Trump’ın seçim hesabı, Netanyahu’nun riski ve Putin’in pazarlığı

HARAYHABER | Köşe Yazısı
Araştırmacı,Yazar: Mesut HARAY

İran’a yeni bir saldırı ihtimali, artık kapalı kapılar ardında konuşulan uzak bir senaryo değil. Washington ile Tel Aviv’de askerî seçeneklerin yeniden değerlendirildiğine ilişkin haberler var. Fakat ortada kesinleşmiş bir saldırı kararı da yok. Bugünkü tabloyu doğru okumak için bu iki gerçeği birlikte görmek gerekiyor: Savaş seçeneği masada; karar ise hâlâ siyasi hesapların gölgesinde.

Axios’un aktardığına göre Netanyahu ile Trump, İran’a karşı yeni bir operasyon ihtimalini görüştü. İsrail’in, İran’ın nükleer kapasitesini yeniden kurduğu yönündeki kaygıları gündeme getirdiği; askerî kuvvetlerin de olası bir karar için hazırlıklarını sürdürdüğü bildirildi. Beyaz Saray ise savaşın yeniden başlatılmasının görüşüldüğü iddiasını reddederek Trump’ın 3 Kasım’daki ara seçimlerden önce İran’a saldırmayacağını açıkladı. Bu çelişkili açıklamalar, saldırının kesinleştiğini değil; ihtimalin canlı tutulduğunu gösteriyor.

Netanyahu da İsrail’deki 27 Ekim seçimlerinden önce İran’a önleyici saldırı başlatmayı istemediğini söyledi. Ancak bu açıklama, askerî hazırlık haberlerini ortadan kaldırmıyor. Netanyahu için İran’a saldırı, “tehdit karşısında güçlü lider” görüntüsü yaratabilir. Fakat İran’ın misillemesi İsrail’i ağır bir karşılık döngüsüne sokarsa, seçim hesabı tersine döner. Saldırıyla siyasi puan kazanmak isteyen bir yönetim, savaşın bedelini halkına ve ülkesine ödetebilir. Bu nedenle Netanyahu’nun önündeki tercih basit değil: Saldırmamak zayıflık gibi gösterilebilir; saldırmak ise kontrol edilemeyen bir savaşı başlatabilir.

Trump’ın freni de ilkesel bir savaş karşıtlığından çok, zamanlama ve maliyet hesabına benziyor. ABD’de ara seçimler yaklaşırken yeni bir askerî tırmanma yakıt fiyatlarını yükseltebilir, seçmenin gündemini ekonomiden savaşa çevirebilir ve yönetimin “istikrar” iddiasını zayıflatabilir. Trump’ın seçimlerden önce saldırmayacağını söylemesi bu yüzden önemli; ama bunu kalıcı bir barış güvencesi gibi okumak yanlış olur. Seçim günü geçince askerî seçeneğin kendiliğinden ortadan kalkacağına dair bir işaret yok.

İşte tehlike burada başlıyor. Seçim takvimi savaşı durdurmuyor; yalnızca kararın ertelenmesine yol açabiliyor. Diplomasi sonuç vermez, nükleer faaliyetler hakkında yeni iddialar ortaya atılır ya da bölgede büyük bir saldırı yaşanırsa, bugün ertelenen karar yarın daha sert biçimde masaya gelebilir. Askerî hazırlık da bu süreçte hem caydırıcılık aracı hem müzakere baskısı olarak kullanılıyor. Fakat taraflardan biri, karşı tarafın geri adım atmayacağını düşündüğü anda bu baskı gerçek bir saldırıya dönüşebilir.

Rusya’nın rolü de basit bir “İran’ı terk ediyor” ya da “Tahran’ı sonuna kadar savunuyor” anlatısına sığmıyor. Putin, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’la görüşmesinde savaşı diplomatik yoldan bitirmek için çaba göstereceğini söyledi. Moskova’nın Tahran’a erişimi var; fakat bu erişim, Rusya’nın Washington’ı ikna edebileceği veya İsrail’i durdurabileceği anlamına gelmiyor. Putin’in asıl hesabı, İran üzerindeki nüfuzunu diplomatik ağırlığa çevirmek ve aynı anda ABD’yle yürüttüğü pazarlıklarda elini güçlendirmek olabilir.

Trump yönetiminin Rus dizeline yönelik kısıtlamaları gevşetmesi ve Moskova’yla enerji anlaşmasına varması, bu pazarlıkların somutlaştığını gösteriyor. Ukrayna yönetimi, Rusya’nın enerji gelirlerinin savaş kapasitesini besleyeceği gerekçesiyle bu adıma tepki gösterdi. Ancak eldeki bilgiler, Washington’ın Ukrayna’yı desteklememek karşılığında Rusya’nın İran’dan uzaklaşmayı kabul ettiğini kanıtlamıyor. Böyle bir gizli anlaşmayı olmuş bitmiş gibi sunmak gazetecilik olmaz. Söylenebilecek olan şudur: Ukrayna, enerji ve İran dosyaları aynı büyük pazarlık ortamında kesişiyor; fakat aralarında kurulmuş özel bir takasın kanıtı yok.

Moskova’nın çıkarı, Tahran’ı bütünüyle kaybetmeden Washington’la da pazarlık edebilmekte yatıyor. İran’a sınırlı diplomatik veya askerî destek vermek Rusya’nın bölgedeki etkisini artırabilir; ancak bu, Rusya’nın İran adına ABD ya da İsrail’le savaşa gireceği anlamına gelmez. Büyük güçler dostluk söylemini kullanır, fakat kararlarını çıkarlarına göre verir. Tahran, Rusya’yı güçlü bir müttefik olarak gösterebilir; yine de İran’ın güvenliğini Moskova’nın önceliklerine bağlamak stratejik bir kumardır. Reuters’ın aktardığı ABD istihbarat değerlendirmeleri Rusya ve Çin’in İran’a bazı destekler verdiğini öne sürerken Trump bu desteğe inanmadığını söyledi. Bu farklı açıklamalar, desteğin kapsamı konusunda temkinli konuşmayı gerektiriyor.

Yeni bir saldırının sonuçları da İran ve İsrail sınırlarında kalmayabilir. İran’ın karşılığı İsrail’i, Körfez’deki ABD varlığını, enerji altyapısını ve deniz taşımacılığını hedef alan daha geniş bir çatışmaya dönüşebilir. Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak yeni bir kriz, enerji fiyatlarını artırarak Trump’ın seçim öncesi ekonomik hesabını da vurur. Savaşın kısa süreceği varsayımı, bu nedenle güvenilir bir plan değil; siyasi karar alıcıların kendilerini rahatlatmak için başvurduğu tehlikeli bir temenni olabilir.

Bugün için “saldırı kesin” demek de “tehlike geçti” demek de doğru değil. Saldırı ihtimali masada, askerî hazırlık sürüyor, diplomasi ise sonuç üretmekte zorlanıyor. Trump seçim öncesinde frene basabilir; Netanyahu saldırı kararını erteleyebilir; Putin de arabulucu rolünü öne çıkarabilir. Fakat bu adımların hiçbiri krizin çözüldüğü anlamına gelmez. Taraflar aynı anda hem savaşın maliyetinden kaçınmaya hem de karşı tarafı geri adım atmaya zorlamaya çalışıyor. Yanlış hesap, provokasyon ya da başarısız bir müzakere bu dengeyi bir gecede bozabilir.

Asıl soru, İran’a yeni bir saldırının olup olmayacağından ibaret değil. Trump seçim hesabını ne kadar süreyle askerî kararın önünde tutacak? Netanyahu, seçim kazancı uğruna ülkesini yeni bir misilleme döngüsüne sürükleyecek mi? Putin İran’ı korumaya mı çalışıyor, yoksa Tahran’la ilişkisini Washington’la pazarlığında mı kullanıyor? Bu soruların yanıtı, yalnızca İran’ın değil; Ukrayna’nın, İsrail’in ve bütün bölgenin önümüzdeki dönemde hangi bedeli ödeyeceğini belirleyecek.


Kaynaklar:
Axios, 13 Ekim 2026; Reuters, 13 Ekim 2026; Associated Press, 10–12 Ekim 2026; Al-Monitor, Ekim 2026. www.axios.com

Yazar

  • Mesut HARAY

    Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.


HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Mesut HARAY adlı kullanıcının avatarı

By Mesut HARAY

Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.

Bir yanıt yazın

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin