İran’da rejim içi bir toplantıya ait olduğu belirtilen ve kamuoyuna sızdırılan ses kaydı, devlet yetkililerinin halk protestolarına yaklaşımını çıplak bir itirafla gözler önüne serdi. Söz konusu kayıtta konuşan Ahmed Gadirî Ebyane, İran İslam Cumhuriyeti’nin protestocuları sokakta öldürmesinin, onları tek tek yargılayıp idam etmekten “daha düşük maliyetli” olduğunu savunuyor; hatta “fırsat varken daha fazla kişinin öldürülmemesinden” duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor.
Ses kaydında, rejimin sokak infazlarını bilinçli bir stratejik tercih olarak değerlendirdiği, kitlesel öldürmelerin uluslararası kamuoyu nezdinde tekil idamlara kıyasla daha az baskı ürettiği açıkça ifade ediliyor. Konuşmada, bugün hayatını kaybedenlerin sayısının 3 bin 500’ün üzerinde olduğu belirtilirken, bu rakamın 4 bin ya da 5 bin seviyesine çıkmış olması halinde rejimin elinin bugün çok daha rahat olacağı açıkça dile getiriliyor. Konuşmacı, daha yüksek sayıda sokak infazının, uluslararası baskı ve insan hakları dosyaları açısından rejim için “daha az sorunlu” olacağını savunarak, geçmişte bu yönde daha kapsamlı bir katliam gerçekleştirilmemesini açık bir eksiklik olarak değerlendiriyor.
Kaydı daha da sarsıcı kılan unsur ise konuşmacının kimliği. Ahmed Gadirî Ebyane, İran rejiminin eski Avustralya ve Meksika büyükelçisi Muhammed Hasan Gadirî Ebyane’nin oğlu. Bu durum, sözlerin münferit bir radikal görüş değil, rejim elitleri içinde dolaşan bir zihniyetin yansıması olduğu endişesini güçlendiriyor.
İnsan Hakları Perspektifi
Bu sızdırılmış kayıt, İran’da yaşananların “orantısız güç kullanımı” ya da “kontrolden çıkan güvenlik refleksi” değil; hesaplanmış, planlı ve maliyet analizine dayalı bir devlet politikası olduğunu gösteriyor. İnsan hayatının “dosya sayısı”, “uluslararası baskı” ve “siyasi maliyet” başlıkları altında tartışılması, rejimin insan hakları hukukunu bütünüyle reddettiğinin açık kanıtıdır.
Uluslararası insan hakları hukuku açısından bu ifadeler, yargısız infaz, insanlığa karşı suç ve devlet eliyle kitlesel şiddet iddialarını güçlendiren doğrudan delil niteliği taşımaktadır. Özellikle “daha fazla öldürülmeliydi” yaklaşımı, yalnızca geçmişte işlenen suçların itirafı değil, gelecekte benzer ihlallerin meşrulaştırılmaya çalışıldığını da ortaya koymaktadır.
Bu kayıt, Birleşmiş Milletler mekanizmaları, Uluslararası Ceza Mahkemesi ve evrensel yargı yetkisi bulunan ulusal mahkemeler için kritik bir uyarı niteliğindedir: İran’da yaşananlar bireysel aşırılıklar değil, kurumsallaşmış bir şiddet aklının ürünüdür. Sessizlik, bu aklın daha da pervasızlaşmasına zemin hazırlayacaktır.
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
