Araştırmacı, Gazeteci: Mesut HARAY
Son günlerde yanlış haritaları defalarca TV programlarında ve haber sitemizde eleştirel biçimde gündeme getirdim. Buna rağmen bugün, 2004 yılında yayımlanmış bir kitabın kapağı yeniden karşıma çıkınca adeta irkildim. Üstelik bu kitap, yakından tanıdığım bir yazar olan Dr. Gülara Yenisey’e ait. Henüz kitabın tamamını okumadan, sadece kapağındaki görsel bile başlı başına bir tartışma ve eleştiri konusu olmaya yetiyor.
Bu mesele sıradan bir grafik tercihi değildir. Bir kitabın kapağı, yazarın ve yayınevinin zihniyet dünyasının en kısa ve en çarpıcı özetidir. Okuyucuya daha ilk anda bir bakış açısı sunar, hatta çoğu zaman farkında olmadan bir yönlendirme yapar. Bu nedenle kapağa yerleştirilen harita, basit bir tasarım unsuru değil; ideolojik bir çerçevedir.
Söz konusu kapakta kullanılan harita, tarihsel ve coğrafi gerçeklikten kopuk, manipülasyona açık ve son derece problemli bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Özellikle Güney Azerbaycan coğrafyasının, farklı etnopolitik projelerin alanı gibi sunulması; bu toprakların kimliğini bulanıklaştıran, hatta kasıtlı olarak dönüştüren bir dil üretmektedir.
Daha da vahimi, bu tür haritalarda belirli bölgelerin üzerine “Kürdistan” gibi ideolojik ve tartışmalı kavramların yerleştirilmesidir. Bu, akademik bir analiz değil; açıkça bir politik pozisyon üretimidir. Çünkü ortada ne uluslararası hukukta tanınmış bir gerçeklik vardır ne de tarihsel bir mutabakat. Buna rağmen böyle bir sunum yapmak, sahadaki terör örgütlerinin ve ayrılıkçı yapıların hayalini meşrulaştırmak anlamına gelir.
Bugün bölgede yaşanan süreci iyi okumak gerekir. Önce haritalar çizilir. Ardından bu haritalar akademik çalışmalar ve kitaplar aracılığıyla dolaşıma sokulur. Daha sonra medya ve yayın organları üzerinden normalleştirilir. Ve en sonunda, toplumun zihninde “zaten böyleydi” algısı oluşturulur. İşte tam da bu yüzden, bir kitap kapağı asla masum değildir.
Bu tür görseller, sadece bir coğrafyayı değil; bir milletin hafızasını hedef alır. Türk yurtlarının sınırlarını bulanıklaştırmak, isimlerini değiştirmek ve kimliğini tartışmaya açmak; doğrudan doğruya zihinsel bir işgal girişimidir. Bu nedenle meseleye sadece “yanlış çizilmiş bir harita” olarak bakmak, son derece yüzeysel bir yaklaşım olur.
Buradan açıkça ifade ediyorum: Türk toprakları, masa başında çizilen ideolojik haritalarla kimseye devredilemez. Güney Azerbaycan, hiçbir etnopolitik mühendisliğin deney sahası değildir. Akademik görünüm altında yürütülen bu tür yönlendirmeler, en az sahadaki fiili girişimler kadar tehlikelidir.
Sessizlik bu noktada tarafsızlık değil, kabuldür. Eğer bu tür haritalara karşı açık ve net bir duruş sergilenmezse, yarın bu görseller ders kitaplarında, uluslararası raporlarda ve siyasi belgelerde karşımıza çıkar. Ve o zaman itiraz etmek çok daha zor hale gelir.
Sonuç olarak; bu mesele bir kitap kapağı meselesi değildir. Bu mesele, bir zihniyet ve gelecek meselesidir. Ya bu tür dayatmalara alışacağız ya da bunlara karşı güçlü bir entelektüel ve stratejik duruş sergileyeceğiz.
Bizim duruşumuz nettir:
Türk kimliği, Türk toprağı ve Türk hafızası — hiçbir şartta, hiçbir gerekçeyle tartışmaya açılmaz.
HARAYHABER
Dünyaya Güney Azerbaycan Gözüyle Bakıyoruz
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
