HABER–ANALİZ
İran İslam Cumhuriyeti’nin Güney Azerbaycan başta olmak üzere ülke genelinde uyguladığı baskı ve şiddet politikaları, son gelen tanıklıklarla birlikte yeni bir eşiğe işaret ediyor. İran rejiminin kontrolü altında yaşayan Güney Azerbaycan Türklerinden alınan ve doğrudan sahadaki durumu yansıtan bir mesaj, yaşananların münferit bir güvenlik müdahalesi değil, sistematik bir sindirme stratejisi olduğunu gözler önüne seriyor.
Mesajda yer alan ifadeler, rejim güçlerinin sokakta toplanan sivillere karşı ölümcül güç kullandığını, yaralı ya da gözaltına alınan kişilerin dahi infaz edildiğine dair ağır iddialar içeriyor. Tanıklıkta, protestolara katılanların sokakta vurulduğu, yaralıların gözaltına alınırken öldürüldüğü ve hatta vahşetin fiziksel işkence boyutuna ulaştığı öne sürülüyor.
Bu iddialar, bağımsız kaynaklarca doğrulanmaya muhtaç olmakla birlikte, İran rejiminin geçmiş pratiği dikkate alındığında, inkâr edilemeyecek bir sürekliliğe işaret ediyor.
REJİMİN “GÜVENLİK” DİLİ, HALKIN GERÇEĞİ
İran yönetimi her kriz anında aynı söyleme sarılıyor: “kamu düzeni”, “ulusal güvenlik” ve “dış mihraklar.” Ancak sahadan gelen bilgiler, bu söylemin arkasında çıplak devlet şiddeti olduğunu gösteriyor. Sokakta silahsız sivillere karşı kullanılan güç, artık bastırma değil; gözdağı verme amacını taşıyor.
Güney Azerbaycan’da yaşananlar, İran rejiminin yalnızca muhalefeti değil, bizzat toplumu cezalandıran bir anlayışla hareket ettiğini ortaya koyuyor. Bu, klasik bir otoriter refleksin ötesinde, korkunun kurumsallaştırılmasıdır.
GÜNEY AZERBAYCAN: ÇİFTE BASKININ MERKEZİ
Güney Azerbaycan Türkleri, İran’da yalnızca siyasal baskıya değil; aynı zamanda kimlik, dil ve kültür temelinde sistematik ayrımcılığa maruz bırakılıyor. Rejim için Güney Azerbaycan, hem potansiyel bir itiraz merkezi hem de kontrol altında tutulması gereken stratejik bir coğrafya.
Bu nedenle şiddetin dozu burada tesadüfî değil, bilinçli ve hedeflidir. Sokakta kurşun, gözaltında infaz iddiaları; rejimin “itaat etmeyenin yaşam hakkı yoktur” mesajını topluma açıkça verdiğini göstermektedir.
ULUSLARARASI SESSİZLİK VE CEZASIZLIK
İran rejiminin bu denli pervasız davranabilmesinin temel nedenlerinden biri, uluslararası cezasızlık zırhıdır. Daha önceki protestolarda yaşanan katliamlar, sınırlı tepkiler dışında ciddi bir yaptırımla karşılaşmadı. Bu sessizlik, rejime yeni şiddet dalgaları için cesaret verdi.
Bugün Güney Azerbaycan’dan gelen bu tanıklıklar, yalnızca İran’ın iç meselesi değil; uluslararası insan hakları sisteminin de iflasını gösteren bir tabloyu ortaya koyuyor.
BU BİR GÜVENLİK OPERASYONU DEĞİL, DEVLET TERÖRÜ İDDİASIDIR

Sahadan gelen mesajın son cümlesi çarpıcıdır: “Bu menfur rejim, yeryüzündeki bütün teröristlerin yüzünü ak etti.”
Bu ifade bir slogan değil; çaresizlik içinden yükselen bir teşhistir.
Eğer bir devlet, sokağa çıkan sivilleri vuruyor, yaralıları gözaltında öldürüyor ve vahşet iddialarıyla anılıyorsa; burada artık güvenlikten değil, devlet eliyle yürütülen bir korku rejiminden söz edilir.
Güney Azerbaycan’da yaşananlar, İran rejiminin krizi yönetemediğini; yalnızca şiddetle ertelediğini bir kez daha göstermektedir. Ve her ertelenen kriz, daha ağır bir toplumsal kırılmanın habercisidir.
Araştırmacı, Gazeteci: Mesut HARAY
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
