İran’ın Bağdat üzerindeki baskısı, Irak Kürdistanı’ndaki muhalif grupların tasfiyesi ve Şii milis ağları aynı stratejinin parçalarıdır: Irak’ı bağımsız bir komşu olmaktan çıkarıp Tahran’ın güvenlik kuşağına dönüştürmek.
HARAYHABER | Stratejik Araştırma–Analiz
Araştırmacı, Gazeteci: Mesut HARAY
İran ile Irak arasında, Irak Kürdistanı’nda bulunan İranlı Kürt muhalif grupların bölgeden çıkarılması veya İran’a teslim edilmesi konusunda mutabakat sağlandığı iddiası gündeme geldi. İddiayı 20 Ekim 2026’da İran’ın Bağdat Büyükelçisi Muhammed Kâzım Âl-i Sadık ortaya attı. Ancak bu açıklama şu ana kadar Bağdat veya Erbil tarafından açık ve kapsamlı biçimde doğrulanmış değil.
Bu nedenle mesele yalnızca İranlı Kürt muhaliflerin akıbeti değildir. Asıl mesele, İran’ın Irak üzerindeki nüfuzunu hangi araçlarla genişlettiği ve bu nüfuzun Türkiye’nin güney sınırında nasıl yeni bir güvenlik dengesi oluşturduğudur.
Tahran’ın Irak siyaseti: Devletin içinde devlet
İran’ın Irak’taki etkisi yalnızca diplomatik ilişkiler veya ticaret üzerinden ilerlemiyor. Tahran, Irak’ta siyasi partiler, güvenlik kurumları, ekonomik ağlar ve silahlı milisler üzerinden çok katmanlı bir nüfuz sistemi kurmuş durumda.
İran destekli silahlı gruplar, Irak’ın Haşdi Şabi yapısı içinde resmî bir statüye sahip olsa da bazıları Irak devletinin denetiminden bağımsız hareket ediyor. Bu gruplar parlamentoda, hükümette, ekonomide ve sınır geçişlerinde etkili konumlara sahip. Reuters, İran destekli Iraklı silahlı grupların yıllar içinde yalnızca askerî değil, siyasi ve ekonomik güç merkezlerine de dönüştüğünü bildiriyor.
Bu yapı Tahran’a iki önemli avantaj sağlıyor. Birincisi, İran doğrudan müdahale etmeden Irak’ın karar mekanizmalarını etkileyebiliyor. İkincisi, Irak topraklarını gerektiğinde ABD’ye, İsrail’e, Körfez ülkelerine veya bölgedeki diğer aktörlere karşı baskı alanı olarak kullanabiliyor.
İran açısından Irak, yalnızca komşu bir ülke değildir. Irak; İran’ın batı savunma hattı, Suriye ve Lübnan’a uzanan kara bağlantısı, Körfez’e erişim alanı ve bölgesel nüfuzunun en önemli dayanaklarından biridir.
Kürt muhalifler dosyası: Güvenlik mutabakatından teslim baskısına
İran’ın Kürt muhalif gruplarla ilgili baskısı yeni değildir. 2023 yılında Tahran ve Bağdat, Irak Kürdistanı’nda bulunan İranlı Kürt silahlı grupların silahsızlandırılması ve İran sınırından uzak bölgelere taşınması konusunda anlaşmıştı.
Bu mutabakat kapsamında grupların silahlarının alınması, askerî kamplarının kapatılması ve Irak Kürdistanı içinde belirlenen kamplara yerleştirilmeleri öngörülmüştü. Irak sınır muhafızlarının da İran sınırında konuşlandırılması planlanmıştı. Ancak bu anlaşma, grupların topluca İran’a teslim edilmesini öngören bir belge olarak açıklanmamıştı.
2026’da İran büyükelçisinin kullandığı “Irak’tan çıkarma veya İran’a teslim” ifadeleri, 2023’teki çerçeveden daha ileri bir talebe işaret ediyor. Bu ifade, Tahran’ın artık yalnızca silahsızlandırma ve sınırdan uzaklaştırma istemediğini; muhalif grupların Irak’taki varlığını bütünüyle tasfiye etmeye çalıştığını gösteriyor.
Ancak burada önemli bir hukukî ayrım vardır. Silahlı grupların Irak topraklarında faaliyet yürütmemesi başka bir konudur; siyasi muhaliflerin İran’a teslim edilmesi başka bir konudur. Birinci mesele Irak’ın egemenliği ve sınır güvenliğiyle ilgilidir. İkinci mesele ise iade edilecek kişilerin işkence, kötü muamele ve adil yargılanma hakkı bakımından korunup korunmayacağıyla ilgilidir.
Tahran’ın gerçek hedefi ne?
İran’ın hedefi yalnızca sınır güvenliğini sağlamak değildir. Tahran, Irak Kürdistanı’ndaki muhalif varlığı ortadan kaldırarak kendi iç güvenlik kuşağını Irak topraklarının içine doğru genişletmek istiyor.
İran yönetimi, Irak’taki Kürt grupları kendi ülkesindeki etnik ve siyasi muhalefetin dış uzantısı olarak görüyor. Bu nedenle Irak Kürdistanı’ndaki her silahlı veya örgütlü Kürt yapısı, Tahran açısından doğrudan rejim güvenliği meselesine dönüştürülüyor.
İran’ın bu dosyayı yeniden gündeme taşımasının bir başka nedeni de bölgesel savaş ortamıdır. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askerî baskısı sürerken, bazı İranlı Kürt grupların Washington’la temas kurduğu yönündeki haberler Tahran’ın kaygılarını artırdı. Reuters, İranlı Kürt milislerin ABD ile İran’ın batısındaki güvenlik güçlerine karşı olası operasyonlar hakkında görüştüğünü bildirmişti. Bu iddialar bütün taraflarca doğrulanmış değil; ancak Tahran’ın tehdit algısını açıklıyor.
İran açısından Irak Kürdistanı artık yalnızca bir sığınma alanı değil, olası bir dış destekli operasyon platformu olarak görülüyor.
ABD’nin çekilmesi İran’ın elini güçlendiriyor
ABD’nin Irak’taki askerî varlığını azaltması, Bağdat ile Erbil arasındaki dengeyi doğrudan etkiliyor. Washington’ın çekilmesiyle birlikte İran’ın Irak’taki siyasi, askerî ve ekonomik nüfuzunu daha rahat kullanabileceği bir alan oluşuyor.
Kürdistan Bölgesel Yönetimi, ABD’nin çekilmesinin ardından İran’ın baskılarına karşı daha savunmasız hâle gelebilir. Özellikle hava savunması, sınır güvenliği ve ekonomik bağımlılık bakımından Erbil’in Bağdat ve Tahran’a karşı manevra alanı daralıyor.
İran’ın Irak Kürdistanı’ndaki muhalif gruplara yönelik askerî baskıyı artırması da bu ortamla bağlantılıdır. İran’ın 12 Ekim’de İran Kürdistan Demokrat Partisi’ne yönelik yeni bir saldırı düzenlediği yönündeki iddialar, baskının yalnızca diplomatik açıklamalarla sınırlı kalmadığını gösteriyor. Bu iddia grup tarafından dile getirildi; İran makamları tarafından bağımsız biçimde doğrulanmadı.
Türkiye açısından asıl tehdit
Türkiye’nin Irak dosyasındaki temel sorunu, İran’ın Kürt muhaliflere yönelik politikası değildir. Asıl mesele, İran’ın Irak’taki güvenlik boşluğunu kendi nüfuz alanına dönüştürmesidir.
İran destekli milislerin güçlenmesi, Irak devletinin sınır ve güvenlik kapasitesini zayıflatıyor. Devletin kontrol edemediği milis ağları güçlendikçe, Türkiye’nin Irak sınırındaki güvenlik hesapları daha karmaşık hâle geliyor.
Bu durum üç farklı kanaldan Türkiye’yi etkiliyor.
Birinci kanal, PKK ve PJAK bağlantısıdır. PJAK ile PKK arasında örgütsel ve ideolojik bağ bulunduğu kabul ediliyor. Türkiye, İranlı Kürt grupların Irak’taki hareketliliğini yalnızca İran’ın iç meselesi olarak görmüyor; bu yapıların Türkiye’nin güvenlik alanıyla kesişebileceğini değerlendiriyor. Ankara, PJAK’ın faaliyetlerini yakından izlediğini ve örgütün bölgesel istikrar açısından tehdit oluşturduğunu açıklamıştı.
İkinci kanal, Irak Kürdistanı’nın Türkiye’ye karşı veya Türkiye’yi etkileyen bir operasyon alanına dönüşme riskidir. Tahran bugün İranlı Kürt grupları bastırmak için Irak topraklarına baskı uyguluyor. Yarın aynı güvenlik mantığı, Türkiye’nin bölgedeki askerî varlığına, ticaret yollarına veya enerji hatlarına karşı da kullanılabilir.
Üçüncü kanal ise Irak’ın siyasî bütünlüğünün zayıflamasıdır. Bağdat’ın kararları İran destekli silahlı grupların baskısıyla şekillendiğinde, Türkiye’nin Irak merkezi hükümetiyle yaptığı güvenlik ve ekonomik anlaşmaların uygulanabilirliği azalıyor.
İran etkisi yalnızca Kürt dosyasından ibaret değil
İran’ın Irak’taki nüfuzu, Kürt muhaliflerle sınırlı değildir. Tahran, bir yandan Irak’taki İranlı Kürt grupların tasfiyesini isterken, diğer yandan kendi desteklediği Şii silahlı grupların silahlarını korumasını savunuyor.
Bu durum İran politikasının temel çelişkisini ortaya koyuyor:
Tahran, kendi desteklediği silahlı grupları “direniş” olarak tanımlıyor; kendisine karşı silahlanan grupları ise “terör” ve “ayrılıkçılık” olarak nitelendiriyor.
İran destekli bazı Iraklı milisler silahlarını devlete teslim etmeye hazır olduklarını açıklasa da Kataib Hizbullah ve Harakat en-Nüceba gibi gruplar silah bırakmaya karşı çıkıyor. Bu tablo, Irak’ta devletin silah üzerindeki tekelinin hâlâ kurulamadığını gösteriyor.
İran’ın Irak’taki nüfuzu bu çift standarda dayanıyor: Bağdat’tan muhalif grupları bastırmasını istiyor; fakat kendi müttefiklerinin Irak devletinden bağımsız askerî kapasitesini korumasına göz yumuyor.
Irak neden İran’a tamamen teslim olmuyor?
Bağdat’ın İran’la güvenlik iş birliği yapmasının birkaç nedeni var. Irak, İran’la uzun bir sınıra sahip. Ülkenin enerji, ticaret ve güvenlik dengesi İran’dan bağımsız değil. Ayrıca İran destekli siyasi ve askerî gruplar Irak devlet yapısının içine yerleşmiş durumda.
Fakat bu, Bağdat’ın her İran talebini kabul ettiği anlamına gelmiyor. Irak yönetimi, İranlı Kürt muhaliflerin topluca İran’a teslim edilmesinin bölgesel ve uluslararası sonuçlarından çekiniyor. Böyle bir adım, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’yle ilişkileri daha da bozabilir ve Irak’ı İran’ın doğrudan güvenlik uzantısı hâline getirebilir.
Bu yüzden Bağdat açısından en muhtemel seçenek, grupları İran’a teslim etmek değil; onları sınırdan uzaklaştırmak, silahlı faaliyetlerini sınırlamak ve kamplar üzerindeki denetimi artırmaktır.
Türkiye’nin önündeki stratejik seçenek
Türkiye, İran’ın Irak’taki nüfuzunu yalnızca eleştirmekle yetinemez. Ankara’nın Irak dosyasında daha kapsamlı ve çok katmanlı bir stratejiye ihtiyacı var.
Bağdat’la güvenlik iş birliği derinleştirilmeli, Erbil’le doğrudan koordinasyon korunmalı ve Irak Kürdistanı’nın İran ile ABD arasındaki çatışmanın ileri karakoluna dönüşmesine izin verilmemelidir.
Türkiye aynı zamanda İranlı Kürt gruplar ile PKK arasındaki bağlantıyı dikkatle izlemelidir. Ancak bu güvenlik takibi, İran’ın Irak’taki her operasyonunu meşrulaştıracak biçimde yürütülmemelidir. Türkiye’nin çıkarı, İran’ın Irak’ta sınırsız hareket etmesi değil; Irak devletinin bütün silahlı yapılar üzerinde gerçek egemenlik kurmasıdır.
Ankara’nın temel ilkesi şu olmalıdır:
Ne İran destekli milislerin Irak’ı yönetmesine ne de dış güçlerin Kürt gruplar üzerinden Irak’ı yeni bir savaş alanına çevirmesine izin verilebilir.
HARAYHABER’İN STRATEJİK HÜKMÜ
İran’ın Irak’taki nüfuzu, tek bir devletin komşusuna yönelik baskısı değildir. Bu nüfuz, Irak’ın egemenlik kapasitesini aşındıran; Suriye, Körfez ve Türkiye hattına taşan bölgesel bir güç düzenidir.
Tahran, Bağdat’ı doğrudan işgal etmiyor; fakat siyaseti, güvenliği, milisleri, sınır geçişlerini ve ekonomik bağlantıları etkileyerek Irak’ın karar alanını daraltıyor.
İran’ın İranlı Kürt muhaliflerin Irak’tan çıkarılması veya kendisine teslim edilmesi yönündeki iddiası, bu stratejinin yeni halkasıdır. Ancak bu gelişme henüz tam anlamıyla teyit edilmiş bir teslim anlaşması değildir. Şimdilik görünen, İran’ın Bağdat’a yönelik baskısını artırdığı ve Irak’ın güvenlik kararlarını kendi tehdit tanımı doğrultusunda şekillendirmeye çalıştığıdır.
Tahran’ın Irak planı şudur: Irak topraklarında kendisine karşı hiçbir silahlı güç bulunmayacak; fakat İran’a bağlı silahlı güçler Irak’ın içinde kalmaya devam edecek.
Bu düzen, Irak’ın egemenliği için de Türkiye’nin güvenliği için de sürdürülebilir değildir.
Türkiye’nin stratejik hedefi İran’la yeni bir savaş aramak değil; Irak’ın İran’a bağımlı bir güvenlik alanına dönüşmesini engellemektir. Çünkü İran’ın Irak’taki nüfuzu büyüdükçe, Türkiye’nin güney sınırındaki tehdit yalnızca bir örgüt veya milis meselesi olmaktan çıkacak; devletler arası güç mücadelesinin kalıcı bir parçasına dönüşecektir.
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
