Savaş söylemi büyüyor, geçim alanı daralıyor

HARAYHABER | Stratejik Araştırma–Analiz

İran yönetimi dış cephede direnç, güvenlik ve zafer dili kuruyor. Fakat ülke içinde milyonlarca insan için savaşın anlamı artık cephede değil; pazarda, hastanede, okulda ve boşalan mutfakta görülüyor.

Tahran askerî kapasitesini ve bölgesel nüfuzunu korumaya çalışırken İran’daki farklı halklar, aynı anda üç ağır yükün altında eziliyor: hayat pahalılığı, gelir kaybı ve geleceksizlik.

Bu nedenle İran’daki ekonomik kriz yalnızca bir enflasyon meselesi değildir. Kriz, devlet ile toplum arasındaki bağın zayıfladığı; eğitim, sağlık ve çalışma hayatının çözülmeye başladığı yapısal bir rejim krizine dönüşmektedir.

Riyal bir ayda yeni bir eşiği aştı

İran riyali 29 Eylül 2026’da dolar karşısında 2,5 milyon riyalin üzerine çıkarak yeni tarihî dip seviyeyi gördü. Bu rakam, İran’ın serbest piyasa koşullarındaki kurunu göstermektedir. İran’da kullanılan tümen hesabıyla 1 dolar yaklaşık 250 bin tümene denk gelmektedir. Çünkü 1 tümen 10 riyaldir.

Reuters’ın 1 Eylül tarihli haberinde doların 2 milyon riyal seviyesini geçtiği bildirilmişti. Eylül sonundaki 2,5 milyon riyal seviyesi, kısa süre içinde riyalin dolar karşısında en az yüzde 25 daha değer kaybettiğine işaret ediyor. Bu, yalnızca döviz piyasasındaki bir dalgalanma değil; insanların ücretlerinin, birikimlerinin ve satın alma gücünün hızla erimesidir.

Bu kur üzerinden yapılan basit hesap bile tablonun ağırlığını gösteriyor:

  • 10 milyon riyal yalnızca yaklaşık 4 dolara,
  • 100 milyon riyal yaklaşık 40 dolara,
  • 1 milyar riyal ise yaklaşık 400 dolara karşılık geliyor.

Bu hesap, bütün ücretlerin bu seviyede olduğu anlamına gelmez. Ancak riyalin nasıl bir değer kaybı yaşadığını ve maaşların neden birkaç gün içinde eriyebildiğini göstermesi açısından önemlidir.

İran Merkez Bankası Başkanı Abdolnaser Hemmati, ülkenin yeterli döviz rezervine sahip olduğunu ve piyasaya 2 milyar dolar aktarılabileceğini açıkladı. Tahran ekonomik çöküş iddialarını reddediyor. Fakat resmî açıklamalar ile sokaktaki fiyatlar arasındaki fark büyüyor. Temmuz ayında enflasyonun yüzde 66 seviyesine çıktığına ilişkin veriler, hükûmetin “ekonomi kontrol altında” tezini zayıflatıyor.

Sorun yalnızca kurun yükselmesi değildir. Asıl sorun, riyalin artık güvenilir bir değer ölçüsü olmaktan çıkmasıdır.

Savaşın faturası pazara kesiliyor

Reuters’ın 29 Eylül tarihli saha haberine göre İran’da insanlar artan gıda, kira ve ilaç fiyatları karşısında giderek daha fazla zorlanıyor. Özel sektörde iş kayıpları ve gelir düşüşleri yaygınlaşırken, birçok kişi siyasî gelişmeleri takip etmekten çok günlük ihtiyaçlarını karşılamaya odaklanıyor.

Bu durum Tahran yönetimi açısından iki yönlü bir sonuç doğuruyor.

Birinci olarak, geçim sıkıntısı genişledikçe toplumun devlete yönelik öfkesi artıyor. İkinci olarak ise insanlar ekonomik hayatta kalma mücadelesine sıkıştığı için aynı öfke hemen kitlesel bir siyasî harekete dönüşmeyebiliyor.

Bu nedenle bugün İran’da sessizlik, memnuniyet anlamına gelmemektedir. Sessizlik; yorgunluk, korku, geçim zorunluluğu ve örgütlenme imkânlarının daralmasıyla da açıklanabilir.

Tahran dış tehditleri ve savaş koşullarını ekonomik sorunların temel nedeni olarak gösteriyor. Elbette yaptırımlar, deniz ablukası ve savaşın maliyeti İran ekonomisini ağır biçimde etkiliyor. Ancak bütün faturayı dış güçlere kesmek, içerideki yapısal sorunları ortadan kaldırmıyor.

İran ekonomisinin kronik problemleri açıktır:

  • Devrim Muhafızları ve devlet bağlantılı kurumların ekonomideki ağırlığı,
  • çoklu ve karmaşık döviz sistemi,
  • yolsuzluk ve kaynak israfı,
  • düşük verimlilik,
  • genç işsizliği,
  • kamu hizmetlerinde bütçe yetersizliği,
  • askerî ve bölgesel harcamaların sosyal ihtiyaçların önüne geçmesi.

Dolayısıyla bugünkü çöküş, yalnızca savaşın sonucu değildir. Savaş, yıllardır biriken yapısal arızaları görünür ve dayanılmaz hâle getirmiştir.

Öğretmen ve hemşire istifaları: Çöküşün sessiz göstergesi

İran’daki ekonomik çözülmenin en ciddi göstergelerinden biri, eğitim ve sağlık çalışanlarının sistemden uzaklaşmasıdır.

İran Öğretmen Sendikaları Koordinasyon Konseyi, ülke genelinde en az 100 bin öğretmen açığı bulunduğunu açıkladı. Konsey bu açığın eğitim kalitesini düşürdüğünü, sınıfların kalabalıklaştığını ve eğitim sisteminin sürdürülebilirliğini tehdit ettiğini belirtiyor. Bu rakam bağımsız bir devlet denetimiyle doğrulanmış kesin veri değil; öğretmen örgütlerinin saha değerlendirmesidir. Ancak eğitim sistemindeki krizin boyutunu göstermesi bakımından önemlidir.

Hemşirelik alanında da benzer bir tablo görülüyor. IranWire’ın aktardığına göre hemşire istifaları ve mesleği terk etme vakaları artıyor. İran Hemşirelik Örgütü çevrelerinden yapılan açıklamalarda sorunun yalnızca yeni personel bulmak değil, mevcut hemşireleri sistemde tutamamak olduğu vurgulanıyor.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Sosyal medyada dolaşan her istifa görüntüsü veya her kurum iddiası ulusal çapta doğrulanmış veri değildir. Ancak farklı kaynaklardan gelen öğretmen açığı, hemşire kaybı, geciken ödemeler, düşük ücret ve personel yetersizliği haberleri aynı yapısal tabloya işaret etmektedir.

Bir ülkenin öğretmeni ve hemşiresi geleceğini o ülkede görmüyorsa, kriz artık ekonomik olmaktan çıkar; devlet kapasitesi krizine dönüşür.

Çünkü öğretmenlerin ayrılması yalnızca sınıfların boşalması değildir. Bu durum çocukların eğitim hakkını, toplumsal hareketliliği ve gelecek kuşakların niteliğini etkiler.

Hemşirelerin sistemi terk etmesi ise yalnızca hastanelerde personel eksikliği yaratmaz. Sağlık hizmetinin niteliğini düşürür, hastaların bekleme süresini uzatır ve toplumda “devlet bizi koruyamıyor” duygusunu güçlendirir.

Ekonomik itiraz, siyasî itiraza dönüşüyor

İran’daki ekonomik protestoların en önemli özelliği, başlangıçta ücret ve geçim talepleriyle başlayıp kısa sürede rejimin yönetim anlayışını sorgulamaya yönelmesidir.

Eylül ayında muhalif İranlı grupların yayımladığı saha derlemelerinde Kermanşah’ta yaklaşık 300 hemşire ve sağlık çalışanının düşük ücret, personel yetersizliği ve geciken ödemeler nedeniyle protesto düzenlediği bildirildi. Bu kaynak siyasî açıdan taraflıdır ve olayın bütün ayrıntıları bağımsız biçimde doğrulanmış değildir. Ancak sağlık çalışanlarının eylemleri, ülkedeki ücret krizinin meslek grupları arasında yaygınlaştığını göstermektedir.

Üniversiteler de bu toplumsal gerilimin önemli merkezlerinden biridir. 2026’nın başında Şerif, Beheşti, Emir Kebir ve Meşhed üniversitelerinde öğrencilerin ekonomik ve siyasî taleplerle protesto düzenlediği bildirildi. Öğrenci eylemleri, ekonomik hoşnutsuzluğu daha geniş bir rejim eleştirisiyle birleştirme potansiyeline sahiptir.

2025 sonundaki protestolarda da yüksek fiyatlar, yolsuzluk ve ekonomik sıkıntılar öne çıkmış; gösteriler kısa sürede siyasî sloganlara dönüşmüştü. İran güvenlik aygıtı ise protestoları bastırarak geçici bir sessizlik sağlayabildi.

Fakat güvenlik baskısı ekonomik sorunu çözmez. Sadece öfkenin biçimini değiştirir.

Bugün üniversitelerde, hastanelerde, emekli gruplarında ve kamu çalışanları arasında görülen itirazların ortak noktası, “geçinemiyoruz” cümlesidir. Bu cümle, İran’da giderek “böyle yönetilmek istemiyoruz” anlamına dönüşmektedir.

İran’daki halklar aynı krizi aynı biçimde yaşamıyor

İran’daki farklı halklar ve topluluklar ekonomik krizi aynı yoğunlukta yaşamamaktadır. Merkezî şehirlerle sınır bölgeleri, büyük sanayi merkezleriyle kırsal alanlar arasında ciddi farklar vardır.

Sınır ticaretine, ithalata, küçük esnafa ve kamu gelirlerine daha fazla bağımlı bölgelerde kur şokunun etkisi daha sert hissedilebilir. Güney Azerbaycan, Kürdistan, Beluçistan, Huzistan ve diğer bölgelerde ekonomik sorunlar, merkezî yönetimle yaşanan kimlik ve adalet sorunlarının üzerine binmektedir.

Ancak burada dikkatli olmak gerekir. Etnik gruplara göre güncel ve güvenilir gelir, işsizlik veya yoksulluk verileri sınırlıdır. Bu nedenle belirli bir topluluğun diğerlerinden ne kadar daha fazla yoksullaştığını kesin rakamlarla söylemek mümkün değildir.

Buna rağmen siyasi gerçek açıktır: Ekonomik eşitsizlik, kültürel ve siyasî dışlanma duygusuyla birleştiğinde merkezî yönetime yönelik tepkiyi derinleştirir.

Tahran’ın güvenlikçi yaklaşımı, ekonomik talepleri de güvenlik dosyasına dönüştürüyor. Öğretmenin maaş talebi, hemşirenin çalışma şartları, öğrencinin özgürlük isteği ve bölgesel eşitlik talebi aynı torbaya atılıyor.

Bu yaklaşım, rejimin kısa vadede kontrolünü artırabilir; fakat uzun vadede toplumun farklı kesimleri arasındaki öfkeyi ortaklaştırır.

Gelecekte itirazın üç hattı

İran’daki ekonomik kriz derinleşirse toplumsal itirazın üç ana hatta büyümesi mümkündür.

Birinci hat, meslekî ve sektörel grevlerdir. Öğretmenler, hemşireler, emekliler, belediye çalışanları, enerji işçileri ve küçük esnaf farklı tarihlerde, fakat aynı ekonomik taleplerle sokağa çıkabilir.

İkinci hat, üniversite–emekçi birleşmesidir. Öğrenciler siyasî özgürlük talep ederken çalışanlar ücret ve geçim talep etmektedir. Bu iki talep aynı protesto dalgasında buluşursa rejim açısından daha geniş bir toplumsal meydan okuma ortaya çıkar.

Üçüncü hat ise bölgesel itirazların ortak ekonomik zeminde birleşmesidir. İran’daki halklar farklı kimlik ve tarihsel tecrübelere sahip olsa da işsizlik, düşük ücret, baskı ve geleceksizlik ortak bir toplumsal dil yaratabilir.

Fakat bu süreç otomatik biçimde gerçekleşmez. İran yönetimi hâlâ güçlü bir güvenlik aygıtına, medya kontrolüne, örgütlenmeyi sınırlama kapasitesine ve protestoları bölgesel olarak izole etme deneyimine sahiptir.

Bu yüzden yakın gelecekte iki ihtimal birlikte değerlendirilebilir:

  • Ekonomik tavizler ve sınırlı ücret artışlarıyla geçici rahatlama sağlanması,
  • daha sert güvenlik tedbirleriyle toplumsal öfkenin bastırılması.

Her iki durumda da temel sorun ortadan kalkmayacaktır. Çünkü riyalin değer kaybı, bütçe açığı, dış ticaret kısıtları ve askerî harcamalar devam ettiği sürece yeni bir protesto dalgasının zemini korunacaktır.

HarayHaber stratejik hükmü

Tahran cephede direniyor olabilir. Fakat bir devletin gerçek gücü yalnızca füze menziliyle, vekil güçleriyle veya dışarıdaki askerî varlığıyla ölçülmez.

Gerçek güç; öğretmenini sınıfta tutabilmek, hemşiresini hastanede yaşatabilmek, öğrencisine gelecek umudu verebilmek ve halkın pazar çantasını doldurabilmektir.

İran yönetimi dış cephede sertlik görüntüsü verirken içeride ekonomik yükü halkların üzerine yıkıyor. Savaşın maliyeti, yaptırımın bedeli ve devletin yanlış tercihleri; maaşlara, kiralara, ilaçlara ve gıda fiyatlarına dönüşüyor.

Bu nedenle başlıktaki çelişki İran’ın bugünkü durumunu özetlemektedir:

Tahran savaş alanında direnç görüntüsü veriyor; İran’daki halklar ise pazar yerinde, hastanede ve okulda tükeniyor.

Riyalin 2,5 milyon riyal sınırını aşması, öğretmen ve hemşirelerin sistemden kopması, öğrencilerin yeniden üniversitelerde itiraz alanı oluşturması ve ücret protestolarının yayılması aynı krizin farklı yüzleridir.

İran’da asıl tehlike, tek bir büyük protestonun ortaya çıkması değildir. Asıl tehlike; küçük, sürekli ve farklı toplumsal kesimlere yayılan itirazların bir gün ortak bir siyasî öfkeye dönüşmesidir.

Tahran bunu bastırabilir. Fakat artık gizleyemez.

Kaynakça
  1. Associated Press, İran riyalinin 29 Eylül 2026’da dolar karşısında 2,5 milyon riyal seviyesini aşması.
  2. Reuters, İran ekonomisi, yüzde 66 enflasyon ve Merkez Bankası’nın döviz müdahalesi açıklamaları.
  3. Reuters, İran’da savaş koşulları altında artan gıda, kira ve ilaç fiyatları.
  4. IranWire, İran’da hemşire istifaları ve sağlık personeli krizine ilişkin haber.
  5. IranWire, öğretmen açığı ve eğitim çalışanlarının geçim krizi nedeniyle ayrılmasına ilişkin haber.
  6. Reuters, İran üniversitelerinde 2026 başındaki öğrenci protestoları.
  7. NCRI saha derlemesi, hemşire ve sağlık çalışanlarının protestolarına ilişkin iddialar. Bağımsız doğrulama sınırlıdır.
  8. Reuters, İran’da ekonomik krizle başlayan protestoların siyasî taleplere dönüşmesi.

Yazar

  • Mesut HARAY

    Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.


HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Mesut HARAY adlı kullanıcının avatarı

By Mesut HARAY

Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.

Bir Cevap Yazın

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin