Amerika Birleşik Devletleri ile İran İslam Cumhuriyeti arasında geniş çaplı bir askeri çatışmanın yaşanması varsayımında, en muhtemel ve en hızlı ortaya çıkacak sonuçlardan biri, İran’ın batı sınırlarından Türkiye’ye doğru yönelen büyük ölçekli bir mülteci dalgasının oluşmasıdır. İran ile 534 kilometreden uzun bir kara sınırına sahip olan ve dünyadaki en büyük mülteci nüfusuna (Suriyeliler) ev sahipliği yapmış bulunan Türkiye, çok büyük olasılıkla “derinlikte savunma” ya da “krizi kaynağında yönetme” doktrinini hayata geçirecektir. Bu strateji, kitlesel nüfus hareketlerinin Türkiye topraklarına girmesini engellemek amacıyla İran toprakları içinde bir “tampon bölge” (buffer zone) oluşturulması anlamına gelmektedir.


Siyasi ve Güvenlik Perspektifi

Siyasi ve güvenlik perspektifinden bakıldığında, Ankara tampon bölge oluşturmayı bir tercih değil, varoluşsal bir zorunluluk olarak değerlendirecektir.

Savaş nedeniyle İran merkezi devletinin zayıflaması durumunda Türkiye’nin temel endişesi, sınır hattındaki dağlık bölgelerde (Kandil ve Maku) Kürt silahlı gruplarının (PJAK ve PKK ile olası koordinasyonu) aktif hale gelmesidir. Türkiye, bir tampon bölge oluşturarak, Kürt grupların bir “güvenlik kuşağı” kurmasını engellemeye çalışacaktır. Bu yaklaşım, kuzey Suriye’de Kürt kantonlarının birleşmesini önlemek amacıyla uygulanan politikanın birebir benzeridir.

NATO üyesi olan Türkiye, bu tampon bölgeyi ABD ve Avrupa ile pazarlık aracı olarak kullanacaktır. Ankara’nın mesajı net olacaktır: “Eğer milyonlarca İranlı mültecinin Avrupa kapılarına dayanmasını istemiyorsanız, İran toprakları içinde oluşturulacak bu güvenli bölgenin maliyetini ve güvenliğini üstlenmelisiniz.”

Türkiye, siyasi olarak yeni bir güvenlik krizini kaldırabilecek durumda değildir. Milyonlarca insanın ülkeye girişi, Van, Hakkari ve Iğdır gibi doğu illerinde demografik dengeyi bozarak Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit edebilir.


Sosyolojik Perspektif

Türkiye toplumu halihazırda “mülteci doygunluğu” ve “toplumsal yorgunluk” (Refugee Fatigue) süreci yaşamaktadır. Suriye krizinin üzerinden geçen on yılı aşkın sürenin ardından, Türkiye toplumunda mültecilere karşı yüksek hassasiyet ve sertleşmiş bir yaklaşım oluşmuştur. Hem muhalefet hem de iktidar partileri, yeni bir İranlı mülteci dalgasının sosyal huzursuzluklara, sokak şiddetine ve hatta hükümetin düşmesine yol açabileceğinin farkındadır. Bu nedenle “mültecileri sınırın ötesinde tutmak”, Türk kamuoyu açısından kabul edilebilir tek seçenektir.

İlk Suriyeli mülteci dalgasının büyük ölçüde kırsal ve geleneksel toplumsal kesimlerden oluşmasına karşın, olası İranlı mülteci dalgası şehirli orta sınıf unsurları içerebilir. Ancak mültecilerin kültürel seviyesinden bağımsız olarak, Türkiye’de sınırlı kaynaklar (konut, istihdam, sağlık hizmetleri) üzerindeki rekabet, kaçınılmaz biçimde toplumsal gerilim yaratacaktır.

İran toprakları içinde bir tampon bölge oluşturulması, Türkiye’nin kendi demografik yapısını korumasına ve işsizlik ile talep kaynaklı enflasyon gibi sosyal krizlerin İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlere taşınmasını engellemesine imkan tanıyacaktır.


Türkiye’nin Hazır Modelleri ve Deneyimi

Türkiye bu senaryoyu uygulamak için hem hazır planlara hem de ciddi bir saha tecrübesine sahiptir.

a) Kuzey Suriye modeli (Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı operasyonları)

Bu, Türkiye’nin en önemli referans modelidir. Türkiye, 2016’dan itibaren doğrudan askeri müdahaleyle kuzey Suriye’de 30–40 kilometre derinliğinde bir hat oluşturmuş; bölgeyi YPG ve IŞİD gibi unsurlardan askeri olarak temizledikten sonra, Suriyeli mültecileri bu alanlara yerleştirmiştir. Konutlar, okullar, hastaneler ve hatta PTT şubeleri inşa edilerek nüfusun bölgede kalıcı olması sağlanmış ve Türkiye’ye geçişleri engellenmiştir.

İran ile savaş ihtimali durumunda Türkiye, Maku, Çaldıran veya Hoy ovalarında, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin koruması altında fakat İran toprakları içinde yer alan büyük mülteci kampları kurmaya yönelebilir.

b) Kuzey Irak modeli (1991 ve Pençe operasyonları)

Körfez Savaşı sonrasında Saddam Hüseyin’in Kürtlere yönelik saldırıları sonucunda yüz binlerce kişi Türkiye sınırına yönelmişti. Türkiye sınırı kapatmış, Birleşmiş Milletler ve ABD’ye baskı yaparak 688 sayılı kararı çıkartmış ve Irak’ın 36. paralelinin kuzeyinde bir uçuşa yasak bölge (Safe Haven) oluşturulmasını sağlamıştır. Bu sayede mülteciler Irak topraklarında kalmış veya İran sınırlarına yönelmiştir. Bugün Türkiye’nin Irak Kürdistan Bölgesi içinde PKK’ya karşı mücadele amacıyla onlarca gayriresmi askeri üssü bulunmaktadır. Bu askeri altyapı, İran’la olası bir savaş durumunda hızla bir tampon bölgeye dönüştürülebilir.


İran Örneğinin Farklılıkları

Bu planın İran’a uygulanması, Suriye’ye kıyasla bazı temel farklılıklar içermektedir:

İran–Türkiye sınırı, kuzey Suriye ovalarına kıyasla çok daha sarp ve geçilmesi güç bir araziye sahiptir. Bu da özellikle kış aylarında güvenli bölge kurulmasını ve lojistik desteği neredeyse imkansız hale getirmektedir.

ABD ile savaş halinde dahi İran Silahlı Kuvvetleri (Devrim Muhafızları ve ordu), Türkiye’nin İran topraklarına girişini açık bir işgal olarak değerlendirebilir ve askeri karşılık verebilir. Bu durum yeni bir cephe açılmasına yol açacaktır.

Türkiye ile İran arasındaki tüm sınır hattını kapsayan Batı Azerbaycan Eyaleti, Türk çoğunluk ve Kürt azınlıktan oluşan karmaşık bir nüfus yapısına sahiptir. Türkiye’nin müdahalesi etnik fay hatlarını tetikleyerek yerel çatışmalara zemin hazırlayabilir.

İran ile ABD arasında bir savaş çıkması durumunda, İran’ın batı sınırlarının “Suriyeleşmesi” en muhtemel senaryodur. Türkiye, Suriye ve Irak’taki deneyimlerine dayanarak kesinlikle “kapalı kapılar, açık güvenli bölge” stratejisini uygulamaya koyacaktır. Bu strateji, mültecilere resmi sınır kapılarının tamamen kapatılması ve İran toprakları içinde 10–20 kilometre derinliğinde bir güvenlik kuşağı oluşturularak mültecilerin geçici olarak burada barındırılması anlamına gelmektedir.

Bu adım, Türkiye açısından “meşru önleyici savunma” çerçevesinde değerlendirilebilirken, uluslararası hukuk perspektifinden bakıldığında, bölgesel egemenlik, sınır ihlali ve müdahale ilkeleri bağlamında tartışmalı sonuçlar doğurma potansiyeli taşımaktadır. Bununla birlikte, Güney Azerbaycan’da gözlemlenen kimlik temelli toplumsal dinamikler, bölge halkı arasında Türk kimliğine yönelik ulusal bilincin güçlenmesi ve merkeziyetçi devlet politikalarına yönelik artan memnuniyetsizlik dikkate alındığında, Türkiye’nin olası bir müdahalesinin yerel düzeyde sınırlı fakat kayda değer bir toplumsal kabul alanı bulabileceği ihtimali analitik olarak göz ardı edilmemelidir.


Dr. Hamid Şehanegi
Akademisyen / Araştırmacı

Bu analiz HarayHaber için hazırlanmıştır.

Yazar

  • Mesut HARAY

    Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.


HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Mesut HARAY adlı kullanıcının avatarı

By Mesut HARAY

Bu platform, Güney Azerbaycanlı araştırmacı, gazeteci Mesut HARAY tarafından kurulmuştur. Türkiye, Güney Kafkasya, Orta Doğu ve Orta Asya'daki gelişmeleri; tarihsel bağlam, aktörlerin motivasyonları ve uluslararası dengeler ışığında yorumlarız. Tarafsız, bağımsız ve gerçeklere dayalı gazetecilik anlayışıyla; okura yalnızca bilgi değil, anlama yetisi kazandıran bir perspektif sunmak öncelikli hedefimizdir. Bu site; araştıran, sorgulayan ve geleceği öngörmeye çalışan herkes için bir analiz üssüdür.

Bir Cevap Yazın

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin