Günümüz Türkiye politika yapıcılarının bakışında, Güney Azerbaycan artık İran coğrafyasında sadece bir “etnik kenar bölge” değil, Ankara’nın ulusal güvenliğinin ana düğüm noktalarından biri haline gelmiştir; aynı anda jeopolitik bir kalkan, siyasi bir baskı aracı ve ekonomik bir arter işlevi gören bir bölge.

2020’deki İkinci Karabağ Savaşı sonrası gelişmeler, İran’ın kuzeybatısının sessiz bir sınırdan çıkıp iki güç sisteminin doğrudan temas noktasına dönüştüğü gerçeğini pekiştirdi: bir yanda İran-Rusya ekseni, diğer yanda artan İsrail bağlantılarıyla Türkiye-Azerbaycan-NATO ekseni.

Türkiye, 2020’den önce bu bölgeye yönelik stratejik ihtiyat politikası izliyordu. Ankara, Tahran’la ilişkilerini kontrollü bir düzeyde tutmayı ve İran’daki hassas etnik alanlara doğrudan girmekten kaçınmayı tercih ediyordu. Ancak Bakü’nün Karabağ Savaşı’nda Türkiye’nin kapsamlı desteğiyle kazandığı askeri zafer denklemi değiştirdi. O zamandan beri Türkiye, “stratejik sabır” politikasından aşamalı olarak geçerek “aktif jeopolitik varlık” aşamasına girdi; resmen ilan edilmeyen ancak güvenlik, istihbarat, medya ve ekonomik düzeyde açıkça izlenebilen bir varlık.

Türkiye’nin yeni güvenlik söyleminde, İran’ın kuzeybatısı Ankara’nın Avrasya’daki stratejik derinliğinin bir parçası olarak kabul edilmektedir; Anadolu’nun güvenliğini Kafkasya’ya ve oradan da Orta Asya’ya bağlayan bir kuşak. Türkiye perspektifinden, Tebriz ve Urmiye gibi şehirlerdeki istikrar veya istikrarsızlık sadece İran’ın iç meselesi değil, aynı zamanda Iğdır, Ağrı ve Van gibi Türkiye’nin doğu eyaletlerinin güvenliğini doğrudan etkileyen bir konudur.

Güvenlik çevrelerinde Güney Azerbaycan, “İran ile NATO arasında istikrar veya istikrarsızlık transfer kuşağı” olarak tanımlanmaktadır; buradaki herhangi bir değişiklik tüm Güney Kafkasya’daki güç dengesini değiştirebilir.

Bu arada İran, İsrail’in Azerbaycan Cumhuriyeti’ndeki varlığının en hassas değişkenlerden biri olduğuna inanmaktadır. Tel Aviv, Azerbaycan topraklarını İran’a karşı bir istihbarat ileri karakolu olarak kullanmaktadır; dinleme üsleri ve siber işbirliğinden insansız hava aracı uçuşlarına ve güvenlik sızma ağlarına kadar. Tahran’da, bu varlığın Türkiye’nin zımni koordinasyonu olmadan mümkün olamayacağı algısı güçlenmiştir. İran istihbarat kurumlarının bakış açısına göre, Bakü-Tel Aviv-Ankara üçgeni pratikte güvenlik çatışması alanını İsrail sınırlarından İran’ın iç sınırlarına taşımaktadır.

Buna karşılık Türkiye, İsrail’i tam bir stratejik müttefik değil, jeopolitik bir baskı aracı olarak görmektedir. Ankara, İsrail’in varlığını Tahran’ı kontrol altında tutmak için kullanmaktadır; özellikle İran’ın Suriye ve Irak’taki nüfuzunu sınırlamak ve İslam Cumhuriyeti’nin bölgesel eylem maliyetlerini artırmak için. Bu ilişki Türkiye için bir tür akıllı dengelemedir: resmi ve maliyetli bir ittifaka girmeden İsrail’in kapasitesinden yararlanmak.

Güvenlik denkleminin diğer boyutu, PKK ve PJAK dosyasıdır. Güney Azerbaycan’ın sınır bölgeleri, özellikle Batı Azerbaycan Eyaleti, İran ile Türkiye arasındaki en karmaşık güvenlik temas noktalarından biri haline gelmiştir. Türkiye, İran’ın bazen PKK kartını taktik baskı için kullandığına inanmakta, karşılığında İran ise Türkiye’nin İran’ın kuzeybatısındaki Türk etnik söylemlerini güçlendirerek İslam Cumhuriyeti’nin iç güvenliğini aşındırdığından endişe duymaktadır.

Son yıllarda Türkiye, çok katmanlı sınır duvarları, termal izleme sistemleri ve kapsamlı insansız hava aracı kapsamı oluşturarak Güney Azerbaycan’ı fiilen sürekli istihbarat izlemesi altındaki bölgelerden biri haline getirmiştir. Bu durum, Ankara’nın artık bu bölgeyi sadece dış bir sınır olarak görmediğini, onu kendi iç güvenlik çevresinin bir parçası olarak gördüğünü göstermektedir.

Ancak belki de en önemli boyut, enerji jeopolitiği ve koridorlardır. Güney Azerbaycan, doğudan batıya yeni transit mimarisinin kalbinde yer almaktadır; burada asıl rekabet toprak için değil, rotalar içindir. Zengazur Koridoru, Türkiye’nin bakışında, İran’ı bypass ederek Ankara’nın Bakü’ye ve oradan da Orta Asya’ya doğrudan bağlantısını oluşturmaya yönelik bir projedir. Bu rota ne kadar güçlendirilirse, bölgenin transit köprüsü olarak İran’ın geleneksel rolü o kadar zayıflar.

Enerji alanında da Türkiye, İran gazına olan bağımlılığını azaltmaya çalışmakta ve özellikle Azerbaycan ve Türkmenistan üzerinden kaynak çeşitlendirmesi yoluyla enerji ekonomisini yeniden tasarlamaya çalışmaktadır. Aslında Ankara, İran transit yollarının yerini Türkiye etkisindeki yeni koridorlar ağına bıraktığı, Türk merkezli bir jeopolitik ekonomi inşa etmektedir.

Uluslararası düzeyde Rusya, NATO üyesi olarak Türkiye’nin Kafkasya’daki aşırı nüfuzunu önlemek için Güney Azerbaycan’ın tamamen Tahran’ın kontrolü altında kalmasını tercih etmektedir. Bununla birlikte Moskova, aynı zamanda İran ve Türkiye ile ilişkilerini ayarlamak için Azerbaycan kartını kullanmakta ve bu bölgeyi üç taraflı bir pazarlık kaldıracına dönüştürmüştür.

Amerika ve Batı ise tam tersine Güney Azerbaycan’ı İran’ın yapısal zayıf noktalarından biri olarak görmektedir. Bu bölgede etnik hakları desteklemek ve kimlik fay hatlarını vurgulamak, Washington perspektifinden Tahran’ın bölgesel nüfuzunu kontrol altında tutmak için düşük maliyetli bir araçtır; bu araç dolaylı olarak Türkiye’nin jeopolitik hedefleriyle de uyumludur. Suudi Arabistan da son yıllarda İran’ın kuzeybatısındaki kimlik konularına medya odaklanmasıyla Tahran’a karşı yeni bir psikolojik denge oluşturmaya çalışmıştır.

Özetle, Güney Azerbaycan artık Türkiye için ne kültürel bir mesele ne de sadece dilsel bir bağdır; “Türkiye Yüzyılı” ulusal güvenlik doktrinindeki temel değişkenlerden biri haline gelmiştir. Bu bölge aynı anda hem İran-Ermenistan-Rusya eksenine karşı bir tampon bölge işlevi görmekte, hem Tahran’ın bölgesel politikalarını kontrol altında tutmak için bir baskı aracıdır hem de Orta Koridor’un güvenliğini ve yeni enerji mimarisini garanti altına almak için ekonomik bir arterdir.

Kilit nokta şudur ki, Güney Azerbaycan’daki herhangi bir istikrarsızlık hızla çok katmanlı bir uluslararası krize dönüşebilir; Türkiye önderliğindeki NATO ile İran-Rusya ekseninin dolaylı ancak yapısal bir çatışmada yer aldığı bir kriz. Bu nedenle, Güney Azerbaycan bugün etnik bir mesele değil, yeni Avrasya düzeninin ana düğüm noktalarından biridir; Orta Doğu, Kafkasya ve Türk dünyasındaki güç dengesinin geleceğinin aynı anda şekillendiği bir yer.

Dr. Hamid Şehanegi
Akademisyen / Araştırmacı

Yazar

  • Mesut HARAY

    Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.


HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Mesut HARAY adlı kullanıcının avatarı

By Mesut HARAY

Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.

Bir Cevap Yazın

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin