İran’ın Merkez Hatemu’l-Enbiya Karargâhı, ABD’nin bazı bölge ülkelerinin desteğiyle İran’a yeni bir saldırı hazırlığında olduğunu ileri sürdü. Ancak açıklamada tarih yok, hedef yok, ülke adı yok, doğrulanabilir istihbarat yok. Geriye belirsizlik üzerinden kurulan bir tehdit ve korku siyaseti kaldı.

HARAYHABER | Haber–Araştırma–Analiz
Araştırmacı–Gazeteci–Yazar: Mesut HARAY

İran rejimi bir kez daha savaş tehdidini kamuoyunun önüne sürdü.

İran Silahlı Kuvvetleri Merkez Hatemu’l-Enbiya Karargâhı, ABD’nin bazı bölge ülkelerinin desteğiyle İran’a karşı yeni askerî adımlar atmaya hazırlandığını açıkladı. Tahran’a göre Washington, savaşta yaşadığı başarısızlıkları örtmek ve sahte kazanımlar elde etmek amacıyla yeni bir saldırı planlıyor.

İran karargâhı, ABD’nin İran’a karşı herhangi bir “hata” yapması hâlinde, bölgedeki bütün Amerikan üslerinin ve çıkarlarının sürekli, etkili ve ağır saldırıların hedefi olacağını bildirdi. Bölge ülkelerine yönelik mesaj ise daha da sertti: ABD’nin İran’a yönelik saldırısına destek veren ülkeler, yaşanacak çatışmanın ortağı sayılacak ve İran’dan artık “itidal” bekleyemeyecekti.

Bu, diplomatik bir uyarı değildir.

Bu, bölge ülkelerine yöneltilmiş açık bir askerî şantajdır.

İstihbarat iddiası var, istihbaratın kendisi yok

İran makamları açıklamalarında “elde edilen bilgilere” dayandıklarını söylüyor. Fakat kamuoyuna sunulan metinde bu bilgilerin kaynağı, niteliği ve kapsamı açıklanmıyor.

ABD’nin hangi askerî hazırlığı tespit edilmiştir?

Hangi bölge ülkesi saldırıya yeşil ışık yakmıştır?

Toplantı hangi Avrupa ülkesinde yapılmıştır?

Saldırının hedefi nedir?

Zamanlaması ne olacaktır?

Bu soruların hiçbirine cevap verilmiyor.

Bir askerî karargâhın kamuoyuna istihbarat açıklaması yapması, elbette dikkate alınmalıdır. Ancak istihbarat iddiası ile doğrulanmış saldırı planı aynı şey değildir. İran’ın açıklaması, somut göstergeler ortaya koymadığı için şu aşamada bir istihbarat raporundan çok, siyasî ve psikolojik harp metni niteliğindedir.

Tahran, “saldırı hazırlığı var” diyerek bütün bölgeyi diken üstünde tutmak istiyor. Çünkü belirsizlik, İran rejiminin elindeki en önemli baskı araçlarından biridir.

“Bazı bölge ülkeleri” ifadesi bilinçli bir tehdit alanıdır

İran’ın hiçbir ülkenin adını açıkça vermemesi tesadüf değildir.

Tahran, Suudi Arabistan’ı, Birleşik Arap Emirlikleri’ni, Bahreyn’i, Ürdün’ü, Mısır’ı, Pakistan’ı veya Türkiye’yi doğrudan suçlamadan hepsini aynı şüphe alanının içine çekmektedir.

Bu belirsizlik, her ülkeye ayrı ayrı şu mesajı vermektedir:

“ABD ile güvenlik ve askerî iş birliğinizi artırırsanız, İran sizi de Amerikan hedefi olarak değerlendirebilir.”

İran burada yalnızca ABD’yi caydırmaya çalışmıyor. Washington’ın bölgedeki ortaklıklarını da parçalamaya çalışıyor.

Ancak bu tehdit politikasının Tahran’ın istediği sonucu verip vermeyeceği tartışmalıdır. Çünkü sürekli tehdit edilen ülkeler, İran’dan uzaklaşmak yerine ABD ve diğer güvenlik ortaklarıyla daha sıkı ilişkiler kurabilir.

İran’ın tehdidi, bölge ülkelerini korkutmak yerine onları ortak savunma arayışına itebilir.

Zamanlama tesadüf değil

Bu açıklama, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki Husilerin artan füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla karşı karşıya kaldığı bir dönemde yayımlandı.

Suudi makamları, 19 Eylül’de Riyad’a yönelik balistik füze girişimini doğruladı. Hava saldırıları sonrasında Riyad’ın Fransa, İngiltere, Pakistan ve Mısır gibi ülkelerden hava savunma desteği aradığı bildirildi.

Dolayısıyla Tahran’ın açıklaması, yalnızca Washington’a yönelik değildir. Asıl hedef, Suudi Arabistan çevresinde oluşan yeni güvenlik ve savunma iş birliğidir.

İran, Riyad’ın ABD’den gelişmiş askerî destek almasını, Türkiye ve Pakistan’la savunma ilişkilerini geliştirmesini ve bölgesel hava savunma kapasitesini artırmasını kendi nüfuz alanına yönelik bir tehdit olarak görmektedir.

Bu nedenle İran’ın mesajı açıktır:

“Suudi Arabistan’ı güçlendiren, İran’a karşı bölgesel savunma ağı kuran ve ABD’yle askerî iş birliği yapan herkes, İran’ın misilleme alanına girebilir.”

Tahran savaş tehdidini neden büyütüyor?

İran rejiminin savaş tehdidini sürekli gündemde tutmasının iki temel nedeni vardır.

Birinci neden dışarıya dönüktür. İran, askerî kapasitesinin hâlâ caydırıcı olduğunu göstermek istemektedir. ABD ve bölge ülkeleri İran’a karşı yeni adımlar atarken Tahran, “saldırının bedeli ağır olur” mesajını vermeye çalışmaktadır.

İkinci neden içeridedir. Rejim, dış tehdit söylemini iç siyasette bir kontrol aracına dönüştürmektedir.

Ekonomik kriz, para biriminin değer kaybı, enerji ve ulaşım sorunları, askerî zafiyetler ve toplumsal hoşnutsuzluklar konuşulmasın diye bütün dikkat dış düşmana yönlendirilmektedir.

İran halkına şu anlatılmaktadır:

“Yaşadığınız krizlerin nedeni rejimin başarısızlığı değil, ABD, İsrail ve onların bölgesel ortaklarıdır.”

Bu söylem, Tahran’ın askerî ve siyasi başarısızlıklarını örtme çabasıdır. Rejim, her kaybı komplo; her muhalefeti yabancı bağlantısı; her toplumsal talebi güvenlik tehdidi olarak sunmaktadır.

Amerikan üsleri tehdidi İran’ın asimetrik savaş planını gösteriyor

İran’ın bölgedeki Amerikan üslerini ve çıkarlarını hedef alma tehdidi, Tahran’ın doğrudan savaş yerine asimetrik savaş yöntemlerine dayanacağını göstermektedir.

İran’ın muhtemel hedef alanları yalnızca askerî üsler değildir. Enerji tesisleri, limanlar, deniz ticaret yolları, lojistik hatlar, diplomatik merkezler ve ABD’yle bağlantılı bölgesel altyapılar da tehdit altına girebilir.

İran, kendi topraklarına yönelik doğrudan saldırıyı pahalı hâle getirmek için savaş alanını genişletmek isteyebilir. Irak, Suriye, Körfez, Kızıldeniz ve Lübnan hattı bu stratejinin farklı cepheleri hâline gelebilir.

Fakat bu stratejinin İran açısından ciddi bir riski vardır.

Amerikan askerî varlığına veya bölgesel çıkarlarına yönelik sürekli saldırılar, Washington’ın İran topraklarına karşılık verme gerekçesini güçlendirebilir. Tahran’ın caydırıcılık amacıyla kullandığı tehdit dili, yanlış hesaplama hâlinde doğrudan savaşın kapısını açabilir.

Türkiye’nin adı geçmiyor; fakat Ankara da bu denklemden uzak değil

Açıklamada Türkiye doğrudan hedef gösterilmemiştir. Bu nedenle İran’ın Türkiye’ye yönelik açık bir saldırı tehdidinde bulunduğu söylenemez.

Ancak Türkiye’nin Suudi Arabistan’ın askerî ihtiyaçlarına teknik destek verme ihtimali, Ankara’yı Tahran’ın dikkat alanına sokabilir.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki savunma iş birliğinde aktif rol üstlenirse İran bunu Amerikan güvenlik mimarisinin dolaylı bir parçası olarak değerlendirebilir. Bu durum, Ankara’nın bölgesel askerî ilişkilerini genişletirken Tahran’la ilişkilerinde daha dikkatli davranmasını gerektirir.

Türkiye’nin rolü herhangi bir savaş koalisyonunun ileri karakolu olmak değil, kendi savunma kapasitesini güçlendiren bağımsız bir bölgesel aktör olmaktır.

Ankara, Suudi Arabistan’la savunma iş birliğini geliştirirken İran’la doğrudan çatışmaya sürüklenmemelidir. Türkiye’nin bölgesel ağırlığı, yalnızca askerî kapasitesiyle değil; diplomasi, ticaret ve kriz yönetimi gücüyle de ölçülmelidir.

Bu açıklama saldırının kanıtı değil, rejimin korku siyasetinin ilanıdır

İran Merkez Hatemu’l-Enbiya Karargâhı’nın açıklaması ciddiye alınmalıdır. Ancak açıklama, ABD’nin kesinleşmiş bir saldırı kararı aldığını kanıtlamamaktadır.

Ortada tarih yoktur.

Hedef yoktur.

Ülke adı yoktur.

Somut askerî hareketlilik yoktur.

Bağımsız doğrulama yoktur.

Buna karşılık tehdit vardır, belirsizlik vardır ve bölge ülkelerini korkutarak geri adım attırma çabası vardır.

Tahran’ın son açıklaması, savaş ilanından çok savaş tehdidiyle alan daraltma girişimidir.

İran rejimi, dışarıya “saldırının bedeli ağır olur” mesajı verirken içerideki krizleri, askerî başarısızlıkları ve siyasi yalnızlığı görünmez kılmaya çalışmaktadır.

Fakat bu tehdit dili İran’ın bölgesel gücünü artırmaktan çok, komşularını ve rakiplerini ortak güvenlik arayışına itebilir.

Tahran’ın asıl korkusu, ABD’nin tek başına saldırması değildir.

Asıl korku, İran’a karşı duran ülkelerin artık tek tek değil, ortak bir güvenlik ağı içinde hareket etmeye başlamasıdır.

Kaynakça

Yazar

  • Mesut HARAY

    Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.


HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Mesut HARAY adlı kullanıcının avatarı

By Mesut HARAY

Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.

Bir Cevap Yazın

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin