Türkiye’de Güney Azerbaycan söz konusu olduğunda sık yapılan temel bir hata var: gözlem ile tespitin aynı şey zannedilmesi. Birileri çıkıyor; “gezdim, gördüm, konuştum” diyor. Şehir isimlerini, tarihî mekânları, akademik unvanları art arda sıralıyor. Fakat bütün bu sayım döküm, doğru bir siyasal ve sosyolojik analiz yapıldığı anlamına gelmiyor. Çünkü mesele, nereleri gördüğünüz değil; neye baktığınız ve nasıl okuduğunuzdur.
Saha görgüsü ile zihinsel kavrayış birbirine karıştırılıyor. Oysa bir coğrafyada bulunmak, o coğrafyanın insanını anlamaya yetmez. Kimlik, haritalardan okunmaz. Kimlik; hafızadan, dilden, sloganlardan ve kolektif reflekslerden okunur. Güney Azerbaycan meselesinde yapılan en büyük hata da tam burada başlıyor.
İran’daki Türk varlığı, ısrarla “İranlılık” üst kimliği üzerinden izah edilmeye çalışılıyor. Bu, masa başında kulağa mantıklı gelebilir; fakat sahadaki gerçeklik bunun tam tersini söylüyor. Şu iddia mesela, başlı başına çökmüş durumdadır:
“Türkler biz İranlıyız diyor.”
Bu ne tarihsel olarak doğrudur ne de bugünün sosyolojisiyle örtüşür. İran coğrafyasındaki Türkler, kendilerini hiçbir zaman ideolojik bir “İran milleti” tanımı içinde görmemiştir. Aksini iddia edenlerin yapması gereken tek şey, kulak kabartmaktır. Çünkü sokak konuşur. Sloganlar konuşur. Ve sloganlar yalan söylemez:
“Yaşasın Azerbaycan”
“Azərbaycan var olsun, istəməyən kor olsun.”
Haray, haray, mən Türkəm!
Azadlıq, ədalət, milli hökumət!
Nə şahçıyıq, nə şeyxçi
Millətçiyik, millətçi!
Nə mutlu Türkəm deyənə!
Təbriz – Bakı – Ankara,
Salam olsun Turan’a!
Bunlar duygusal çıkışlar ya da folklorik sözler değildir. Bunlar, bilinçli bir millet deklarasyonudur. Türkiye’den bakıldığında çoğu zaman kaçırılan gerçek şudur: İran’daki Türklerin İran’la bir “devlet sorunu” yoktur; fakat çok net, çok derin bir Türklük ve Azerbaycan meselesi vardır. Bu ikisi arasındaki farkı göremeyen herkes, ister akademisyen ister seyyah olsun, kaçınılmaz olarak yanlış sonuca varır.
Asıl zaaf, analiz edilen toplumu mezhep, vatandaşlık ya da idarî sınırlar üzerinden okumaktır. Oysa Güney Azerbaycan Türkü kendini ne mezheple tarif eder ne de kimlik kartındaki resmî aidiyetle. Onu harekete geçiren şey; millet bilinci ve tarihsel sürekliliktir. Bu bilinç baskılanabilir, ötelenebilir, hatta geçici olarak susturulabilir. Ama yok edilemez. Dönüştürülemez.
Dolayısıyla sorun bilgi eksikliği değildir. Sorun, kavramsal körlüktür. Bu körlük giderilmeden yapılan her analiz, ne kadar süslü cümlelerle kurulursa kurulsun, stratejik değer taşımaz. İsimleri ezberlemek, unvanları sıralamak, şehirleri gezmek; eğer milletin ruhu anlaşılmıyorsa, geriye sadece gürültü kalır.
Sonuç net olmalıdır ve özellikle Türkiye’de net söylenmelidir:
Güney Azerbaycan gerçeğini anlamanın ilk şartı şudur:
İran’daki Türklerin meselesi “İranlı olmak” değildir.
Azerbaycanlı ve Türk olarak var kalmaktır.
Bunu kavrayamayan her okuma, ister iyi niyetli ister akademik olsun, eksik kalmaya mahkûmdur.
gazeteci, Araştırmacı: Mesut HARAY
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
