Washington ile Tahran arasında yeniden hız kazanan diplomatik temaslar, “barış” ve “istikrar” kavramları etrafında sunuluyor. Axios, Reuters ve bölgesel ajanslara göre İran–ABD görüşmelerinin Ankara’da başlaması güçlü bir ihtimal haline gelmiş durumda. Türkiye, Katar, Mısır ve Umman gibi ülkeler bu sürecin teknik kolaylaştırıcıları olarak öne çıkıyor.
Ancak bu diplomatik hareketlilik, hakları esir alınmış milyonlarca insanın varlığını görünmez kılıyor. Masada konuşulan başlıklar nükleer dosya, uranyum, füze programları ve yaptırımlar iken; masanın dışında bırakılan şey insan hayatı, yaşam hakkı, ifade özgürlüğü, kimlik hakkı ve adalete erişimtir. İran’da gasp edilen haklar, bir kez daha “ertelenebilir maliyet” muamelesi görmektedir.
Devletler Konuşuyor, Haklar Susturuluyor
ABD yönetiminin, askeri çatışma yerine müzakereyi tercih ettiğini ilan etmesi, klasik bir çıkar ve risk hesaplamasıdır. İsrail cephesi ise İran’ın müzakereleri zaman kazanma aracı olarak kullandığını savunmaktadır. Ancak bu stratejik tartışmaların tamamı, ortak bir suskunlukta birleşmektedir.
Bu suskunluğun adı şudur:
İran rejiminin yıllardır sürdürdüğü sistematik insan hakları ihlalleri bilinçli biçimde dosya dışı bırakılmaktadır.
Burada mesele “iç güvenlik” ya da “rejim karşıtı eylemler” değildir. Mesele, devlet eliyle yürütülen yapısal hak gaspıdır. İran’da yaşam hakkı keyfi infazlarla, adil yargılanma hakkı göstermelik mahkemelerle, ifade özgürlüğü ise kurşun ve idamla bastırılmaktadır.
Hak Gaspının Coğrafyası: Sessizleştirilen Bölgeler
İran’da protestolar bastırılmıyor; hak arayan insanlar cezalandırılıyor. Yüzlerce genç, yargısız infazlarla öldürülüyor. Binlerce kişi hukuksuz biçimde cezaevlerinde kayboluyor. Güney Azerbaycan’da dil ve kimlik hakkı, Beluçistan’da yaşam hakkı, Kürt bölgelerinde siyasal temsil hakkı, Ahvaz’da var olma hakkı sistematik biçimde gasp ediliyor.
Bu tabloya rağmen uluslararası müzakere masalarında tek bir bağlayıcı insan hakları maddesi bile gündeme getirilmiyor. Çünkü bu dosya açıldığında, İran rejimiyle “normalleşme” söylemi çökecektir.
Ankara’da Görüşme, Tahran’da Hak İhlali
Tesnim Haber Ajansı’nın doğruladığı üzere, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff arasında doğrudan görüşmeler planlanmaktadır. İsviçre Büyükelçiliği üzerinden yürütülen diplomasi, bölgesel aktörlerin desteğiyle resmî zemine taşınmak istenmektedir.
Bu sırada İran’da olan şudur:
Hak ihlalleri hız kesmeden devam etmektedir.
İnfazlar sürmekte, tutuklamalar artmakta, cezaevleri işkence merkezlerine dönüşmektedir. Buna rağmen ne Washington’dan, ne Brüksel’den ne de “kolaylaştırıcı” ülkelerden tek bir net şart duyulmaktadır. İnsan hakları, bu görüşmelerde bir ilke değil, bir dipnot bile değildir.
Barış mı, Hakların Rehin Alınması mı?
Trump yönetiminin İran’a sunduğu seçenekler nettir:
Ya savaş ya da rejimin nükleer ve askeri kapasitesini sınırlayarak varlığını sürdürmesi.
Fakat bu seçeneklerin hiçbirinde hakları iade edilen insanlar yoktur. Aksine bu süreç, İran rejiminin uluslararası meşruiyet kazanarak içerideki baskı mekanizmasını daha rahat işletmesine zemin hazırlamaktadır. Tarihsel tecrübe açıktır:
Her İran–Batı uzlaşısı, İran’daki hak ihlallerinin derinleştiği bir dönemin başlangıcı olmuştur.
Haklar Pazarlık Konusu Yapılamaz
Zenginleştirilmiş uranyumun Türkiye’de depolanması, füze dosyasının kontrol altına alınması veya vekil güçlerin sınırlandırılması konuşulurken; öldürülen çocuklar, yok edilen diller, bastırılan kimlikler bilinçli biçimde gündem dışı bırakılmaktadır.
Bu noktada mesele nettir:
İnsan hakları, jeopolitik pazarlık konusu yapılamaz.
İran rejimiyle yapılan her anlaşma, eğer hak ihlallerine dokunmuyorsa, bu ihlallerin uluslararası alanda zımnen onaylanması anlamına gelir.
Görmezden Gelinen Suç Ortaklığı
Devletler arası barış süreçleri, insan hakları mezarlığı üzerine inşa edilemez. Aksi halde bu süreçler barış değil, kurumsallaşmış sessizliktir.
İran rejimiyle el sıkışan her aktör, eğer hak ihlallerini görmezden geliyorsa, bu baskı düzeninin dolaylı ortağı haline gelir. Bu sorumluluk yalnızca Tahran’a değil, onunla “istikrar” adına pazarlık yapan herkese aittir.
Haklar Dosyası Kapanmaz
Ankara’da görüşmeler başlayabilir.
Washington ile Tahran anlaşabilir.
Yaptırımlar gevşetilebilir.
Ama gasp edilen hakların dosyası kapanmaz.
İran’da yaşam hakkı, adalet hakkı, kimlik hakkı ve onur sistematik biçimde ihlal edilirken kurulan her diplomatik masa, vicdan sınavıdır.
Bu sınavdan kaçanlar, tarihe “denge kuranlar” olarak değil, sessiz kalanlar olarak geçer.
Araştırmacı, Yazar: Mesut HARAY
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
