İranlı reformist siyasetçi ve 6. Dönem Meclis Üyesi Ali Şekuri Rad, kendisine ait olduğu belirtilen ve kamuoyuna sızdırılan bir ses kaydında, İran’daki kitlesel protestoların arka planına ilişkin dikkat çekici iddialarda bulundu.
Şekuri Rad, halkın uzun süredir biriken derin memnuniyetsizliğe sahip olduğunu belirterek, “Bu insanların bir noktada mutlaka sokağa çıkacağı çok açıktı” dedi. Protestoların başlangıcına dair yaptığı değerlendirmede ise, sürecin bizzat bazı güvenlik ve istihbarat kurumlarının hesaplarıyla tetiklenmiş olabileceğini öne sürdü.
Ses kaydında en dikkat çeken bölümlerden biri, Reza Pehlevi’nin çağrısına verilen kitlesel yanıt oldu. Şekuri Rad, ne Pehlevi’nin kendisinin ne de reformist, muhafazakâr ya da güvenlik çevrelerinin bu çağrının bu denli geniş bir karşılık bulacağını öngöremediğini ifade etti.
Rejimlerin klasik bastırma yöntemlerine de değinen Şekuri Rad, İran’daki tüm büyük protestolarda bilinçli biçimde şiddet “enjekte edildiğini” savundu. Bu şiddetin, sonrasında sert müdahalelere gerekçe olarak kullanıldığını belirten siyasetçi, daha da ileri giderek şunları söyledi:
“Güvenlik doktrinlerinin bir parçası olarak, kendi içlerinden ölümler üretiliyor. Bir basij üyesinin, bir polis memurunun öldürülmesi; cami, türbe yakılması; Kur’an’a saldırı gibi eylemler, ‘ayaklanmayı bastırmak’ için gerekçe oluşturmak adına kurgulanıyor.”
Şekuri Rad, bu nedenle rejimin olayları “dış güçler” ve özellikle Mossad’a bağlayan açıklamalarına inanmadığını vurguladı.
Açıklamalarında yaşanan can kayıplarına da değinen reformist siyasetçi, “Bu gün İran tarihinin en karanlık günlerinden biri olarak kalacak. Masum insanlar, gençler öldürüldü. Sadece slogan attı diye kimse öldürülmeyi hak etmez” ifadelerini kullandı.
Bu sözler, İran’daki muhafazakâr ve rejime yakın çevrelerde sert tepkiyle karşılandı. Bazı isimler, yargıdan Şekuri Rad’ın derhal yargılanmasını ve iddialarını belgelemeye zorlanmasını talep etti.
Şekuri Rad’ın açıklamaları, yalnızca bireysel bir siyasi görüş değil; İran güvenlik aklının içerden ifşası niteliği taşıyor. Reformist bir figürün, devletin bastırma mekanizmalarını bu açıklıkta dile getirmesi, rejim açısından son derece rahatsız edici.
Özellikle “kendi içinden kurban üretme” iddiası, İran’daki protesto şiddetinin spontane değil, stratejik olarak yönlendirildiği tezini güçlendiriyor. Reza Pehlevi çağrısına verilen beklenmedik kitlesel yanıtın vurgulanması ise, rejimin toplumsal kontrol kapasitesinde ciddi bir öngörü ve meşruiyet krizi yaşadığını gösteriyor.
Bu çıkış, yalnızca Şekuri Rad’ın yargılanmasıyla kapanacak bir dosya değil; aksine, rejimin güvenlik söylemini ve “dış düşman” anlatısını içeriden çatlatan bir kırılma noktası olarak kayda geçiyor.
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
