İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (Human Rights Watch) 2026 Küresel Raporu, İran’da yaşananların artık “hak ihlali” ya da “orantısız güç kullanımı” gibi kavramlarla açıklanamayacağını açık biçimde ortaya koyuyor. Raporda tarif edilen tablo, cezasızlıkla ayakta duran, şiddeti sistematik bir yönetim aracına dönüştürmüş bir devlet düzenini işaret ediyor.
Bu noktada mesele, ihlallerin varlığı değil; bu ihlallerin bilinçli, planlı ve sonuçsuz bırakılan bir devlet politikası haline gelmiş olmasıdır.
Devlet Şiddeti: İstisna Değil, Yöntem
Aralık 2025’te başlayan ve Ocak 2026’da ülke geneline yayılan protestoların bastırılma biçimi, İran’da güvenlik aygıtının hangi noktaya savrulduğunu net biçimde göstermiştir. Sekiz Ocak’tan itibaren güvenlik güçlerinin ülkenin farklı bölgelerinde eş zamanlı ve ölümcül güç kullanması, yaşananların münferit refleksler değil, merkezi bir kararın sahaya yansıması olduğunu ortaya koymaktadır.
Göstericilerin yanı sıra yoldan geçen sivillerin de hedef alınması, rejimin artık toplumu “yönetilecek” değil, sindirilmesi gereken bir kitle olarak gördüğünü göstermektedir. Binlerle ifade edilen can kaybı, bu şiddetin bir “kontrolden çıkma” hali değil, bilinçli bir gözdağı politikası olduğunu teyit etmektedir.
Gerçeği Gizleme Çabası: Suçun İkinci Aşaması
Raporda dikkat çeken bir diğer husus, katliamla eş zamanlı yürütülen bilgi karartma operasyonudur. İnternetin kesilmesi, iletişim kanallarının felç edilmesi ve bağımsız bilginin dolaşımının engellenmesi, rejimin yalnızca şiddet uygulamakla yetinmediğini; suçun görünür olmasını da engellemeye çalıştığını göstermektedir.
Bu durum, İran’da devlet şiddetinin iki aşamalı işlediğini ortaya koymaktadır:
Önce öldürmek, sonra inkâr etmek.
İdam Rejimi: Adaletin İnfazı
Human Rights Watch raporuna göre İran, 2025 yılında son kırk yılın en yüksek idam sayılarına ulaşmıştır. İki binden fazla insanın idam edilmesi, bunun yarıdan fazlasının uyuşturucu suçları gerekçesiyle yapılması, İran’daki yargı sisteminin adalet üretmekten tamamen koptuğunu göstermektedir.
İdam cezası bu tabloda bir hukuk mekanizması değil; korku üretme ve toplumu hizaya sokma aracıdır. Yargı, iktidarın uzantısına dönüşmüş; mahkemeler, adaletin değil, rejimin sürekliliğinin hizmetkârı haline gelmiştir.
Toplumu Susturma Makinesi
Raporda yüzlerce insan hakları savunucusu, avukat, gazeteci, etnik ve dini azınlık mensubu ile çifte vatandaşın keyfi biçimde tutuklu olduğu vurgulanmaktadır. Kadınlara yönelik zorunlu hicap politikaları, güvenlikçi yöntemlerle daha da sertleştirilmiş; cezaevlerinde işkence, sağlık hizmetinden bilinçli mahrum bırakma, kırbaç ve uzuv kesme gibi uygulamalar olağanlaştırılmıştır.
Bahai topluluğuna yönelik sistematik baskı ve etnik azınlıklara dönük ayrımcı politikalar ise, İran’daki şiddetin yalnızca muhaliflere değil, kimliklere karşı da yöneldiğini göstermektedir.
Sorunun Özeti: Hesap Vermeyen İktidar
Raporda yer alan şu tespit, İran’daki krizin özünü yalın biçimde özetlemektedir:
“Kendi halkını katleden yöneticiler, hesap vermedikleri sürece bu suçları işlemeye devam eder.”
Bugün İran’da yaşananların temel nedeni, baskının gücü değil; bu baskıyı uygulayanların hiçbir bedel ödememesidir. Cezasızlık, rejimin zırhıdır. Bu zırh delinmedikçe, ne infazlar durur ne sokaklardaki kan diner.
Uluslararası Toplumun İflası
Human Rights Watch’un evrensel yargı yetkisi çağrısı, aynı zamanda uluslararası sistem için bir utanç belgesidir. Çünkü İran örneği, küresel insan hakları mekanizmalarının nasıl etkisizleştirildiğini ve siyasi çıkarlar uğruna nasıl görmezden gelindiğini de göstermektedir.
Sessizlik, bu tabloda tarafsızlık değil; suça ortaklıktır.
Sonuç Yerine
İran’da insan hayatı ucuz değildir; bilinçli biçimde değersizleştirilmiştir. Bu düzen, hata yapan bir yönetimin değil, şiddeti yöntem olarak seçmiş bir rejimin ürünüdür. Human Rights Watch raporu, bu gerçeği bir kez daha belgelemekten öteye geçmekte; şu soruyu yüksek sesle sormaktadır:
Bu kadar açık suçlara rağmen hâlâ hesap sorulmayacak mı?
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
