Türkiye’de bazı kavramlar vardır; akademik bir makyajla sunulur, jeopolitik süslerle parlatılır ve “büyük vizyon” ambalajına sarılır. İlk bakışta yeni, kapsayıcı ve iddialı görünürler. Ancak bu kavramların yüzeyi kazındığında, çoğu zaman karşımıza ya eski bir devletçi refleks ya da başka coğrafyalardan ithal edilmiş bir baskı aklı çıkar. Türkeli teorisi, bu tür kavramsal inşaların en güncel ve en sorunlu örneklerinden biridir.
Türkeli söylemi kulağa hoş gelen bir dizi kavram üzerinden kendini kurar: “Türk dünyası”, “ortak kader”, “bütünlük” ve “tarihsel birlik”. Bu kavramlar, içeriklerinden çok çağrışımlarıyla iş görür. Oysa siyasal analizde esas soru, bir kavramın ne söylediği değil, neyi görünmez kıldığıdır. Tarih, en kapsamlı kimlik tasfiyelerinin çoğu zaman en yüce birlik söylemleri eşliğinde gerçekleştirildiğini defalarca göstermiştir.
Farslaştırma Neyse, Türkeli Odur
İran’da yüzyılı aşkın süredir uygulanan Farslaştırma politikaları, çoğu zaman kaba güçten ziyade kavramsal şiddet üzerinden ilerlemiştir. Bu yaklaşımın mantığı nettir: Herkes İranlıdır; Farsça birleştirici dildir; yerel kimlikler folklorik unsurlardır; hak talepleri ise ulusal güvenlik tehdidi olarak kodlanır. Bu çerçevede Türkler, Kürtler, Araplar ve Beluçlar vardır; ancak siyasal özne olarak yokturlar.
Türkeli teorisinin işleyişi bu noktada dikkat çekici bir paralellik gösterir. Söylem düzeyinde herkes Türk olarak tanımlanır; esas olan geniş coğrafya ve tarihsel bütünlüktür; yerel mücadeleler tali ve hatta rahatsız edici ayrıntılar olarak görülür; ayrı siyasal talepler ise potansiyel bir tehlike olarak kodlanır. Kavramlar değişmiştir, dil Türkçedir; ancak zihniyet aynıdır. Bu nedenle Türkeli teorisi, yapısal olarak Farsların İran’ı Farslaştırma projesinden farklı değildir.
Güney Azerbaycan Neden Hedefte?
Güney Azerbaycan Türkleri, soyut bir “Türk dünyası” anlatısına sığınmadan, somut ve meşru hak talepleriyle siyasal alanda var olmaya çalışmaktadır. Anadilde eğitim, kültürel tanınma, siyasal temsil ve eşit yurttaşlık talepleri, herhangi bir jeopolitik projenin değil, tarihsel bir toplumun doğal beklentileridir. Tam da bu nedenle bu talepler, hem İran’daki Farsçı devlet aklını hem de Türkiye’deki bazı “büyük resim” merkezli çevreleri rahatsız etmektedir.
Bu rahatsızlığın temelinde basit ama kritik bir soru yatmaktadır: Öncelik birlik midir, yoksa halkın iradesi mi? Türkeli teorisi bu soruyla yüzleşmek yerine, Güney Azerbaycan Millî Hareketi’ni problemli ve tehlikeli bir alan olarak çerçevelemeyi tercih etmektedir.
Etiketleme Mekanizması: Radikal, Bölücü, Ajan
Son yıllarda Güney Azerbaycan mücadelesine yöneltilen suçlamalar neredeyse değişmez bir kalıba oturmuştur. “Aşırı milliyetçilik”, “Rusya’nın oyunu”, “Batı’nın projesi”, “İslamcı ya da Siyonist bağlantılar” gibi etiketler, siyasal içeriği tartışmak yerine meşruiyeti aşındırmayı amaçlar. Bu dil yabancı değildir; zira İran rejimi uzun yıllardır Güney Azerbaycan Türklerine tam olarak bu şekilde hitap etmektedir.
Bugün dikkat çekici olan, aynı dilin Türkeli teorisi aracılığıyla Türkiye’de yeniden üretilmesidir. Üstelik bu kez dışarıdan gelen bir baskı olarak değil, içeriden ve “bizden biri” gibi konuşan aktörler üzerinden. Bu durum, dışsal bir saldırıdan çok, içeriden yürütülen bir sabotaj niteliği taşımaktadır.
Mehran Bahari’den Türkeli’ye: Tarihin Yeniden Çerçevelenmesi
Geçmişte Türkiye’de Türk dili, tarihi ve kimliği üzerine çalışan; Mehran Bahari etrafında şekillenen bazı entelektüel girişimler bulunmaktaydı. Bu çalışmalar zamanla dağıldı, sessizleşti ya da dijital alanda görünmez hale geldi. Ancak bu entelektüel mirasın bazı unsurları, yıllar sonra Türkeli adı altında yeniden dolaşıma sokuldu.
Bu yeniden dolaşıma sokuluş, basit bir devamlılık değildir. Aynı tarihsel referanslar ve benzer kavramlar korunurken, siyasal çerçeve köklü biçimde değiştirilmiştir. Güney Azerbaycan bu yeni anlatıda yer almamakta; hak mücadelesi görünmez kılınmakta; geriye yalnızca amorf bir “büyük coğrafya” fikri bırakılmaktadır. Bu durum bir unutkanlık değil, bilinçli bir yeniden yazımdır.
Asıl Mesele: İran’ın Bütünlüğünün Korunması
Türkeli teorisinin pratik sonuçları dikkatle incelendiğinde tablo netleşmektedir. Güney Azerbaycan’ın talepleri bastırılmakta, Türkiye kamuoyunda mesafeli bir tutum oluşturulmakta ve “şimdi sırası mı” söylemiyle statüko meşrulaştırılmaktadır. Bu sürecin kime hizmet ettiği sorusu ise cevabı en açık olan sorudur: İran devletine.
İran rejimi yıllardır, Azerbaycan Türklerine hak verilmesinin devletin bütünlüğünü tehdit edeceğini savunmaktadır. Türkeli teorisi, bu korkuyu Türkçe ifade etmekten başka bir şey yapmamaktadır.
Türk Dünyası mı, Devletçi Fantezi mi?
Türk dünyası fikrine itiraz etmek mümkün değildir; ancak bu birlik, başka Türkleri susturarak veya onların özne olma hakkını yok sayarak kurulamaz. Dayanışma, yerel iradeyi bastırarak değil, onu tanıyarak anlam kazanır. Eğer bir birlik söylemi Güney Azerbaycan’ı görmüyor, onun mücadelesini tehlike olarak kodluyor ve hak taleplerini jeopolitik risk gerekçesiyle bastırıyorsa, orada birlik değil tahakküm vardır.
Bir Teoriden Çok Bir Tavır
Türkeli teorisi, masum bir akademik çerçeve değildir. Bu teori, kimin konuşabileceğini ve kimin susması gerektiğini belirleyen siyasal bir tavrı temsil etmektedir. Bu tavır, “önce büyük resim, sonra halk” demektedir. Tarih ise bu yaklaşımın sonuçlarını defalarca göstermiştir.
Güney Azerbaycan meselesi ne Rusya’nın oyuncağıdır ne de Batı’nın projesi. Bu mesele, bir halkın kendi adına konuşma hakkıdır. Bu hakkı bastıran her söylem, hangi dili kullanırsa kullansın, aynı asimilasyoncu zemine hizmet eder. Asimilasyonun dili değişebilir; özü değişmez. Türkeli teorisi de tam olarak budur.
Araştırmacı, Yazar: Mesut HARAY
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
