İran’da son aylarda yeniden alevlenen protestolar, sadece rejime karşı bir öfkeyi değil, çok daha derin bir siyasal ve zihinsel tıkanmışlığı da açığa çıkarıyor. Sokaklara çıkan kitlelerin bir bölümü özgürlük, adalet ve refah talep ederken; bir diğer bölümü ise şaşırtıcı biçimde 40 yıl öncesinin Pehlevi rejimini bir “kurtuluş” gibi sunuyor. İşte asıl trajedi tam da burada başlıyor.

Bir toplum düşünün: Kırk yıl boyunca devrim yapmış, bedel ödemiş, savaş yaşamış, ambargolar altında kalmış, milyonlarca genç yetiştirmiş… Ama bugün geldiği noktada geleceğe dair tek bir sahici siyasal figür, tek bir özgün vizyon üretememiş. Bunun yerine, babadan kalma bir monarşiyi, üstelik Batı destekli, baskıcı ve halktan kopuk bir geçmişi yeniden çağırıyor.

Bu bir nostalji değil; bu siyasal iflastır.

Pehlevi dönemi İran’ı neydi? Güçlü müydü? Hayır. Özgür müydü? Hayır. Adil miydi? Hayır. Halkın iradesine mi dayanıyordu? Kesinlikle hayır. O rejim, İran toplumunu modernleştirmek yerine yabancılaştırmış, kültürüyle kavga etmiş, halkı siyaset dışına itmişti. 1979’da yıkılmasının nedeni de zaten buydu.

Bugün Pehlevi çağrısı yapanlar şunu görmek istemiyor:
Bir halk, iki kez aynı siyasal körlüğe sığınırsa, bu artık baskı değil, zihinsel tembelliktir.

Elbette mevcut rejimin ağır baskısı, ekonomik çöküş, kadınlara yönelik sistematik şiddet, etnik ve mezhepsel ayrımcılık inkâr edilemez. İran’da sorun rejimin kendisidir. Ancak rejime karşı olmak, otomatik olarak her eskiyi kutsamak anlamına gelmez. Aksi hâlde bu, özgürlük talebi değil; sadece efendi değişikliğidir.

Asıl soru şudur:
Nasıl oluyor da bu kadar köklü bir medeniyet, bu kadar güçlü entelektüel birikime rağmen kendi içinden bir demokratik lider, kapsayıcı bir siyasal dil, çoğulcu bir gelecek tasavvuru çıkaramıyor?

Cevap acı ama nettir:

İran’da siyaset, uzun süredir halktan değil, kliklerden besleniyor. Rejim içi iktidar savaşları, sürgündeki elitlerin Batı’ya bağımlı söylemleri ve Fars merkezli üstünlükçü bakış açısı, toplumu ortak bir zeminde buluşturamıyor. Türkler, Kürtler, Beluçlar, Araplar bu denklemde ya yok sayılıyor ya da geçici birer araç olarak görülüyor.

Pehlevi özlemi, bu yüzden sadece bir rejim arayışı değil; çoğulculuktan kaçışın adıdır. Çünkü monarşi, hesap vermez. Monarşi, “bir aile bilir” rahatlığı sunar. Düşünmeyi, tartışmayı, uzlaşmayı gerektirmez. Yorulmuş toplumlar için caziptir ama asla kurtuluş değildir.

İran’ın ihtiyacı ne Pehlevi’dir ne de mevcut mollalar düzeni. İran’ın ihtiyacı; halkın içinden çıkan, etnik ve mezhepsel eşitliği esas alan, geçmişle değil gelecekle konuşan bir siyasal akıldır. Bu akıl üretilmediği sürece sokaklardaki öfke ya bastırılacak ya da başka bir otoriterliğe teslim edilecektir.

Ve en acı gerçek şudur:
Bir toplum, geleceğini kuracak cesareti gösteremezse, geçmişinin hayaletlerine sarılmaya mahkûm olur.

İran bugün tam olarak bunu yaşıyor.


Aynı Sokaklar, Farklı Bilinçler: Güney Azerbaycan’ın Devlet Aklı

İran sokaklarında yükselen her ses aynı şeyi söylemiyor. Aynı coğrafyada, aynı baskı rejimi altında, aynı coplara ve mahkemelere maruz kalan halklar aynı siyasal bilinci üretmiyor. İşte İran’daki protestoların en çarpıcı ama en çok görmezden gelinen gerçeği de tam burada yatıyor.

Fars merkezli muhalefet, geçmişin hayaletlerini çağırırken; Güney Azerbaycan Türkleri bambaşka bir yerden konuşuyor.

Onlar sokağa “şah geri gelsin” diye çıkmıyor.
Onlar bir kişi, bir hanedan, bir lider adına bağırmıyor.

Onların sloganları açık ve nettir: Azatlık, adalet, milli hükümet.

Bu üç kelime, tesadüfi değildir. Bu üç kelime, bir siyasal kimlik arayışını değil, doğrudan bir devlet aklını işaret eder.

Güney Azerbaycan’da yükselen talepler, bugünkü İran muhalefetinin aksine, bir boşluğu değil; tarihsel bir hafızayı ve kurumsal bir bilinci çağırır. Çünkü bu topraklarda “milli hükümet” lafı soyut bir hayal değildir. Bu, yaşanmış, kurulmuş, yönetmiş ve zorla yıkılmış bir tecrübenin adıdır.

Azerbaycan Türkleri, geçmişe bakarken nostaljiye sığınmaz; tecrübeye yaslanır. 1945–46 Milli Hükümeti, onlar için bir efsane değil, yarım bırakılmış bir devlet modelidir. Bu yüzden sokaktaki talepleri romantik değil; programatiktir. Ne istediklerini bilirler, neyi istemediklerini de.

Fars muhalefeti bir “kurtarıcı” ararken, Güney Azerbaycan Türkleri bir düzen talep eder. Çünkü biri siyaseti kişiler üzerinden, diğeri ise kurumlar ve ilkeler üzerinden okur. Aradaki fark budur.

Bu nedenle Güney Azerbaycan’daki protestolar sadece rejime karşı değildir; aynı zamanda İran merkezli siyasal zihniyete karşıdır. Üniterci, inkârcı ve tekçi devlet anlayışına karşı; dilin, kimliğin, yerel iradenin ve halk egemenliğinin esas alındığı başka bir devlet tahayyülü sunar.

Bu, basit bir etnik talep değildir. Bu, “biz de varız” çığlığı da değildir. Bu, açıkça şunu söylemektir:
“Biz nasıl bir devlet istiyoruz biliyoruz.”

Ve belki de tam bu yüzden en çok korkulan, en sert bastırılan, en fazla sansürlenen hareket Güney Azerbaycan’dır. Çünkü bilinçli bir talep, kontrolsüz bir öfkeden çok daha tehlikelidir. Lider arayan kitleler yönlendirilebilir; devlet talep eden halklar ise durdurulamaz.

Bugün İran’ın geleceği üzerine konuşulacaksa, Pehlevi nostaljisiyle değil; Güney Azerbaycan’daki bu siyasal olgunlukla konuşulmalıdır. Çünkü özgürlük, sadece zinciri kırmak değil; yerine ne koyacağını bilmektir.

Azerbaycan Türkleri tam da bunu yapıyor.

Onlar, azatlığın ne anlama geldiğini, adaletin nasıl bir düzen gerektirdiğini ve milli hükümetin bir slogan değil, bir yönetim modeli olduğunu gösteriyor. Bu yüzden özgürlük talepleri bir tepki değil; bir hak iddiasıdır.

Ve tarih şunu defalarca göstermiştir:
Özgürlüğü isteyen herkes değil; özgürlüğe hazır olanlar kazanır.

Güney Azerbaycan bugün, tam da bu hazırlığın adıdır.

Yazar

  • Mesut HARAY

    Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.


HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Mesut HARAY adlı kullanıcının avatarı

By Mesut HARAY

Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.

Bir Cevap Yazın

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin