Şubat 2026’nın sonunda başlayan ABD-İsrail ortak harekâtı, İran’a yönelik askerî müdahalenin yalnızca ilk aşamasını oluşturdu. İki taraf arasında dolaylı müzakereler devam ederken, Beyaz Saray “diplomatik çözüm” söylemini sürdürmekte, ancak aynı zamanda kapsamlı kara harekâtı seçeneklerini masada tutmaktadır. Sahada binlerce askerin konuşlandırılması, tehditlerin somutlaştığını göstermektedir.
Bu analiz, öngörülen üç ana senaryoyu—Basra Körfezi’ndeki stratejik adaların işgali, batıda Kürt gruplar üzerinden iç karışıklık çıkarılması ve nükleer tesislere komando baskını—güncel askerî hareketlilikler ve bölgesel dinamikler ışığında değerlendirmektedir.

1. Senaryo: Basra Körfezi’nde Ada İşgalleri ve Deniz Hakimiyeti
Kapsam ve Hedefler
ABD’nin en somut askerî hazırlığı, Basra Körfezi’ndeki stratejik adaları hedef alan bir harekâttır. Değerlendirilen dört ana seçenek şunlardır:
- Kharg Adası’nın işgali veya ablukası – İran petrol ihracatının yaklaşık %90’ı bu adadan yapılmaktadır.
- Larak Adası’nın ele geçirilmesi – Hürmüz Boğazı’nda gemi trafiğinin kontrol noktası.
- Abu Musa ile Büyük ve Küçük Tunb adalarının işgali – BAE’nin egemenlik iddiasında bulunduğu adalar.
- Petrol tankerlerine el koyma operasyonları
Stratejik Mantık
Adaların işgalinin üç ana stratejik hedefi bulunmaktadır:
Birincisi, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasıdır. Savaşın başlamasından bu yana İran, kendine düşman ülkelerin enerji geçişlerini kısıtlamış, küresel petrol arzında ciddi aksamalar yaratmıştır. Adaların kontrolü, bu stratejik su yolunun denetimini doğrudan etkileyecektir.
İkincisi, psikolojik ve diplomatik baskıdır. Abu Musa ve Tunb adaları, Birleşik Arap Emirlikleri’nin uzun süredir egemenlik iddiasında olduğu topraklardır. Bu adaların ABD tarafından işgali, “Arap topraklarını İran işgalinden kurtarma” söylemiyle sunulabilir. BAE’nin savaşta ABD’ye verdiği doğrudan destek—üslerin kullanımı, istihbarat paylaşımı, hedef veri tabanlarının geliştirilmesi—göz önüne alındığında, bu adımların Abu Dhabi ile koordineli şekilde atılacağı değerlendirilmektedir.
Üçüncüsü, müzakere masasında el güçlendirmedir. Adaların işgali, ABD ve müttefiklerine ciddi bir pazarlık kozu sağlayacak; İran’a “bu toprakları geri almak istiyorsanız masaya oturun” mesajı verilecektir.
Askerî Hazırlıklar
Mart 2026 boyunca bölgeye önemli askerî yığınağı gerçekleşmiştir:
- 82. Hava İndirme Tümeni’nden 3.000’e yakın asker bölgeye intikal etti.
- Deniz Piyade Birlikleri: USS Tripoli amfibi hücum gemisi öncülüğünde 2.200 Deniz Piyade’si Körfez sularında konuşlandı. İkinci bir Deniz Piyade birliği daha yoldadır.
- Özel Harekât Uçakları: İngiltere’deki üslerden en az 6 adet MC-130J Commando II özel harekât uçağı Orta Doğu’ya sevk edildi.
Operasyonel Zorluklar
Bu senaryo, İran’ın caydırıcılık kapasitesi nedeniyle yüksek risk taşımaktadır. Qeşm Adası (Larak’ın hemen batısında), II. Dünya Savaşı’nda Okinawa’dan daha büyük bir yüzölçümüne sahiptir ve yüzlerce kilometre boyunca uzanan kayalıklara ve mağaralara yerleştirilmiş binlerce gemi savar füze ile insansız hava aracı barındırmaktadır. Tarihsel emsal: Okinawa’nın işgali 3 ay sürmüş, 184.000 asker gerektirmiş ve 12.500’den fazla zayiat verilmiştir.
İran Donanma Komutanı, 28 Mart’ta yaptığı açıklamada, USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubunun Makran sahili boyunca İran füzelerinin menziline girmesi durumunda “çeşitli karadan-denize füzelerle” misilleme yapılacağını açıkça tehdit etmiştir.
2. Senaryo: Batı İran’da Kürt Grupları Üzerinden Hibrit Savaş
Kapsam ve Hedefler
İran’ın batı illerinde (Kürdistan, Kermanşah, Batı Azerbaycan) faaliyet gösterecek Kürt silahlı gruplarının desteklenmesi, ABD stratejisinin ikinci ayağını oluşturmaktadır. Stratejinin mantığı şöyle özetlenebilir:
- Kürt grupları, İran güvenlik güçlerini batıda “bağlayarak” ana cephelerdeki İran kuvvetlerinin sayısal üstünlüğünü azaltacak.
- Bölgede “kaos” yaratarak Tahran rejiminin askerî kaynaklarını parçalayacak.
- Kuzey İran’da bir “tampon bölge” oluşturulması hedeflenmektedir.
Sahadaki Durum
Son haftalarda İran’ın batısındaki gelişmeler senaryonun uygulanmaya başlandığını göstermektedir:
- Bane, Piranşahr, Marivan ve Sanandac gibi şehirlerde Devrim Muhafızları’na ait hedeflere yönelik patlamalar ve saldırılar rapor edilmiştir.
- İran, Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki (Erbil civarı) muhalif Kürt kamplarını hava saldırılarıyla vurmuştur. PDKI (İran Kürdistan Demokrat Partisi) ve PAK (Kürdistan Özgürlük Partisi) kampları hedef alınmıştır.
- Beş Kürt grubu (PDKI, Komala, PAK ve diğerleri), “İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu” adı altında nadir görülen bir siyasi birlik oluşturmuştur. Bu birlik, ABD’nin sahada muhatap bulma çabalarını kolaylaştırmaktadır.
Aktörler ve Riskler
Bu senaryo da önemli riskler içermektedir:
- Güvensizlik mirası: Kürt grupları, tarihsel olarak büyük güçlerin kendilerini kullanıp sonra terk ettiğini bilmektedir. 1946’da Sovyetlerin çekilmesinin ardından çöken Mahabad Kürt Cumhuriyeti, bu travmanın en önemli örneğidir.
- Irak Kürdistan Bölgesi’nin çıkmazı: Irak Kürdistan Yönetimi (IKBY), ABD ile İran arasında sıkışmış durumdadır. IKBY Başbakanı, “Bölge bu savaşın bir parçası değildir ve olmayacaktır” açıklamasını yapmak zorunda kalmıştır. Ancak ABD Başkanı’nın KDP lideri Mesud Barzani ve PUK lideri Bafel Talabani ile yaptığı görüşmelerde “bir taraf seçmeleri” gerektiğini söylediği bildirilmektedir.
- İran’ın caydırıcılığı: İran, IKBY topraklarındaki muhalif kampları vurmaya devam edeceğini göstermiştir. Bu, IKBY’nin toprak bütünlüğünü ve istikrarını doğrudan tehdit etmektedir.
3. Senaryo: Nükleer Tesislere Komando Baskını
Kapsam ve Hedefler
Askerî açıdan en riskli, ancak stratejik açıdan en “kazanımlı” senaryo, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun ele geçirilmesidir. Bu operasyon, ABD Özel Harekât Komutanlığı (JSOC) bünyesinde planlanmaktadır ve tarihin en büyük özel harekât operasyonu olma potansiyeli taşımaktadır.
Nükleer Stokun Durumu
Haziran 2025’teki hava saldırıları öncesinde İran’ın yaklaşık 400-450 kg %60 oranında zenginleştirilmiş uranyum (HEU) stokuna sahip olduğu tahmin ediliyordu. Bu miktar, birkaç adım daha zenginleştirildiğinde yaklaşık 10 nükleer başlık için yeterlidir.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı’nın 9 Mart’ta yaptığı açıklamada, uranyumun büyük bölümünün İsfahan yakınlarındaki tünel kompleksinde olduğu, bir kısmının ise Natanz ve Fordo tesislerinde bulunduğu belirtilmiştir.
Operasyon Planı
Hazırlanan operasyon planı şu aşamaları içermektedir:
- Hava üstünlüğü sağlanması: Bölgedeki İran hava savunma sistemlerinin imhası.
- CH-47 Chinook ve MC-130J uçaklarıyla yüzlerce Delta Force ve 75. Alay askerinin İsfahan yakınlarına intikali.
- Badr Hava Üssü’nün ele geçirilmesi (İsfahan nükleer sahasına 10 km uzaklıkta) veya geçici bir pist oluşturulması.
- Nükleer ekipman, ekskavatör ve kimyasal-biyolojik-radyolojik-nükleer (CBRN) ekiplerinin bölgeye paraşütle indirilmesi.
- Tünel ağızlarının kazılması, uranyum silindirlerinin güvenli şekilde çıkarılması.
- Tahliye: Uranyumun özel konteynırlarla bölgeden çıkarılması.
Teknik Zorluklar
Bu operasyonun önündeki engeller neredeyse aşılmaz düzeydedir:
- Lojistik: İsfahan, Basra Körfezi’ndeki ABD gemilerinden en az 500 km içeridedir. Helikopterlerin gidiş-dönüş yakıt ikmali yapması gerekmektedir.
- Zaman: Operasyonun saatler değil, günler sürebileceği tahmin edilmektedir. Tünel ağızları, Şubat 2026’da İran tarafından toprakla kapatılmıştır; kazı işlemi saatler alacaktır.
- Uranyumun taşınması: Zenginleştirilmiş uranyum, uranyum hekzaflorür (UF₆) gazı formunda ağır metal silindirlerde saklanmaktadır. 400 kg’lık stok için 30 ila 60 arası silindir gerekmektedir. Taşıma sırasında neme maruz kalması halinde toksik hidrojen flüorür gazı açığa çıkabilir ve patlama riski oluşabilir.
- Güvenlik: İsfahan nükleer tesisi, İran Devrim Muhafızları’nın askerî üsleri ve füze tesisleriyle çevrilidir. En az 1.000 askerlik bir koruma kordonu gerekecektir.
Tarihsel Uyarı
Bu senaryonun en büyük riski, 1980’deki başarısız ABD rehine kurtarma operasyonunun (Operation Eagle Claw) tekrarıdır. O operasyonda, çöl fırtınası nedeniyle helikopterler arızalanmış, bir C-130 ile helikopterin çarpışması sonucu 8 Amerikan askeri hayatını kaybetmiştir. Bu travma, JSOC’un kurulmasına yol açmıştır. Pentagon yetkilileri, bu operasyonun “yüksek zayiat ihtimali, düşük kesin başarı olasılığı” olarak değerlendirildiğini kabul etmektedir.
İran’ın Caydırıcılık Kapasitesi ve Misilleme Seçenekleri
İran, her üç senaryoya karşı da kapsamlı bir caydırıcılık stratejisi geliştirmiştir:
1. Askerî Caydırıcılık
- Karadan-denize füzeler: Makran sahili boyunca konuşlandırılmış çok sayıda füze bataryası, ABD uçak gemilerini tehdit etmektedir.
- İnsansız hava araçları: İran, bölgedeki ABD üslerine yönelik geniş bir İHA kapasitesine sahiptir.
- Deniz mayınları: Hürmüz Boğazı’nın mayınlanması, küresel petrol akışını tamamen durdurabilir.
2. BAE ve Suudi Arabistan’a Yönelik Tehdit
İran, 5 kritik BAE altyapısını hedef olarak ilan etmiştir:
- Cebel Ali elektrik ve tuzdan arındırma tesisi (Dubai)
- Barakah nükleer enerji santrali (Abu Dhabi)
- Al Taweelah elektrik santrali
- Dubai’nin M İstasyonu
- Muhammed bin Raşid Güneş Parkı
Bu hedeflerin vurulması, BAE genelinde yaygın elektrik kesintileri, su kıtlığı ve veri merkezlerinin çökmesine yol açacaktır.
3. Irak Kürdistan Bölgesi’ne Yönelik Operasyonlar
İran, IKBY topraklarındaki muhalif Kürt kamplarını vurma kapasitesini göstermiştir. Bu, bölgesel istikrarsızlığı daha da derinleştirecektir.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
BAE’nin Savaşa Girmesi
BAE, savaşın başından itibaren ABD’ye doğrudan destek vermiştir. BAE’nin ABD’ye yaptığı 1.4 trilyon dolarlık yatırım taahhüdü, enerji, yapay zekâ, yarı iletken ve imalat sektörlerini kapsamaktadır. Bu ilişki, Abu Dhabi’nin savaşta tarafsız kalmasını imkânsız hale getirmiştir.
Çin ve Petroyuan
Savaşın arka planında, küresel enerji ticaretinde petrodolardan petroyuana geçiş mücadelesi bulunmaktadır. İran, Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş ücretlerini yuan cinsinden toplamaya başlamış, petrol gelirlerinin büyük kısmını Çin Merkez Bankalararası Ödeme Sistemi (CIPS) üzerinden tahsil etmektedir.
Pakistan’ın İkilemi
ABD, İran ile dolaylı müzakereler için Pakistan’ı aracı olarak kullanmıştır. Ancak Pakistan Ordusu Komutanı’nın ABD ile yakın ilişkileri, Tahran’da güvensizlik yaratmıştır. İran, Hürmüz Boğazı’ndan Pakistan’a petrol sevkiyatını durdurmuştur.
Sonuç: Senaryoların Olasılık ve Risk Değerlendirmesi
| Ada İşgalleri | Yüksek | Orta-Yüksek | Orta | Yüksek |
| Kürt Gruplarıyla Hibrit Savaş | Yüksek (başlamış) | Düşük-Orta | Düşük | Orta |
| Nükleer Komando Baskını | Düşük-Orta | Çok Yüksek | Yüksek (geçici) | Çok Yüksek |
Genel Değerlendirme:
ABD’nin en olası hareket tarzı, birinci ve ikinci senaryoları eş zamanlı yürütmektir: Basra Körfezi’ndeki adaların işgali ile batıda Kürt grupların harekete geçirilmesi, İran’ı iki cepheli bir savaşa zorlayacaktır.
Nükleer komando baskını (üçüncü senaryo) ise “her şeyin bittiği” anda, Trump yönetiminin kesin bir “zafer” ilan ederek savaştan çıkmasını sağlayacak bir siyasi çıkış stratejisi olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu operasyonun başarısızlığı, ABD açısından 1980 Çöl Pençesi Operasyonu’ndan daha büyük bir felaket olabilir.
Tüm senaryoların ortak paydası: İran’ın caydırıcılık kapasitesi ve bölgedeki vekil güçleri üzerinden misilleme yapma yeteneği, ABD’nin “sınırlı savaş” hedefini fiilen imkânsız kılmaktadır. Herhangi bir kara harekâtı, bölgesel bir savaşa dönüşme potansiyeli taşımaktadır.
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
