İsrail Saldırıları Sonrası PJAK ve Kürt Vekil Grupların Jeopolitik Rolü
Güney Azerbaycan Türk Şehirlerinin Hedef Alınması
13 Haziran 2025’te İsrail Hava Kuvvetleri, İran’ın pek çok bölgesine eş zamanlı saldırılar düzenledi. Resmi raporlara göre saldırıda Natanz, Fordow gibi nükleer tesisler ile Natanz, Khoramabad, Khondab gibi stratejik merkezler vuruldu Özellikle öğleden sonra Tebriz Havaalanı yakınları ve Urumiye civarındaki askeri noktalar hedef alındı. Örneğin İhlas Haber Ajansı, saldırıda Tebriz ve Şiraz’da patlama sesleri duyulduğunu bildirdi. Dikkat çekici biçimde Kürt çoğunluklu Mahabad veya Senendec gibi kentlere yönelik herhangi bir saldırı rapor edilmedi. Bu durumu bazı uzmanlar, etnik bir seçicilik olarak yorumluyor. Örneğin Güney Azerbaycanlı muhalif lider Mecid Cevadi, İzmir Ajansı’na “Karadeniz’den Akdeniz’e Türkiye’yi kuşatma planında son halka Urumiye kaldı” diyerek, Tebriz ve Urumiye’deki vuruşları Türkiye’ye yönelik siyasi mesaj olarak gördü. Cevadi’ye göre bu bombalamaların tek amacı İran’da PJAK’ın önünü açmak ve Türkiye sınırına yakın bir “Kürt koridoru” oluşturmaktır. Bu değerlendirmeye göre, saldırılar Azerbaycan Türklerinin yoğun yaşadığı kuzeybatı illerine odaklanarak hem Türkiye’ye hem İran Azerbaycanı’ndaki muhaliflere bir mesaj vermiştir. Kaynaklar, saldırıların “düzensiz” değil, önceden belirlenmiş stratejik hedeflere yönelik olduğunu vurgulamaktadır. Bu çerçevede Güney Azerbaycan’daki önemli altyapıların vurulması, bölgedeki etnik gerilimi artırma potansiyeline sahiptir.
Kürt Bölgelerine Saldırı Atlanması ve PJAK-Kürt Aktörler
İsrail saldırılarında Mahabad, Senendec gibi İran Kürdistanı şehirlerine dokunulmaması dikkat çekicidir. Henüz resmi belgelerle desteklenmese de, bu durum PJAK ve diğer İranlı Kürt muhalif örgütlerin olası rolü tartışmasına yol açmıştır. PJAK (Kürdistan Özgür Yaşam Partisi) ve ona yakın KDP-İran (İran Kürdistan Demokrat Partisi) gibi yapılar, kamuoyuna yaptıkları ilk açıklamalarda çatışmayı İran rejiminin eseri olarak gördüklerini belirttiler. PJAK, saldırıların başlaması üzerine yayınladığı mesajda İran halkına “kadın, yaşam, özgürlük” devrimini destekleme çağrısı yaptı; savaşın aslında İran halkına dayatılan bir kriz olduğunu ve kimsenin bu çetelere alet edilmemesi gerektiğini vurguladı. Benzer şekilde KDP-İran da “İran’da yaşananların tek sorumlusu rejimin mantıksız politikalarıdır; rejim devrilmeli” dedi. Hiçbir açıklamada İran Kürtlerinin İsrail lehine hareket edeceğine dair bir ifade yoktur. Tam tersine bu gruplar, İran rejiminin kriminalleştiğini gösteren saldırıları “rejimin hakettiği karşılık” olarak yorumladılar ama ulusalcı kimliklerini ön planda tutarak bağımsızlık veya dış müdahale mesajları verdiler. Öte yandan birkaç Türkiye içi yorumcu, İsrail ile PJAK/bağımsız Kürt militanlar arasında gizli işbirliği iddialarını gündeme taşıdı. Örneğin Mecid Cevadi, saldırının amacının “PJAK’ı Türkiye sınırına getirmek” olduğunu ileri sürerek, tıpkı Suriye’de YPG örneğinde olduğu gibi aynı stratejinin İran’da da uygulanabileceğini öne sürdü. Bu iddialar teyit edilemese de, sahadaki seçici vuruş düzeni bu tür spekülasyonlara zemin hazırlamıştır. Sonuçta PJAK ve benzeri İranlı Kürt aktörlerin pozisyonu şu andaki verilere göre İran rejimine karşıdır; ne İsrail’le açık ittifak, ne de Türkiye’ye düşmanlık bildirisi yapılmıştır.

İsrail-Kürt Vekil Temaslarının Sahayaki Etkisi
İsrail’in Kürt gruplarla doğrudan irtibat kurup kurmadığı belirsizliğini koruyor. Resmi kanallarda bir işbirliği duyurusu bulunmamakla birlikte, tarihsel olarak İsrail’in Irak Kürdistanı’ndaki güç odakları ile temasları olmuştur. Ortaya atılan iddialara göre, İsrail Kürtleri sahada İran aleyhine bir unsur olarak kullanmak isteyebilir. Bir Türkiye Gazetesi analizine göre İsrail’in, güney Azerbaycan’da PJAK’ı Türkiye sınırına yerleştirme niyeti bulunuyor. Bu varsayımsal senaryoya göre, savaşta hız kazanan PJAK/PKK bağlantılı güçler İran’ın kuzeyindeki Kürt bölgelerinden Türkiye’ye sızabilir veya kuzey Irak’tan unsurlar geçirebilir. Böyle bir gelişme, Türkiye için sınır ötesi tehdit algısını artırır. Öte yandan PJAK ve İran Kürt partileri kendi beyanlarında savaşın dış güçlerin oyunu olduğunu, İran halkının çıkarına olmadığını vurgulamıştır. Yani şu aşamada “İsrail-PJAK işbirliği” resmi bir durum değildir; etkisi spekülatiftir. Ancak İsrail’in Kürt bölgeleri hedef almayışı, bazı yorumculara göre sahadaki dengeleri Kürt tarafına yontmaktadır. Bir diğer analiz, İran ordusunun hedeflediği lojistik üslerin “Türk direnişinin doğmasını önlemek” için vurulduğunu iddia ediyor. Bu tür kaynaklarda, örneğin Urmiye’deki El-Mehdi üssü gibi mevziler bahsedilerek, “İran’ın tüm silahları PKK/PJAK’a geçmesin diye sınır noktaları vurduğu” öne sürülüyor. Henüz teyit edilmemiş olsa da, sahada Irak ve İran Kürdistanı’ndaki hareketlenme yakından izleniyor. Eğer Kürt vekil gruplar etkili bir operasyona girişirse, Türkiye ve İran sınırlarında kontrol kaybı, bölgesel güvenliği daha da karmaşıklaştırabilir.

Türkiye’nin Doğu Sınırındaki Güvenlik Dengeleri
Türkiye, İsrail’in saldırısını uluslararası hukuku ihlal eden “açık bir provokasyon” olarak kınadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, saldırıların bölgesel istikrarı tehlikeye attığını belirterek hem İsrail’e hem savaşı tırmandıran herkese “dur” çağrısı yaptı. Hükümet ayrıca sınır bölgelerinde teyakkuz halinde önlemler aldı; Ulaştırma Bakanlığı, İran, Irak, Suriye ve Ürdün uçuşlarını 16 Haziran’a dek geçici olarak iptal ettiğini duyurdu. Buna paralel olarak Türk Silahlı Kuvvetleri, müttefik Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirmeye devam ediyor. Nahçıvan’da 20-30 Haziran 2025 arasında düzenlenen “Mustafa Kemal Atatürk-2025” ortak tatbikatı kapsamında bir Türk mekanize piyade tugayı ile Azerbaycan özel kuvvetleri sınır tatbikatı yaptı. İran-Azerbaycan ilişkileri ise daha önce İran Ordusu ile Azerbaycan ordusu arasında Mayıs 2025’te ortak “Aras-2025” tatbikatı planlandığını göstermişti. Bu tatbikatların son durumu bilinmese de, Türkiye’nin Bakü ile müşterek müdahale kapasitesini artırmak istediği görülüyor. Türkiye’nin İran sınır bölgelerindeki stratejisi, saldırıların birincil etkisinin Türkiye topraklarına ulaşmaması yönünde. Şu ana kadar İran’ın doğrudan Türkiye’ye yönelik bir misillemesi olmadı; ancak olası füze geçişleri ve bölgesel güvensizlik ihtimali nedeniyle sınır birlikleri ve radar sistemleri uyarı moduna alınmış durumda. Diğer yandan, PKK/PJAK tehdidine karşı Irak ve Suriye sınırında devam eden operasyonlar Türkiye’nin risk algısını etkiliyor. İran’ın kuzeyinde PJAK faaliyetleri artarsa TSK, PKK’ya benzer şekilde sınır ötesi harekatları devreye alabilir. Genel olarak Türkiye, bu krizden kaçınmak için diplomatik yollarla yatıştırma çabası içindedir; aynı zamanda Doğu sınırında ilave birlik konuşlandırma ve istihbarat yoğunluğu ile dengeyi korumaya çalışmaktadır.
Güney Azerbaycan Türklerinin Tepkileri ve Halk Direnişi Eğilimleri
Güney Azerbaycan’da saldırılar sonrası yaşanan belirsizlik, etnik Azerbayvcan Türklerinin sivil toplumda farklı tepkiler doğuruyor. İran’ın kuzeybatısında yıllardır süren Türk milliyetçi hareketler, rejimin zayıfladığı algısında umutlanmış durumda. Bazı kaynaklara göre (özellikle diasporadaki milliyetçi çevreler), İran yönetimi saldırıları bahane ederek bölgedeki silah depolarını vuruyor; böylece olası bir yerel direnişe karşı ön alınıyor. Türkiye Gazetesi’ne konuşan Cevadi gibi isimler, Irak İran sınırı boyunca bir “Türk direnişi” oluşmasını engellemek amacıyla lojistik üslerin tahrip edildiğini iddia etti. Resmi medya ise İran ordusunun bölgedeki düzeni korumaya çalıştığını ve “Türkiye işbirliği” kurgusunu yalanlıyor. Ortada henüz geniş bir halk hareketi yok; Tahran karşıtı protestolar genelde ülke genelinde küçük çaplı geçici de olsa devam ediyor. Güney Azerbaycan Türkleri, geçmişte azınlık hakları için zaman zaman eylem düzenlemişlerdi, ancak İran’ın baskı koşulları kuvvetli. Mevcut durumda “yerel bir güvenlik boşluğu” hissi, bazı bölgelerde halkın devriye ve koruma grupları oluşturmasına sebep olabilir. Eğer İran merkezi yönetimi zayıflar veya askeri birlikler bölgeden çekilirse, bu gruplar daha görünür hale gelebilir. Öte yandan Türkiye ve Azerbaycan’ın bölgedeki Azerbaycan topluluğa vereceği destek, tepkilerin boyutunu etkileyebilir. Türk hükümeti fiilen müdahil olmamakla birlikte, Azerbaycan ile diplomatik temaslarını yoğun tutuyor ve Güney Azerbaycan Türkleri(sivil toplum, medya) iletişimde bulunuyor. Potansiyel tehlike; bu halk direnişi taleplerinin kısa sürede bastırılması ve zulüm argümanıyla Türkiye ile Azerbaycan arasında yeni bir gerginlik üretilmesidir. Şimdilik kaynaklara göre, “Güney Azerbaycan’ın Türkiye ile birleşmesi” gibi aşırı senaryolar gündemde değil, ancak İran’ın niyetinin bu yönde olduğu suçlamaları bölgedeki milliyetçi hisleri körüklüyor. Neticede sürecin yönü, İran ordusunun gücü ve dış aktörlerin müdahalelerine bağlı olarak şekillenecektir.
Olası Jeopolitik Senaryolar ve Etkileri
Bu karmaşık tablo, farklı senaryolara açık. Birinci senaryo, çatışmanın nispeten sınırlı kalması (örneğin hızlı bir ateşkes veya İran’ın caydırılması) durumunda, Türkiye-Azerbaycan ittifakı ve İran’ın iç dinamikleri öne çıkar. Türkiye, göç akını ve sınır güvenliğinde hassasiyetini korurken, Azerbaycan Dağlık Karabağ sonrası bölgelerdeki kazanımlarını güvenceye almaya çalışacaktır. İran’da iç politika çalkantısı devam eder; rejim bir süre gerilimle meşgul olur, ama parçalanma riski düşük kalabilir. İkinci senaryo, çatışmanın uzaması veya İran rejiminin sert karşılık vererek kararlılığını sürdürmesi halinde ortaya çıkar. Bu durumda tüm bölge istikrarsızlaşır. İsrail’in zaferi ile İran’ın askeri kapasitesi yarı yarıya düşerken, PKK/PJAK gibi aktörler sınır bölgelerinde daha aktif hale gelebilir. Türkiye, sınırlarına yığılan yeni sığınmacılar ve militan gruplarla karşı karşıya kalabilir. İran’ın Irak, Suriye ve Lübnan’daki etkisi zayıflar; bu da bölgesel nüfuz savaşını tırmandırır. Üçüncü senaryo, İran rejiminin temelden sarsılmasıdır. Eğer çatışma iç karışıklığa dönüşürse ve rejim yıkım noktasına gelirse, Güney Azerbaycan’da özerklik veya bağımsızlık talepleri güç kazanabilir. Türkiye ve Azerbaycan, buna doğrudan müdahil olmasa bile bölgedeki dost grupları destekleme olanağına sahip olur. Böyle bir bölgesel kırılma, Orta Doğu’da yeni sınırlar çizilmesine yol açar; örneğin, Güney Azerbaycan’ın geleceği Azerbaycan Cumhuriyeti ile birleşme veya özerklik tartışmalarına konu olabilir. Her senaryoda Türkiye’nin temel stratejik amacı, doğu sınırlarında güvenliği tesis etmek ve savaştan kaçınmaktır. Türkiye, bu çatışmayı bir “kukla savaş” şeklinde görerek dikkatini Erdoğan’ın dile getirdiği üzere bölgesel istikrarı sağlamak üzere diplomatik araçlara yöneltecektir.
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
