Akademisyen, gazeteci, sanatçı ve aktivist artık “yabancı nüfuz” şüphelisi mi?

HARAYHABER | Haber–Analiz
Araştırmacı–Gazeteci–Yazar: Mesut HARAY

İran Meclisi, toplumu yeni bir güvenlik çemberinin içine almak için harekete geçti. “Yabancı istihbarat servisleri ve devletlerin nüfuzuyla mücadele” adı verilen tasarı; akademik işbirliğinden yabancı medyayla iletişime, kültürel üretimden sivil toplum faaliyetlerine, siyasi önerilerden seçimlere kadar geniş bir alanı suç ve hapis tehdidiyle kuşatıyor.

Fakat önce önemli bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor: Sosyal medyada “Meclis yeni cezaları kabul etti” başlığıyla yayılan hükümler henüz kesinleşmiş kanun değildir. İran Meclisi 16 Ağustos 2026’da yalnızca tasarının genel çerçevesini kabul etti. Ayrıntılı maddeler ve cezalar henüz madde madde görüşülmedi.

Meclis Medya Merkezi Başkanı İman Şemsai, Meclis’in sadece tasarının genel ilkelerini onayladığını, ayrıntıların henüz kabul edilmediğini ve hapis cezalarının kesinleştiği yönündeki haberlerin doğru olmadığını açıkladı. Meclis Başkanlık Divanı üyesi Alireza Selimi de 33 maddelik ayrıntıların hâlen incelendiğini, hiçbir hükmün kesinleşmediğini söyledi. İran Yargı Erki’ne bağlı Mizan Haber Ajansı ile Mehr Haber Ajansı da aynı açıklamayı yayımladı.

Ancak bu açıklamalar, tehlikeyi ortadan kaldırmıyor. Tam tersine, kamuoyuna yansıyan taslak metin İran rejiminin neyi hedeflediğini açıkça gösteriyor. Rejim artık yalnızca casusu veya gizli bilgi aktaran kişiyi değil; yabancı üniversiteyle çalışan akademisyeni, dış medyaya konuşan gazeteciyi, uluslararası kuruluşlardan destek alan derneği, eleştirel film yapan sanatçıyı ve rejim politikalarını sorgulayan yurttaşı da potansiyel “yabancı nüfuz unsuru” olarak görüyor.

Casusluk bahanesiyle toplumun bütün bağlantıları hedefte

İran yönetimi, ülkede “nüfuz” konusunda hukuk boşluğu bulunduğunu ileri sürüyor. Fakat hazırlanan metin, bu boşluğu doldurmak yerine “nüfuz” kavramını mümkün olduğunca genişletiyor.

Taslakta yabancı istihbarat servisleri, yabancı devletler, uluslararası kuruluşlar, yabancı medya kuruluşları, sivil toplum örgütleri, üniversiteler ve kültürel yapılar aynı güvenlik çerçevesinin içine yerleştiriliyor.

Böylece somut casusluk eylemiyle sıradan uluslararası ilişki arasındaki sınır ortadan kaldırılıyor. Bir akademik konferans, bir röportaj, bir kültür etkinliği veya bir insan hakları raporu; güvenlik makamlarının yorumuna göre “yabancı yönlendirmesi” suçuna dönüştürülebiliyor.

Bu, hukuk devleti değil; yorum devletidir. Suçun sınırlarını kanun değil, güvenlik kurumlarının değerlendirmesi belirliyor.

Yabancı üniversiteyle işbirliği hapis tehdidi altında

Taslağın kamuoyuna yansıyan 5. maddesine göre İran İstihbarat Bakanlığı, her yıl işbirliği yapılmasına izin verilen yabancı üniversite, kuruluş ve kurumların listesini yayımlayacak.

Listede yer almayan yabancı üniversitelerle akademik işbirliği yapmak, burs almak, bilimsel sözleşme imzalamak, konferansa katılmak, araştırma yürütmek veya tıbbi ve arkeolojik numune göndermek hapis cezasına bağlanabilecek.

Bu hüküm, bilimi güvenlik bürokrasisinin iznine bağlamaktadır. İranlı bir bilim insanı, araştırmasının niteliğinden önce çalıştığı yabancı kurumun İstihbarat Bakanlığı listesinde bulunup bulunmadığına bakmak zorunda kalacaktır.

Rejim yetkilileri “Her yabancı üniversiteyle işbirliği suç sayılmayacak” diyerek kamuoyunu yatıştırmaya çalışıyor. Fakat metindeki “bakanlık listesinde bulunmayan kurumlarla işbirliği” ölçütü, bu açıklamadan çok daha geniştir.

İran’ın bilimsel geriliğini ve beyin göçünü durdurması gereken yönetim, akademik özgürlüğü daha da daraltarak kendi üniversitelerini dünyadan koparmaya hazırlanıyor.

Yabancı medyaya konuşmak “suç” sayılacak

Taslağın 6. maddesi, Amerikan, İsrail veya bu ülkeler tarafından finanse edildiği ileri sürülen medya kuruluşlarıyla röportaj yapmayı, programa katılmayı ya da herhangi bir iletişim kurmayı yasaklıyor.

Diğer yabancı medya kuruluşlarıyla görüşmek ise İstihbarat Bakanlığı’nın oluşturacağı sisteme önceden bildirim şartına bağlanıyor.

Taslağın 7. maddesi ise daha ağır bir denetim öngörüyor. Yabancı medyaya film, fotoğraf, ses, belge veya herhangi bir veri göndermek de suç sayılabilecek. Faaliyetin sözleşmeli olması, güvenliğe karşı amaç taşıdığı iddiası veya kriz döneminde gerçekleştirilmesi hâlinde ceza daha da ağırlaştırılabilecek.

Bu düzenlemenin hedefi yalnızca Amerikan medyası değildir. “Amerika tarafından finanse edilen medya” tanımı son derece geniştir. Hangi kuruluşun ne ölçüde ve hangi kanaldan finanse edildiğine karar verme yetkisi bağımsız bir mahkemeye değil, güvenlik bürokrasisinin hazırlayacağı listelere bırakılmaktadır.

İran rejimi gerçeklerin duyulmasından korkuyor. Çünkü içerideki medya susturulduğunda, dışarıdaki medya İran toplumunun dünyaya açılan tek penceresi hâline geliyor. Rejim şimdi o pencereyi de kapatmak istiyor.

Sivil toplumun bağımsızlığı ortadan kaldırılacak

Taslağın 4. maddesi, derneklerin, sivil toplum kuruluşlarının, meslek örgütlerinin ve siyasi partilerin yabancı elçiliklerden veya yabancı kurumlardan para, sözleşme, eğitim desteği ya da herhangi bir mali yardım almasını yasaklıyor.

İzin makamı ise bağımsız bir denetim kurumu değil; Dışişleri, İstihbarat ve İçişleri bakanlıkları ile Devrim Muhafızları İstihbarat Teşkilatı temsilcilerinden oluşacak bir güvenlik kurulu.

İhlal hâlinde derneğin feshi, yöneticilerin beş ila on beş yıl süreyle sosyal ve kültürel faaliyetlerden men edilmesi, hapis ve alınan miktara denk para cezası öngörülüyor.

Şeffaflık ve mali denetim başka şeydir; güvenlik izni ve örgüt feshi başka şeydir. İran rejiminin amacı yabancı kaynakları denetlemek değil, bağımsız örgütlenmeyi ortadan kaldırmaktır.

Çünkü bağımsız dernek, bağımsız kadın örgütü, bağımsız çevre platformu ve bağımsız kültür kuruluşu; rejimin denetleyemediği her alan için potansiyel tehdit olarak görülüyor.

Sanatçıya “ülkeyi kara gösterme” suçlaması

Taslağın 14. maddesi, film, dizi, belgesel, tiyatro, müzik ve kitap üretimini doğrudan güvenlik alanına taşıyor.

Bir eser dinî hükümleri sorguluyorsa, İran’ı “kara” gösteriyorsa, rejime karşı olduğu düşünülüyorsa veya “İslam karşıtı kültürü” yaydığı ileri sürülüyorsa; eserin yazarı, yapımcısı ve yönetmeni ömür boyu sanat üretiminden men edilebilecek.

Buradaki en tehlikeli kavram “İran’ı kara gösterme” ifadesidir. Yoksulluğu anlatan bir film, kadınlara yönelik baskıyı konu alan bir belgesel, ana dil yasağını işleyen bir kitap veya siyasi tutuklamaları eleştiren bir tiyatro oyunu, güvenlik makamlarının yorumuna göre “ülkenin imajına zarar verme” suçuna dönüştürülebilir.

Bu düzenleme sanatın değil, rejimin propaganda hakkının korunmasıdır.

İran yönetimi artık yalnızca sanatçının ne söylediğine değil, toplumun hangi gerçeği görmesine izin verileceğine karar vermek istiyor.

Eğitim kursları ve kültürel atölyeler de hedefte

Taslak metin, yabancı kuruluşların etkisi altında düzenlendiği iddia edilen yüz yüze veya çevrim içi kursları, eğitimleri ve atölyeleri de suç kapsamına alıyor.

Organizatörlere “beşinci derece hapis”, katılımcılara ise organizatörlerin amacını bildikleri takdirde “altıncı derece hapis” öngörülüyor.

Burada sosyal medyada yayılan “5 ila 10 yıl hapis” bilgisi de doğru aktarılmıyor. İran Ceza Kanunu’na göre beşinci derece hapis, iki yıldan fazla ve beş yıla kadar hapistir. Beş ila on yıl arasındaki ceza dördüncü derece hapse karşılık gelir.

Fakat cezanın süresindeki bu hata, tasarının özündeki tehlikeyi değiştirmiyor. Çünkü İran rejimi; insan hakları, kadın hakları, çevre, ana dil, kültür, medya ve demokrasi alanındaki eğitimleri güvenlik soruşturmasına açıyor.

Dünyanın her yerinde eğitim bilgi üretir. İran’da ise bağımsız bilgi üretimi “yabancı nüfuz” olarak damgalanıyor.

Siyasi düşünceye 30 yıla kadar hapis tehdidi

Taslağın en ağır maddesi, İran devlet kurumlarına sunulan siyasi, hukuki veya idari önerileri hedef alıyor.

Yabancıların yönlendirmesi altında verildiği ileri sürülen bir önerinin ülkenin güvenliğine, bağımsızlığına, millî birliğine, kamu bütçesine veya rejimin temel çıkarlarına zarar verdiği düşünülürse ağır hapis cezaları gündeme geliyor.

Zararın “onarılması mümkün olmayan” nitelikte olduğu ileri sürülürse 30 yıla kadar hapis cezası verilebilecek.

Bu madde, siyasi düşünceyi suç alanına taşıyor. Bir ekonomik reform önerisi, seçim sistemine yönelik eleştiri, merkeziyetçi yapıya itiraz, etnik ve kültürel hak talebi veya devlet modeline ilişkin alternatif bir görüş; yabancı etkisi iddiasıyla soruşturulabilir.

Böyle bir düzenlemenin amacı halkı korumak değil, halkın düşünmesini cezalandırmaktır.

Güney Azerbaycan açısından alarm zilleri çalıyor

Tasarı metninde Güney Azerbaycan Türklerinin adı açıkça geçmiyor. Fakat bu durum tehlikenin bulunmadığı anlamına gelmez.

Güney Azerbaycan’daki Türk aktivistler, gazeteciler, araştırmacılar ve kültür insanları Türkiye, Azerbaycan ve dünyanın farklı ülkelerindeki medya kuruluşları, insan hakları örgütleri, kültür çevreleri ve diaspora kuruluşlarıyla iletişim kuruyor.

Ana dil, Türk kimliği, siyasi tutuklular, çevre sorunları, kültürel haklar ve insan hakları ihlalleri konusunda dış dünyaya bilgi aktaran herkes, bu tasarıdaki geniş kavramlarla hedef hâline getirilebilir.

Bir aktivistin yabancı medyaya röportaj vermesi, bir tutuklunun durumunu uluslararası kuruluşa bildirmesi, Türk dili üzerine dışarıdaki bir kurumla çalışma yürütmesi veya kültürel etkinlik düzenlemesi “yabancı yönlendirmesi” suçlamasına konu olabilir.

İran rejimi etnik ve kültürel talepleri yıllardır güvenlik meselesi olarak görüyor. Bu tasarı yasalaşırsa, Güney Azerbaycan Türklerinin kimlik, dil ve kültür mücadelesi üzerindeki baskı yalnızca siyasi değil; akademik, kültürel, medya ve hukuki bir boyut da kazanacaktır.

Bu nedenle mesele sıradan bir yasa tasarısı değildir. Bu, Güney Azerbaycan’ın sesini dış dünyaya taşıyan bütün kanalları kontrol altına alma girişimidir.

Sonuç: Rejim casusu değil, bağımsız toplumu arıyor

İran’ın yabancı istihbarat faaliyetleriyle mücadele etme hakkı vardır. Ancak casuslukla mücadele etmek için akademisyeni, gazeteciyi, sanatçıyı, dernek yöneticisini ve siyasi düşünce sahibini aynı güvenlik torbasına koymak hukuk değil, baskıdır.

İran Meclisi’nin önündeki tasarı; somut suçları açıkça tanımlayan bir güvenlik düzenlemesi olmaktan çıkıp, rejimin hoşlanmadığı her ilişkiyi ve her düşünceyi cezalandırabilecek bir korku metnine dönüşmektedir.

Bugün “yabancı üniversiteyle işbirliği” suç sayılmak isteniyor. Yarın yabancı bir gazeteciyle konuşmak, bir gün sonra uluslararası bir kuruluşa rapor göndermek, daha sonra kendi ülkesindeki adaletsizliği anlatan bir film yapmak suç kabul edilebilir.

İran rejimi topluma şunu dayatıyor:

Dış dünyayla konuşmayacaksın.
Bağımsız araştırma yapmayacaksın.
Eleştirel sanat üretmeyeceksin.
Dernek kurmayacaksın.
Yabancı medyaya gerçekleri anlatmayacaksın.
Rejimin politikalarını sorgulamayacaksın.

Bu, devlet güvenliği değildir. Bu, rejimin toplum üzerindeki korku hâkimiyetini kanunlaştırma çabasıdır.

İran Meclisi bu tasarıyı mevcut hâliyle yasalaştırırsa ülke; üniversiteleriyle dünyadan, medyasıyla gerçeklerden, kültürüyle toplumdan ve siyasetiyle halktan daha da kopacaktır.

Ve Güney Azerbaycan Türkleri açısından mesaj açıktır: Tahran, yalnızca siyasi muhalefetten değil; Türk kimliğinin, ana dil mücadelesinin ve bağımsız sesin sınırları aşmasından korkuyor.

HARAYHABER ile dünyaya Güney Azerbaycan gözüyle bakıyoruz.

Kaynak doğrulama notu: İran Meclisi’nin yalnızca tasarının genel çerçevesini kabul ettiği; ayrıntıların henüz kesinleşmediği, ILNA, Meclis Medya Merkezi, Mizan ve Mehr kaynakları esas alınmıştır.

Yazar

  • Mesut HARAY

    Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.


HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Mesut HARAY adlı kullanıcının avatarı

By Mesut HARAY

Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.

Bir Cevap Yazın

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin