:
Namus, bir kadının bedenini kontrol etmek değildir.
Namus, bir devletin vatandaşına dokunmamasıdır.
Namus, iktidarın gücünü zayıfa karşı değil, adalet için kullanmasıdır.
İran rejimi bugün kadınlara tecavüz ederek ayakta kalmaya çalışıyorsa, bu onun çökmekte olduğunun göstergesidir. Çünkü hiçbir iktidar bu kadar kirlenerek uzun süre var olamaz.
Bu bir kadın meselesi değil sadece.
Bu, bir insanlık sınavıdır.
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
