Ankara Tarihi Bir Yol Ayrımında
HARAYHABER – Stratejik Analiz
Araştırmacı, Gazeteci: MESUT HARAY
Ortadoğu bir kez daha sert bir kırılma eşiğinde. İran yalnızca ekonomik yaptırımlarla değil; içeriden, toplumsal ve etnik fay hatları üzerinden sarsılıyor. ABD–İsrail ekseni baskıyı artırırken, Washington’un İran’la ticaret yapan ülkelere yönelik %25’lik yeni tarife ve ikincil yaptırım hamlesi, Türkiye’yi doğrudan hedef alan yeni bir jeopolitik test niteliği taşıyor.
Bu noktada Ankara’nın önünde artık ertelenemez bir soru duruyor:
Türkiye, İran’ı ayakta tutmaya çalışan aktör mü olacak, yoksa İran sonrası dönemin kurucu gücü mü?
Bu soru bir diplomatik taktik değil; tarihsel bir yön tercihidir.
İran Çöküyor mu, Yoksa Kontrollü Olarak Dağıtılıyor mu?
İran’da yaşananlar sıradan bir ekonomik kriz değildir. Sokaklara yansıyan öfke;
- Rejim meşruiyetinin erimesi,
- Fars-Şii merkezli devlet yapısının çözülmesi,
- Etnik kimliklerin bastırılamaz biçimde siyaset sahnesine çıkması
sonucudur.
Bugün İran zaten fiilen düşük yoğunluklu bir kaos içindedir. “İran çökerse kaos olur” söylemi, gerçeği tersinden okumaktır. Kaos zaten vardır; yalnızca kontrol altında tutulmaya çalışılmaktadır.
Ve bu kontrol giderek zayıflamaktadır.
ABD’nin Yeni Hamlesi: İran’dan Çok Türkiye Hedefte
Washington’un İran’la ticaret yapan ülkelere karşı devreye soktuğu %25’lik tarife tehdidi, kâğıt üzerinde Tahran’a yönelik görünse de fiiliyatta Ankara’ya mesajdır.
Mesaj nettir:
“İran’la stratejik kader birliği yaparsan bedel ödersin.”
Bu tablo Türkiye’yi iki seçenek arasında bırakmaktadır:
- İran rejimini rahatlatan, Batı’yla yeni gerilimler üreten bir tampon ülke
- İran sonrası bölgesel mimaride söz sahibi olacak bir kurucu aktör
İlk seçenek kısa vadeli nefes aldırır; ikinci seçenek uzun vadeli güç üretir.
Görmezden Gelinen Gerçek: Güney Azerbaycan Türkleri
İran’ın geleceğinde kilit aktör kim?
Cevap açık: Güney Azerbaycan Türkleri.
Yaklaşık 40 milyonluk nüfuslarıyla;
- İran’ın en kalabalık topluluğu,
- En güçlü şehir ve ticaret ağlarına sahip kesimi,
- Protesto hareketlerinde en dinamik unsur
konumundalar.
Ancak Ankara bugüne kadar bu gerçeği yüksek sesle konuşmaktan kaçındı.
Bu sessizlik;
- İran rejimini rahatlatıyor,
- Türk dünyasında soru işaretleri doğuruyor,
- İran sonrası dönemde Türkiye’yi etkisizleştirme riski taşıyor.
Ankara Ne Yapacak?
Türkiye bugün üç yolun kesişiminde:
1️⃣ İran’ı Savunan Aktör Olmak
- Kısa vadeli sınır istikrarı
- Artan ABD ve Batı baskısı
- İran sonrası dönemde söz hakkı kaybı
2️⃣ Sessizce Bekleyen Aktör Olmak
- Risk almadan zaman kazanma
- Ancak süreci başkalarının şekillendirmesine izin verme
3️⃣ İran Sonrası Dönemi Kuran Aktör Olmak
- Güney Azerbaycan Türkleriyle stratejik bağların güçlendirilmesi
- Bakü–Tebriz–Ankara hattının jeopolitik eksen haline gelmesi
- Türk dünyasının bölgesel güç merkezine dönüşmesi
Gerçek güç, üçüncü seçenektedir.
Asıl Soru: Türkiye Kimi Temsil Ediyor?
Bu mesele yalnızca İran meselesi değildir.
Bu soru şudur:
Türkiye, çökmekte olan Fars-Şii bir rejimin mi, yoksa yükselen Türk dünyasının mı yanında duracaktır?
Bu tercih;
- Dış politikayı,
- Bölgesel liderliği,
- Tarihsel kimliği
doğrudan belirleyecektir.
Son Söz: Tarih Beklemez
Tarih boşluk tanımaz. Güçlü olanlar boşlukları doldurur.
Türkiye ya İran’ı ayakta tutmaya çalışan geciktirici bir aktör olarak anılacak,
ya da İran sonrası dönemin kurucu gücü olarak tarihe geçecektir.
Ortada gri alan kalmamıştır.
Karar anı gelmiştir.
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
