İran’ın Geleceği Üzerinde Dolaşan Amerikan Dili
HARAYHABER | Haber-Analiz
Donald Trump, İran’daki protestolarda öldürülen sivillere ilişkin yöneltilen soruya verdiği yanıtla, Tahran rejiminin yıllardır tekrarladığı “önce göstericiler ateş etti” tezini Washington ağzıyla yeniden dolaşıma soktu.
Peki Trump, İran’daki milletler için özgürlük taşıyan bir aktör mü; yoksa kanın aktığı yerde bekleyip sonucu kollayan bir siyasi akbaba mı?
Özgürlük Söylemi mi, Rejim Dili mi?
Trump’a CBS News röportajında sorulan soru açıktı:
“Siyah plastik torbalarda taşınan cesetleri gördünüz mü?”
Bu soru, bir diplomatik manevra değil, doğrudan ahlaki ve siyasi bir sınamadır.
Ancak Trump’ın verdiği yanıt, bu sınamayı geçmekten uzaktır.
Trump, İran İslam Cumhuriyeti’nin resmi anlatısını birebir tekrar ederek, protestolarda yaşanan ölümleri şu çerçeveye oturttu:
“Önce protestocular ateş etti, rejim güçleri karşılık verdi.”
Bu ifade yalnızca gerçeği çarpıtmak değildir.
Bu ifade, rejimin suç dosyasını temize çekmeye yönelik bir dil transferidir.
Çünkü sahada olanlar nettir:
- Göstericiler silahsızdı.
- Güvenlik güçleri doğrudan hedef gözeterek ateş açtı.
- Uluslararası insan hakları raporları, sivil ölümlerini açık biçimde belgeledi.
Buna rağmen Trump, katliamın değil, rejimin dilini konuşmayı tercih etmiştir.
Trump Bir Kurtarıcı mı, Sonucu Bekleyen Bir Akbaba mı?
Trump yıllardır İran dosyasında aynı çizgide duruyor:
- Rejimle açık bir kopuş yok
- Katliamla yüzleşme yok
- Sorumluluk alma yok
Bu tablo bizi kaçınılmaz bir soruyla baş başa bırakıyor:
Trump, İran’daki halklar için gökyüzünde özgürlük taşıyan bir kuş mu,
yoksa yerde akan kanın etrafında dolaşıp, düzenin ne zaman çökeceğini bekleyen bir akbaba mı?
Akbabalar saldırmaz.
Akbabalar kurtarmaz.
Akbabalar yalnızca ölümü bekler.
Trump’ın dili de tam olarak bunu yapmaktadır:
Katliamı durdurmak yerine, onu “anlaşılabilir”, “kaçınılmaz” ve hatta “karşılıklı” göstermektedir.
Bu, özgürlük dili değildir.
Bu, sonuç bekleyen bir güç dilidir.
“Savaş” ve “Kayıp” Söylemi: Katliamın Hukuki Zırhı
Trump’ın kullandığı bu çerçeve tesadüfi değildir.
Aynı dil, Rıza Pehlevi’nin protestoları “savaş”, öldürülen sivilleri ise “kayıp” olarak tanımlamasında da karşımıza çıkmaktadır.
Burada mesele kişiler değil, kelimelerdir.
Çünkü kelimeler, öldürmenin hukuki zeminini kurar.
Eğer:
- Ortada bir “savaş” varsa,
- Protestocular bir “taraf” olarak sunuluyorsa,
- Rejim güçleri “karşılık veren meşru aktör” olarak gösteriliyorsa,
o zaman:
- Sokakta vurulan siviller “meşru hedef”,
- Hapishanelerde idam edilen gençler “hukuken cezalandırılmış muharip” haline gelir.
Bu söylem, yalnızca politik değil; doğrudan ölümcül hukuki sonuçlar üretmektedir.
Herkes Hamenei’nin Kurduğu Sahada Oynuyor
Bugün gelinen noktada acı gerçek şudur:
Trump da, Pehlevi de, Batılı başkentler de — bilerek ya da bilmeyerek — Hamenei’nin kurduğu dil sahasında oyun oynamaktadır.
Bu saha şu kabuller üzerine inşa edilmiştir:
- Protesto = Harb (Savaş)
- Protestocu = Muharip
- Devlet şiddeti = Meşru savunma
Bu çerçeve kabul edildiği anda:
- Sokakta işlenen cinayetler,
- Hapishanelerdeki idamlar,
- Kaybolan gençler
“olağan savaş kaybı”na dönüştürülür.
Ve işte tam bu noktada şu soru tekrar anlam kazanır:
Trump, İran’daki milletler için özgürlük kuşu mu,
yoksa kanın üzerinde daireler çizen bir akbaba mı?
Bu sorunun yanıtı, artık söylemde değil;
hangi dili meşrulaştırdığı gerçeğinde gizlidir.
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
