İran’da yaşanan gelişmeler, uzun süredir dünyaya tek bir başlık altında sunuluyor: “Rejim karşıtı protestolar.”
Oysa sahadaki tablo, bu kadar basit bir tanıma sığmayacak kadar karmaşık.
Sorun yalnızca Velayet-i Fakih rejimi mi,
yoksa ondan sonra neyin geleceği mi asıl mesele?
Bu soru bilinçli biçimde geri planda tutuluyor.
Batı’daki İran Protestoları Ne Söylüyor, Ne Söylemiyor?
Avrupa’da, Amerika’da İran adına yapılan gösterilere bakıldığında dikkat çeken bir boşluk var.
Demokrasi kelimesi zayıf.
Halkların eşitliği neredeyse yok.
Çok milletli bir İran fikri ise hiç yok.
Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Beluçların adı geçmiyor.
Buna karşılık net olan bir talep var:
İktidarın el değiştirmesi.
Ancak iktidarın kime geçeceği kadar, nasıl bir sistem kurulacağı da belirleyici değil midir?
Sorun Rejimden Büyük
İran’daki temel sorun, yalnızca mevcut yönetimin baskıcı yapısı değildir.
Asıl sorun, devlet aklının hâlâ merkeziyetçi, tek kimlikli ve tek sesli olmasıdır.
Kendini “muhalefet” olarak tanımlayan bazı çevreler de bu noktada ciddi bir sınav vermektedir.
Çünkü bu çevrelerin önemli bir bölümü, İran’ı demokratik ve çoğulcu bir ülke olarak değil; sadece yönetici kadrosu değişmiş bir merkez devleti olarak tasavvur etmektedir.
Bu yaklaşım, yöntemleri farklı olsa da zihniyet olarak mevcut sistemden kopuş anlamına gelmemektedir.
Velayet-i Fakih Sonrası: Özgürlük Mü, Yeni Bir Baskı Dönemi mi?
Velayet-i Fakih’in sona ermesi elbette önemlidir.
Ancak bu, otomatik olarak özgürlük getirmez.
Asıl belirleyici soru şudur:
Sonrasında Güney Azerbaycan Türkleri hangi statüye sahip olacak?
Kürtler, Araplar ve Beluçlar siyasi ve kültürel haklarını elde edebilecek mi?
Eğer bu soruların cevabı net değilse,
sadece sistemin vitrini değişmiş demektir.
Baskının dili yumuşayabilir,
ama mantığı aynı kalır.
Diktatörlük Bir Kişi Değil, Bir Akıldır
Bu noktada en büyük yanılgı şudur:
Diktatörlüğü bir kişiye indirgemek.
Oysa diktatörlük bir isim değil, bir yönetim anlayışıdır.
Bu anlayış değişmediği sürece, gidenin yerine gelen yalnızca yeni bir yüz olur.
İran’da gerçek bir dönüşüm, ancak demokratik, çok milletli ve halkların eşitliğini esas alan bir sistemle mümkündür. Bunun dışındaki her senaryo, krizin ertelenmesinden ibarettir.
Demokrasi Yoksa, Değişim de Yoktur
İran’ın geleceği, bir diktatörün gitmesiyle değil; baskıcı devlet aklının terk edilmesiyle şekillenecektir.
Demokrasiyi, halkların eşitliğini ve milli hakları merkezine almayan hiçbir hareket, gerçek bir alternatif olamaz.
Bu nedenle açık konuşmak gerekir:
Demokrasi söylemi üretmeyen her muhalefet, farkında olsun ya da olmasın, mevcut düzenin devamına zemin hazırlar.
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
