İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’nun son mesajı, yüzeyde “demokrasi”, “birlikte yaşama”, “eşit haklar” ve “ortak gelecek” gibi kavramları öne çıkarıyor. İlk bakışta bu dil, baskı altındaki halklar arasında yeni bir siyasi uzlaşma arayışı gibi sunuluyor. Ancak metnin omurgası, kullanılan kavramlar, tarihsel göndermeler, seçilen semboller ve aynı çevrelerden gelen paralel açıklamalar birlikte okunduğunda, ortada yalnızca bir iyi niyet çağrısı değil; aynı zamanda ciddi bir jeopolitik mücadele alanı bulunduğu açıkça görülüyor.
Bu nedenle mesele, basit bir bildiri değerlendirmesi değildir. Mesele; Güney Azerbaycan Türklerinin tarihsel coğrafyası, Kürt siyasi hareketlerinin stratejik yönelimi, İran sonrası düzenin nasıl şekilleneceği ve iki milletin birbirine karşı mı, yoksa yan yana mı duracağı sorusudur.
Bu yazı, bir düşmanlık metni değildir. Aynı şekilde saf bir uzlaşma romantizmi de değildir. Bu, sert ama yapıcı; uyarıcı ama yol gösterici; tarih hafızasına dayanan ama geleceği hedefleyen bir siyasi manifesto olarak okunmalıdır.
1. Meselenin özü: Sorun halklar değil, siyasi yönelimlerdir
Her şeyden önce şu ayrımı net biçimde yapmak gerekir:
Türklerle Kürtler arasındaki temel sorun, iki halkın bir arada yaşama kapasitesinden doğmamaktadır. Asıl sorun, bazı Kürt siyasi yapılarının coğrafyayı tarif etme biçimi, silahlı örgüt mantığını meşrulaştırma çabası ve “ortaklık” dilini çoğu zaman stratejik genişleme hedeflerinin örtüsü olarak kullanmasıdır.
Bu yüzden eleştiri Kürt halkına değil, şu anlayışadır:
- Demokrasiden söz ederken silahlı baskıyı meşru gören anlayışa,
- Eşitlikten bahsederken sembollerinde yayılmacı haritalar taşıyan anlayışa,
- Dostluk çağrısı yaparken aynı anda “uygun anı bekleyen” askeri zihniyete,
- Ortak yaşam derken tarihi Türk şehirlerini tartışmalı alan gibi gösteren siyasi dile.
Sorunun adı budur. Ve bu mesele açık konuşulmadıkça ne gerçek bir kardeşlik kurulabilir ne de ortak mücadele zemini oluşabilir.
2. Bildirinin dili ile siyasi pratik arasındaki çelişki
Koalisyonun mesajında öne çıkan başlıca kavramlar şunlardır:
- Demokratik gelecek
- Halkların milli hakları
- Yerel yönetim
- Ortak yaşam
- Karşılıklı saygı
- Dostluk anlaşmasının ruhu
- İş birliği ve dayanışma
Ancak bu kavramların inandırıcı olabilmesi için siyasi pratiğin de aynı doğrultuda olması gerekir. Sorun tam da burada başlıyor.
Çünkü aynı yapıların farklı mecralarda verdiği mesajlar, tek sesli ve net bir barış iradesinden çok, çift hatlı bir siyaseti düşündürmektedir. Bir tarafta Azerbaycan Türklerine yönelik yumuşak ve uzlaşmacı bir dil kurulurken, diğer tarafta uluslararası çevrelere veya kendi tabanlarına verilen mesajlarda “siyasi ve askeri hazırlık”, “uygun zamanı bekleme”, “sahadaki boşluğu doldurma” gibi ifadeler öne çıkmaktadır.
Bu durumda doğal olarak şu soru sorulur:
Gerçek amaç, halklar arasında güven inşa etmek midir; yoksa geçici bir meşruiyet zemini kurarak ileride daha iddialı hamlelere alan açmak mıdır?
Bu soru haksız bir şüphe değildir. Çünkü Ortadoğu’da pek çok kez “ortak savunma”, “demokratik özerklik”, “halk iradesi” gibi kavramların, zaman içinde fiili hakimiyet alanları kurmanın siyasal önsözü haline geldiği görülmüştür.
Dolayısıyla Güney Azerbaycan Türklerinin bu metni yalnızca sözcükler üzerinden değil, niyet, sembol, saha pratiği ve tarihsel hafıza üzerinden okuması son derece meşrudur.
3. Asıl düğüm: Toprağın tanımı meselesi
Türk-Kürt geriliminin merkezinde yalnızca kültürel haklar meselesi yoktur. Esas düğüm, toprağın kime ait olduğu değil, toprağın nasıl tanımlandığıdır.
Bu çok önemli bir ayrımdır.
Çünkü birçok tartışmada mesele sanki yalnızca “Kürtlerin kültürel hakları” ya da “Türklerin tepkisi” gibi sunuluyor. Oysa asıl kriz, bazı çevrelerin Batı Azerbaycan’daki şehirleri tarihsel, siyasi ve simgesel olarak “Kürdistan” başlığı altında tarif etmeye çalışmasından doğmaktadır.
İşte kırılma burada yaşanıyor.
Türk tarafı için Urmiye, Sulduz, Salmas, Hoy, Miyandoab, Tekab ve bölgedeki birçok şehir, tarihi Azerbaycan coğrafyasının parçalarıdır. Bu aidiyet yalnızca modern idari sınırlardan ibaret değildir; dil, şehir hayatı, toplumsal hafıza, arşiv kayıtları ve siyasal tecrübe ile sabittir.
Buna karşılık bazı Kürt siyasi çevreleri, nüfusun belli bölümlerde karışık olmasını veya belirli ilçelerde Kürt nüfusun varlığını, bütün bölgenin “ortak yurt” ya da daha ileri söylemlerle “Kürdistan toprağı” biçiminde tanımlanmasının gerekçesi gibi sunmaktadır.
İşte bu yaklaşım çatışmanın ana kaynağıdır.
Çünkü bir halkın yaşadığı yer ile o yerin tarihsel-siyasi aidiyeti aynı şey değildir. Bir bölgede bir topluluğun yaşaması, o bölgenin bütünüyle o topluluğun milli toprağı olduğu sonucunu doğurmaz.
Aksi halde Ortadoğu’daki neredeyse bütün karışık nüfuslu bölgeler sonsuz bir etnik paylaşım savaşının konusu haline gelir.
4. Batı Azerbaycan’da gerçekçi yaklaşım: Demografi inkar edilmez, tarih de silinmez
Sağlıklı bir siyasi zemin için iki hakikatin aynı anda kabul edilmesi gerekir:
Birincisi, Batı Azerbaycan’da Kürt nüfus vardır ve bu nüfusun kültürel, dilsel, sosyal ve siyasal hakları güvence altında olmalıdır.
İkincisi, Batı Azerbaycan’ın tarihi-coğrafi omurgası Azerbaycan’dır ve bu gerçek, siyasi mühendislikle ters yüz edilemez.
Demografiyi inkar etmek nasıl yanlışsa, tarihi coğrafyayı silmek de aynı ölçüde yanlıştır.
Bu yüzden çözüm şu iki aşırı uçta değildir:
- Ne “orada Kürt yokmuş” gibi davranmak doğrudur,
- Ne de “orada Kürt var, öyleyse orası Kürdistan’dır” demek meşrudur.
Doğru yaklaşım şudur:
Batı Azerbaycan, Güney Azerbaycan Türk siyasi coğrafyasının parçasıdır; burada yaşayan Kürtler ise bu coğrafyanın onurlu, hak sahibi sakinleridir.
Bu çerçeve kurulmadan yapılacak her “ortaklık” çağrısı, içi boş bir diplomatik metin olmaktan ileri gidemez.
5. Tarihsel hafıza neden bu kadar belirleyici?
Bazı siyasi çevreler, Türk toplumunun kaygılarını abartılı milliyetçilik olarak göstermeye çalışıyor. Oysa bu kaygıların kaynağı soyut bir kurgu değil, canlı tarih hafızasıdır.
Batı Azerbaycan halkı için saldırı, kuşatma, silahlı baskı, demografik korku ve siyasi sızma, teorik konular değildir. Bunlar aile hikayelerinde yaşayan olaylardır.
Şeyh Ubeydullah hareketi, Simko dönemi, Urmiye ve çevresinde yaşanan saldırılar, Salmas ve diğer bölgelerdeki trajediler, 1979 sonrası silahlı örgüt faaliyetleri, halk hafızasında “eskide kalmış” hadiseler olarak yaşamaz. Bunlar, siyasetin zemini üzerindeki tarihsel izlerdir.
Bu nedenle Türk toplumu, bildirilerdeki her kelimeyi bir tarih filtresinden geçirerek okumaktadır.
Bunu anlamayan hiçbir siyasi aktör bölgede güven inşa edemez.
Çünkü tarih sadece geçmişe ait değildir; bölgede hangi söze güvenileceğini, hangi sembolden korkulacağını, hangi çağrının tuzak sayılacağını da tarih belirler.
6. Semboller masum değildir: “Büyük Kürdistan” haritası bir detay değil, niyettir
Bir siyasi hareketin gerçek zihniyeti bazen bildirilerde değil, taşıdığı sembollerde görünür.
Bugün bazı Kürt siyasi çevrelerinin liderlerinde, sosyal medya hesaplarında, görsellerinde ve propaganda alanlarında görülen “Büyük Kürdistan” haritası tam da böyle bir simgedir.
Bu harita sadece kültürel bir aidiyet ifadesi değildir. Aynı zamanda Türkiye, İran, Irak ve Suriye toprakları üzerinde tarihsel ve siyasal bir tasavvur anlamına gelir. Yani komşu halkların coğrafyası üzerinde ideolojik hak iddiası taşıyan bir işarettir.
Bu sembol göğüste taşınırken “iyi komşuluk” söylemi inandırıcılığını kaybeder.
Bu yüzden samimiyet testi çok basittir:
Eğer gerçekten Türklerle kalıcı, onurlu ve eşit bir ilişki kurulmak isteniyorsa, önce çatışma üreten haritalar, işaretler, sloganlar ve yayılmacı semboller terk edilmelidir.
Sözle barış, sembolle yayılmacılık aynı anda yürütülemez.
7. 1945-1946 referansı: Dostluk anlaşmasının ruhu neydi, ne değildi?
Koalisyonun mesajında 1945-1946 dönemine ve Kürdistan Cumhuriyeti ile Azerbaycan Milli Hükümeti arasındaki dostluk anlaşmasının “ruhuna” yapılan vurgu dikkat çekicidir.
Ancak bu tarihi referans seçmeci biçimde okunamaz.
Eğer gerçekten o dönemin ruhuna atıf yapılacaksa, şu gerçekler de dürüstçe kabul edilmelidir:
- O dönemde Azerbaycan Milli Hükümeti bölgenin asli siyasi çatısıydı.
- Mahabad merkezli Kürt yönetimi, Azerbaycan coğrafyası içinde şekillenen özel bir yerel düzendi.
- Türkçe, siyasi ve idari iletişimde fiilen merkezi bir rol oynuyordu.
- O dönemin pratikleri, Batı Azerbaycan’daki tamamen Türk şehirlerine yayılan Kürt siyasi iddiasını değil; belli sınırlar içinde bir yerel yönetim anlayışını işaret ediyordu.
Dolayısıyla o dönemin anlaşmasını referans verip, bugünkü yaygın “Kürdistan” tanımlarını meşrulaştırmaya çalışmak tarihi çarpıtmaktır.
Gerçekten dostluk anlaşmasının ruhuna sadık kalınacaksa, önce bugünkü maksimalist toprak dili terk edilmelidir.
8. İran sonrası düzen meselesi: Asıl stratejik soru budur
Bugünkü tartışmanın en kritik boyutu, aslında İran sonrası düzene ilişkindir.
Çünkü mevcut rejim zayıfladıkça ya da çöktükçe şu soru kaçınılmaz biçimde önümüze gelecektir:
Bu coğrafyada yeni siyasi düzen nasıl kurulacak?
İşte bütün gerilim burada düğümlenmektedir.
Bazı Kürt siyasi çevreleri, bu boşluk anını hem uluslararası destekle hem silahlı ağlarla hem de “demokratik ortaklık” diliyle yönetmek istemektedir. Amaç, ortaya çıkacak otorite boşluğunu kendi lehlerine stratejik bir avantaja çevirmektir.
Türk tarafının yapması gereken şey ise duygusal tepkilerle değil, açık bir siyasi doktrinle hareket etmektir.
Bu doktrinin temel ilkeleri şunlar olmalıdır:
- Güney Azerbaycan’ın tarihsel coğrafi bütünlüğü korunacaktır.
- Bölgede yaşayan Kürtlerin bütün insani, kültürel, dilsel ve siyasi hakları güvence altına alınacaktır.
- Hiçbir silahlı yapı, halk hakları adına fiili hakimiyet alanı kuramayacaktır.
- Yerel yönetim ilkesi, etnik işgal aracına dönüştürülemeyecektir.
- Eşit vatandaşlık ile milli coğrafyanın bütünlüğü aynı anda savunulacaktır.
Bu çerçeve kurulmazsa, İran sonrası dönem yeni bir özgürleşme süreci değil, yeni bir iç çatışma alanı haline gelebilir.
9. Gerçekçi çözüm modeli: İki halk, karşılıklı hak, net sınırlar
Türk-Kürt ilişkilerinde sağlıklı bir gelecek, romantik sloganlarla değil, açık ilkelerle kurulabilir.
Bunun için en makul model şudur:
Batı Azerbaycan ve genel Güney Azerbaycan coğrafyasında yaşayan Kürtler, gelecekte oluşacak Güney Azerbaycan Türk siyasi yapısının eşit vatandaşları olarak kabul edilmelidir. Aynı şekilde Kürt siyasi coğrafyasında yaşayan Türkler de bulundukları bölgelerde tam hak sahibi vatandaş olarak tanınmalıdır.
Bu yaklaşımın özü şudur:
- İnsan haklarında eşitlik
- Kültürel haklarda güvence
- Anadilde eğitim imkanında adalet
- Yerel yönetimde temsilde denge
- Coğrafi aidiyette açıklık
- Siyasi sadakatte karşılıklılık
Yani mesele şu olmalıdır:
Kürtler Batı Azerbaycan’da onurlu ve güvenceli bir hayat sürecek, Türkler de Kürt bölgelerinde aynı güvenceye sahip olacaktır. Ama hiçbir taraf diğerinin tarihsel coğrafyasını siyasi genişleme alanı gibi görmeyecektir.
İşte barışın tek gerçek zemini budur.
10. Türkler ile Kürtler niçin birbirine karşı değil, yan yana durmalıdır?
Bölgedeki iki büyük gerçeklik şudur:
Birincisi, İran’daki merkezi yapı tarih boyunca hem Türkleri hem Kürtleri kendi çıkarı doğrultusunda yönetmeye, denetlemeye ve gerektiğinde birbirine karşı kullanmaya çalışmıştır.
İkincisi, Türkler ile Kürtler birbirleriyle uzun süreli yıpratıcı bir çatışmaya girerse bundan en çok merkezi güçler, dış müdahale odakları ve vekalet savaşlarını besleyen yapılar faydalanacaktır.
Bu nedenle stratejik akıl şunu emreder:
Türkler ve Kürtler, birbirlerinin boğazına sarılarak değil; açık ilkeler temelinde yan yana durarak geleceği kurmalıdır.
Ama burada “yan yana durmak” demek, her iddiaya sessiz kalmak değildir.
Tam tersine, gerçek iş birliği ancak sınırlar, haklar, semboller ve siyasi niyetler netleştirildiğinde mümkündür.
Kardeşlik, belirsizlikten değil; açıklıktan doğar.
11. Bölgesel boyut: Türkiye, Irak, Suriye ve Azerbaycan denklemi
Batı Azerbaycan meselesi yalnızca yerel bir etnik çekişme değildir. Bu mesele, bölgesel güvenlik mimarisiyle doğrudan bağlantılıdır.
Çünkü bu coğrafyada atılacak her adım şu başlıkları etkiler:
- Türkiye’nin sınır güvenliği
- Irak Kürdistanı’nın iç dengeleri
- Suriye’nin kuzeyinde oluşan örneklerin İran sahasına taşınması
- Azerbaycan dünyasının jeopolitik bütünlüğü
- İran’ın parçalanma veya yeniden yapılanma senaryoları
Bu yüzden bazı Kürt yapıların Batı Azerbaycan’a dönük her siyasi hamlesi, sadece yerel bir hak talebi olarak değil, daha geniş bir bölgesel koridor stratejisinin parçası olarak da okunmaktadır.
Irak merkezi yönetiminin, Kürt grupların İran’a karşı savaşa dahil olmaması yönündeki baskısı da bu yüzden tesadüf değildir. Bölgedeki bütün aktörler biliyor ki, Batı Azerbaycan’da çıkacak bir silahlı kırılma, yalnızca İran iç meselesi olarak kalmaz. Çok kısa sürede çok katmanlı bir jeopolitik krize dönüşür.
Dolayısıyla bugün Kürt siyasi yapılarına yapılacak en net uyarı şudur:
Batı Azerbaycan üzerinden yeni bir askeri-siyasi alan açma girişimi, sadece Türklerle ilişkileri bozmaz; bölgenin tamamını ateşe atar.
12. Türk toplumuna düşen görev: Duygusal tepki değil, siyasal olgunluk
Bu süreçte Türk tarafının da dikkat etmesi gereken önemli noktalar vardır.
Her sert tepki stratejik değildir. Her öfke, faydalı sonuç doğurmaz. Türk siyasi bilincinin bugün ihtiyacı olan şey yalnızca haklı olmak değil; haklılığını kurumsal akla, ortak dile ve siyasi programa dönüştürmektir.
Türk toplumunun önüne koyması gereken ana başlıklar şunlardır:
- Batı Azerbaycan’ın tarihsel aidiyetini bilimsel ve arşiv temelli biçimde savunmak
- Kürt halkı ile silahlı-yayılmacı siyasi yapıları birbirinden ayırmak
- Eşit vatandaşlık ilkesini güçlü biçimde savunmak
- Uluslararası alanda “Türkler dışlayıcıdır” propagandasını boşa düşürmek
- Kendi iç birliğini güçlendirmek
- Sadece tepki veren değil, düzen kuran siyasi dil üretmek
Aksi halde Türk tarafı haklı olsa bile, stratejik üstünlüğü kaybedebilir.
13. Kürt siyasi yapılarına açık çağrı: Samimiyet testi buradadır
Eğer gerçekten Türklerle tarihsel bir uzlaşma isteniyorsa, bunun şartları açıktır.
Kürt siyasi yapıları:
- Batı Azerbaycan’a dönük örtülü veya açık toprak dilini bırakmalıdır.
- “Büyük Kürdistan” gibi bölgesel kriz üreten sembollerden vazgeçmelidir.
- Silahlı fırsatçılığı değil, açık siyasi müzakereyi esas almalıdır.
- Kürt halkının haklarını savunurken Türklerin tarihsel coğrafyasına saygı duymalıdır.
- Dostluk anlaşmalarını referans veriyorsa, o anlaşmaların sınırlayıcı ruhuna da sadık kalmalıdır.
- Türklerle ilişkiyi taktik araç olarak değil, stratejik komşuluk zemini olarak görmelidir.
Bunlar yapılmadığı sürece verilen her dostluk mesajı, Türk kamuoyunda doğal olarak ihtiyatla ve kuşkuyla karşılanacaktır.
14. Sonuç: Tarih iki yolu da önümüze koyuyor
Bugün Türklerle Kürtlerin önünde iki yol vardır.
Birinci yol, tarihsel iddiaları silahlı siyasetin yakıtına dönüştüren, sınırları belirsiz bırakan, sembollerle gerginliği büyüten, halkları birbirine karşı iten yoldur. Bu yolun sonu yıkımdır. Bu yol, sonunda herkesi zayıflatır; ama en çok da yanlış hesap yapanı.
İkinci yol ise nettir:
Hakların karşılıklı tanındığı, tarihi coğrafyaya saygı duyulan, nüfus gerçekliğinin inkar edilmediği, iki halkın birbirini boğmak yerine merkezi despotizmin karşısında omuz omuza durduğu yoldur.
Bizim savunduğumuz çizgi budur.
Kürt halkı düşman değildir.
Batı Azerbaycan’da yaşayan Kürtler bu toprağın yabancısı değildir.
Ama hiçbir siyasi hareket, dostluk dili altında tarihsel Azerbaycan coğrafyası üzerinde stratejik hak iddiası kuramaz.
Barış istiyorsanız, önce sınırı tanıyın.
Kardeşlik istiyorsanız, önce hafızaya saygı duyun.
İttifak istiyorsanız, önce niyetinizi sembollerinizle de doğrulayın.
Aksi halde tarih bir kez daha aynı hükmü verecektir:
Bu coğrafyada Türk halkının iradesini küçümseyen, onun hafızasını hafife alan ve onun yurdunu tartışmalı alan gibi gören her siyasal hesap, eninde sonunda kaybetmiştir. Bundan sonra da kaybedecektir.
Ama iki millet, birbirinin hakkını tanıyarak ve birbirinin toprağına göz dikmeden yan yana durursa, o zaman yalnız rejimler değil, yüzyıllık baskı düzenleri de çöker.
Araştırmacı, Gazeteci, Yazar: Mesut HARAY
چهارراه سرنوشت دو ملت: هشداری آشکار به ساختارهای سیاسی کرد و ترسیم نقشهای راهبردی برای روابط ترک و کرد
پیام اخیر ائتلاف احزاب سیاسی کردستان ایران، در نگاه نخست مفاهیمی چون «دموکراسی»، «همزیستی»، «حقوق برابر» و «آینده مشترک» را برجسته میسازد. این زبان میکوشد خود را به مثابه فراخوانی برای سازشی نوین میان مردمانی که زیر فشار زندگی میکنند، جلوه دهد. اما اگر به ساختار متن، مفاهیم بهکاررفته، ارجاعات تاریخی، نمادهای برگزیده، و اظهارات موازی از همان محافل توجه کنیم، روشن میشود که با چیزی فراتر از یک بیانیه خوشنیتانه روبهروییم؛ اینجا عرصهای جدی برای منازعهای ژئوپلیتیک نیز هست.
از این رو، مسئله ارزیابی صرف یک بیانیه نیست. مسئله به جغرافیای تاریخی ترکهای آذربایجان جنوبی، جهتگیری راهبردی جنبشهای سیاسی کرد، چگونگی شکلگیری نظم پس از ایران، و این پرسش بنیادین بازمیگردد که این دو ملت در برابر یکدیگر خواهند ایستاد یا در کنار هم.
این نوشته نه از سر خصومت است و نه رمانتیسمی سطحی درباره سازش. این متنی است که باید چون مانیفستی سیاسی خوانده شود؛ سخت اما سازنده، هشداردهنده اما راهنما، متکی بر حافظه تاریخی اما آیندهنگر.
۱. اصل مسئله: مشکل با مردم نیست، با جهتگیریهای سیاسی است
پیش از هر چیز باید این تمایز را با قاطعیت ترسیم کرد:
تنش میان ترکها و کردها ریشه در ناتوانی دو ملت برای همزیستی ندارد. ریشه اصلی به شیوهای بازمیگردد که برخی ساختارهای سیاسی کرد جغرافیا را تعریف میکنند، به دنبال مشروعیتبخشی به منطق مسلحانه هستند، و زبان «اشتراک» را اغلب به پوششی برای اهداف توسعهطلبانه راهبردی بدل میسازند.
نقد ما متوجه مردم کرد نیست، بلکه متوجه این ذهنیتهاست:
• ذهنیتی که در عین دفاع از دموکراسی، فشار مسلحانه را موجه میداند.
• ذهنیتی که از برابری سخن میگوید اما نمادهایش نقشههای توسعهطلبانه را در خود حمل میکند.
• ذهنیتی که همزمان با دعوت به دوستی، در انتظار «لحظه مناسب» برای کنش نظامی است.
• ذهنیتی که از زیست مشترک میگوید اما شهرهای تاریخی ترک را عرصهای مناقشهآمیز قلمداد میکند.
مسئله این است. و تا وقتی این مسئله با صراحت طرح نشود، نه برادری واقعی شکل خواهد گرفت و نه زمینهای برای مبارزه مشترک پدید خواهد آمد.
۲. تضاد میان زبان بیانیه و کنش سیاسی
مفاهیم اصلی بیانیه ائتلاف عبارتاند از:
• آینده دموکراتیک
• حقوق ملی مردمان
• مدیریت محلی
• زیست مشترک
• احترام متقابل
• روح پیمان دوستی
• همکاری و همبستگی
اما برای باورپذیری این مفاهیم، باید کنش سیاسی نیز در همین راستا باشد. مشکل از همین جا آغاز میشود. زیرا پیامهای همان ساختارها در عرصههای دیگر، بهجای ارادهای واحد برای صلح، نشاندهنده سیاستی دوگانه است: از یک سو زبانی نرم و سازشکارانه با ترکهای آذربایجان، و از سوی دیگر در محافل بینالمللی یا برای پایگاه خود، تأکید بر «آمادگی سیاسی و نظامی»، «انتظار برای زمان مناسب»، و «پر کردن خلأ میدانی».
اینجاست که این پرسش طبیعی مطرح میشود:
آیا هدف واقعی، اعتمادسازی میان مردمان است، یا با ایجاد یک زمینه مشروعیت موقت، گشودن فضا برای گامهای بلندپروازانهتر در آینده؟
این پرسش شکی بیجا نیست. خاورمیانه بارها شاهد بوده که مفاهیمی چون «دفاع مشترک»، «خودمختاری دموکراتیک» و «اراده مردم» در طول زمان به مقدمهای برای ایجاد حوزههای نفوذ بالفعل تبدیل شدهاند. پس برای ترکهای آذربایجان جنوبی این حق محفوظ است که متن را نه فقط بر پایه واژهها، که بر پایه نیت، نماد، عملکرد میدانی و حافظه تاریخی قرائت کنند.
۳. گره اصلی: مسئله تعریف سرزمین
در قلب تنش ترک و کرد، نه فقط مسئله حقوق فرهنگی، بلکه مسئله چگونگی تعریف سرزمین نهفته است. این تمایز بسیار حیاتی است. زیرا بسیاری از بحثها چنان طرح میشوند که گویی تنها «حقوق فرهنگی کردها» یا «واکنش ترکها» مطرح است. اما بحران اصلی از جایی سرچشمه میگیرد که برخی محافل میکوشند شهرهای آذربایجان غربی را در چارچوب «کردستان» بازتعریف کنند.
از اینجاست که شکاف آشکار میشود. برای ترکها، ارومیه، سولدوز، سلماس، خوی، میاندوآب، تکاب و دیگر شهرها، اجزای جداییناپذیر جغرافیای تاریخی آذربایجاناند. این تعلق نه فقط بر مرزهای اداری امروز، که بر زبان، زندگی شهری، حافظه جمعی، اسناد تاریخی و تجربه سیاسی استوار است.
در مقابل، برخی محافل سیاسی کرد، از ترکیب جمعیتی یا حضور کردها در برخی مناطق بهره میگیرند تا تمام منطقه را «وطن مشترک» یا «سرزمین کردستان» بخوانند. این رویکرد، همان منبع اصلی مناقشه است. حضور یک جمعیت در یک منطقه، به معنای تعلق تمامعیار آن منطقه به عنوان سرزمین ملی آن جمعیت نیست. اگر چنین منطقی حاکم شود، تقریباً همه مناطق مختلط خاورمیانه به میدان نزاعی بیپایان بر سر تقسیمات قومی تبدیل خواهند شد.
۴. رویکردی واقعبینانه به آذربایجان غربی: انکار جمعیت و محو تاریخ، هر دو خطاست
برای دستیابی به زمینهای سالم در سیاست، باید دو حقیقت را همزمان پذیرفت:
نخست، در آذربایجان غربی جمعیت کرد زندگی میکند و حقوق فرهنگی، زبانی، اجتماعی و سیاسی آنان باید تضمین شود.
دوم، ستون فقرات تاریخی و جغرافیایی آذربایجان غربی، آذربایجان است و این واقعیت را نمیتوان با مهندسی سیاسی دگرگون ساخت.
همانقدر که انکار جمعیت خطاست، محو جغرافیای تاریخی نیز به همان اندازه خطا است.
پس راهحل در این دو افراط نیست:
• نه آنکه رفتار کنیم گویی «کردی در آنجا نیست» (که خطاست)
• و نه آنکه بگوییم «کرد هست، پس آنجا کردستان است» (که موجه نیست)
رویکرد درست این است:
آذربایجان غربی بخشی از جغرافیای سیاسی ترکهای آذربایجان جنوبی است، و کردهای این منطقه ساکنانی باکرامت و صاحبحق در این سرزمیناند.
تا این چارچوب پذیرفته نشود، هر فراخوان «اشتراک» فراتر از یک متن توخالی و دیپلماتیک نخواهد بود.
۵. چرا حافظه تاریخی تا این اندازه سرنوشتساز است؟
برخی محافل میکوشند نگرانیهای جامعه ترک را بهعنوان ملیگرایی افراطی تفسیر کنند. اما ریشه این نگرانیها نه در کابوسهای خیالی، که در حافظه زنده تاریخی است. برای مردم آذربایجان غربی، حمله، محاصره، فشار مسلحانه، ترس از دگرگونی جمعیتی و نفوذ سیاسی، مفاهیمی انتزاعی نیستند. اینها وقایعیاند که در داستانهای خانوادگی زندهاند.
جنبش شیخ عبیدالله، دوران سیمکو، حملات به ارومیه و پیرامون آن، تراژدیهای سلماس و دیگر مناطق، و فعالیتهای سازمانهای مسلح پس از ۱۹۷۹، در حافظه جمعی بهعنوان «گذشته دور» ثبت نشدهاند. اینها ردپای تاریخ بر پیکر سیاست امروزند.
از این رو، جامعه ترک هر کلمه در بیانیهها را از صافی تاریخ میگذراند. هیچ بازیگر سیاسی که این را درک نکند، نمیتواند در منطقه اعتمادسازی کند. زیرا تاریخ فقط به گذشته تعلق ندارد؛ تاریخ تعیین میکند در این سرزمین به کدام سخن میتوان باور کرد، از کدام نماد باید هراسید، و کدام فراخوان را باید دام دانست.
۶. نمادها بیگناه نیستند: نقشه «کردستان بزرگ» نه یک جزییات، که اعلام نیت است
ذهنیت واقعی یک جنبش سیاسی گاه نه در بیانیهها، که در نمادهایی آشکار میشود که برمیگزیند. نقشه «کردستان بزرگ» که امروز در دستگیری رهبران، در شبکههای اجتماعی، در تصاویر و عرصههای تبلیغاتی برخی محافل کرد دیده میشود، نمونهای بارز از این نمادهاست.
این نقشه فقط بیانگر تعلق فرهنگی نیست. این نقشه تصوری تاریخی و سیاسی از سرزمینهای ترکیه، ایران، عراق و سوریه را در خود حمل میکند؛ یعنی نشانهای که ادعایی ایدئولوژیک بر جغرافیای همسایگان دارد. وقتی این نقشه بر سینه زینت شود، سخن از «همسایگی خوب» باوری از دست میدهد.
پس آزمون صداقت بسیار ساده است:
اگر واقعاً خواهان رابطهای پایدار، باکرامت و برابر با ترکها هستیم، باید نخست نقشهها، نشانهها، شعارها و نمادهای توسعهطلبانه را کنار بگذاریم. صلح با زبان و توسعهطلبی با نماد، همزمان پیش نمیرود.
۷. ارجاع به ۱۹۴۵-۱۹۴۶: روح پیمان دوستی چه بود و چه نبود؟
در پیام ائتلاف، بر دوره ۱۹۴۵-۱۹۴۶ و «روح» پیمان دوستی میان جمهوری کردستان و دولت ملی آذربایجان تأکید شده است. اما این ارجاع تاریخی را نمیتوان گزینشی خواند.
اگر واقعاً به روح آن دوره ارجاع میدهیم، باید این واقعیات را نیز صادقانه بپذیریم:
• در آن روزگار، دولت ملی آذربایجان چارچوب اصلی سیاسی منطقه بود.
• مدیریت کردی با مرکزیت مهاباد، نظمی محلی و ویژه بود که در دل جغرافیای آذربایجان شکل گرفته بود.
• زبان ترکی در ارتباطات سیاسی و اداری، نقشی محوری داشت.
• رویههای آن دوره، نه به معنای ادعای کردها بر شهرهای کاملاً ترکنشین آذربایجان غربی، بلکه به معنای درکی از مدیریت محلی در چارچوبی مشخص بود.
پس ارجاع به آن پیمان و تلاش برای مشروعیتبخشی به تعاریف گسترده امروزی از «کردستان»، تحریف تاریخ است. اگر به روح پیمان دوستی وفاداریم، باید نخست از زبان حداکثری درباره سرزمین دست برداریم.
۸. مسئله نظم پس از ایران: پرسش اصلی راهبردی
جدیترین بُعد بحث کنونی، به نظم پس از ایران بازمیگردد. با تضعیف یا فروپاشی رژیم موجود، این پرسش ناگزیر پیش خواهد آمد: نظم سیاسی جدید در این جغرافیا چگونه برقرار خواهد شد؟
همه تنشها در همین نقطه گره میخورند. برخی محافل کرد میخواهند این لحظه خلأ را با حمایت بینالمللی، شبکههای مسلحانه، و زبان «اشتراک دموکراتیک» مدیریت کنند و خلأ قدرت را به سود خود تبدیل نمایند.
وظیفه طرف ترکی نیز واکنش عاطفی نیست، بلکه کنش بر پایه دکترینی روشن است. اصول این دکترین باید چنین باشند:
• یکپارچگی تاریخی-جغرافیایی آذربایجان جنوبی حفظ شود.
• تمام حقوق انسانی، فرهنگی، زبانی و سیاسی کردهای منطقه تضمین گردد.
• هیچ ساختار مسلحانهای نتواند به نام حقوق مردم، حوزه نفوذ بالفعل ایجاد کند.
• مدیریت محلی به ابزاری برای اشغال قومی بدل نشود.
• شهروندی برابر همراه با یکپارچگی جغرافیای ملی دفاع شود.
اگر این چارچوب استوار نگردد، دوره پس از ایران نه به رهایی، که به مناقشات داخلی تازهای دامن خواهد زد.
۹. الگویی واقعبینانه برای راهحل: دو ملت، حقوق متقابل، مرزهای روشن
آیندهای سالم در روابط ترک و کرد نه با شعارهای رمانتیک، که با اصولی شفاف بنا میشود. مناسبترین الگو چنین است:
کردهای آذربایجان غربی و بهطور کلی جغرافیای آذربایجان جنوبی، باید شهروندانی برابر در ساختار سیاسی آینده ترکهای آذربایجان جنوبی باشند. همچنین ترکهای ساکن در مناطق کردنشین نیز باید در آن مناطق از حقوق کامل شهروندی برخوردار گردند.
این رویکرد بر این پایهها استوار است:
• برابری در حقوق بشر
• تضمین حقوق فرهنگی
• عدالت در آموزش به زبان مادری
• نمایش متوازن در مدیریت محلی
• شفافیت در تعلق جغرافیایی
• وفاداری سیاسی متقابل
یعنی: کردها در آذربایجان غربی زندگی باکرامت و تضمینشده داشته باشند، ترکها نیز در مناطق کردی از همین تضمینها برخوردار شوند، اما هیچیک، جغرافیای تاریخی دیگری را عرصه توسعه سیاسی خود نبیند. این تنها زمینه واقعی صلح است.
۱۰. چرا ترکها و کردها باید در کنار هم بایستند، نه در برابر هم؟
دو واقعیت بزرگ در منطقه وجود دارد:
نخست، ساختار مرکزی ایران در طول تاریخ کوشیده هم ترکها و هم کردها را به سود خود مهار و گاه علیه یکدیگر به کار گیرد.
دوم، اگر ترکها و کردها درگیر مناقشهای بلندمدت و فرسایشی شوند، بیشترین سود را قدرتهای مرکزی، نیروهای مداخلهگر خارجی و حامیان جنگهای نیابتی خواهند برد.
پس خرد راهبردی حکم میکند: ترکها و کردها آینده را نه با گلاویز شدن، که با ایستادن در کنار هم بر پایه اصولی روشن بسازند.
اما «ایستادن در کنار هم» به معنای سکوت در برابر هر ادعایی نیست. برعکس، همکاری واقعی وقتی ممکن است که مرزها، حقوق، نمادها و نیات سیاسی شفاف شوند. برادری از ابهام زاده نمیشود، از شفافیت زاده میشود.
۱۱. بُعد منطقهای: معادله ترکیه، عراق، سوریه و جمهوری آذربایجان
مسئله آذربایجان غربی فقط یک مناقشه قومی محلی نیست. این مسئله با معماری امنیتی منطقه پیوندی مستقیم دارد. هر گامی در این جغرافیا بر این موضوعات اثر میگذارد:
• امنیت مرزی ترکیه
• موازنههای داخلی کردستان عراق
• انتقال الگوهای شمال سوریه به ایران
• یکپارچگی ژئوپلیتیک جهان آذربایجان
• سناریوهای تجزیه یا بازسازی ایران
پس هر اقدام سیاسی برخی ساختارهای کرد در قبال آذربایجان غربی، نه فقط یک مطالبه محلی، که بخشی از راهبردی گستردهتر برای کریدوری منطقهای تلقی میشود. فشار دولت مرکزی عراق بر گروههای کرد برای پرهیز از درگیری با ایران نیز از همین روست. همه میدانند که یک شکاف مسلحانه در آذربایجان غربی به زودی به بحرانی ژئوپلیتیک چندلایه تبدیل خواهد شد.
پس روشنترین هشدار به ساختارهای سیاسی کرد این است: گشودن جبههای نظامی-سیاسی تازه از طریق آذربایجان غربی، نه تنها روابط با ترکها را تباه میسازد، که همه منطقه را به آتش میکشد.
۱۲. وظیفه جامعه ترک: نه واکنش عاطفی، که بلوغ سیاسی
در این میان، نکاتی هست که طرف ترکی نیز باید به آنها توجه کند.
هر واکنش تندی راهبردی نیست. هر خشمی نتیجه سودمند ندارد. آنچه امروز وجدان سیاسی ترک بدان نیاز دارد، تنها حقبهجانب بودن نیست، بلکه توانایی تبدیل این حقانگاری به خرد نهادی، زبان مشترک و برنامه سیاسی است.
جامعه ترک باید این اولویتها را پیش رو نهد:
• دفاع از تعلق تاریخی آذربایجان غربی بر پایه علمی و اسنادی
• تفکیک مردم کرد از ساختارهای مسلحانه و توسعهطلب
• دفاع قاطع از اصل شهروندی برابر
• خنثیسازی تبلیغات بینالمللی «طردگرایی ترکها»
• تقویت وحدت درونی
• تولید زبانی سیاسی که نه صرفاً واکنشی، که نظمآفرین باشد
در غیر اینصورت، حتی اگر طرف ترکی حق داشته باشد، ممکن است برتری راهبردی را از دست بدهد.
۱۳. فراخوانی آشکار به ساختارهای سیاسی کرد: اینجا آزمون صداقت است
اگر واقعاً خواهان سازش تاریخی با ترکها هستیم، شرایط آن روشن است.
ساختارهای سیاسی کرد باید:
• از زبان خاکطلبانه (آشکار یا پنهان) درباره آذربایجان غربی دست بردارند.
• از نمادهای بحرانآفرین مانند «کردستان بزرگ» چشم بپوشند.
• به جای فرصتطلبی مسلحانه، مذاکره سیاسی را مبنای کار خود سازند.
• در دفاع از حقوق مردم کرد، به جغرافیای تاریخی ترکها احترام بگذارند.
• اگر به پیمانهای دوستی ارجاع میدهند، به روح محدودکننده آن پیمانها نیز وفادار بمانند.
• به رابطه با ترکها نه به عنوان ابزاری تاکتیکی، که به عنوان بستری برای همسایگی راهبردی بنگرند.
تا این اقدامات انجام نشود، هر پیام دوستی در افکار عمومی ترک با احتیاط و تردید طبیعی روبهرو خواهد شد.
۱۴.نتیجهگیری: تاریخ دو راه پیش رو نهاده است
امروز ترکها و کردها با دو راه مواجهاند:
راه نخست: ادعاهای تاریخی به سوخت سیاست مسلحانه تبدیل میشود، مرزها بیتعریف میمانند، نمادها تنش را شعلهور میسازند، و ملتها علیه یکدیگر برانگیخته میشوند. پایان این راه ویرانی است. این راه همه را تضعیف میکند، اما بیش از همه آن را که محاسبهاش خطا بوده است.
راه دوم اما روشن است:
راهی که در آن حقوق متقابل به رسمیت شناخته میشود، به جغرافیای تاریخی احترام گذاشته میشود، واقعیت جمعیتی انکار نمیگردد، و دو ملت به جای خفه کردن یکدیگر، در برابر استبداد مرکزی شانه به شانه هم میایستند.
ما از این راه دوم دفاع میکنیم.
مردم کرد دشمن نیستند.
کردهای آذربایجان غربی در این سرزمین بیگانه نیستند.
اما هیچ جنبش سیاسی حق ندارد در لفافه دوستی، بر جغرافیای تاریخی آذربایجان ادعای راهبردی داشته باشد.
اگر صلح میخواهید، نخست مرز را به رسمیت بشناسید.
اگر برادری میخواهید، نخست به حافظه احترام بگذارید.
اگر ائتلاف میخواهید، نخست نیت خود را با نمادهایتان نیز تأیید کنید.
در غیر این صورت، تاریخ یک بار دیگر همان حکم را صادر خواهد کرد:
هر محاسبه سیاسی که اراده ملت ترک را در این جغرافیا ناچیز شمارد، خاطرهاش را سبک گیرد و سرزمینش را عرصهای مناقشهآمیز پندارد، سرانجام بازنده بوده است و بازنده خواهد ماند.
اما اگر دو ملت، با به رسمیت شناختن حقوق یکدیگر و بدون چشمداشتن به خاک هم، در کنار هم بایستند، آنگاه نه تنها رژیمها، که نظامهای سدهها سرکوب نیز فرو خواهند پاشید.
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
