Tebriz Ticaret Odası’nın açıkladığı rakamlar, İran’da ekonomik gücün nasıl başkentte toplandığını ve üretim bölgelerinin nasıl finansman kıskacında bırakıldığını gösteriyor. Mesele yalnızca banka kredisi değildir; mesele, Güney Azerbaycan’ın kendi ürettiği değer üzerinde karar sahibi olamamasıdır.
HARAYHABER | Stratejik Araştırma–Analiz
Araştırmacı–Gazeteci–Yazar: Mesut HARAY
İran’da merkezî yönetimin başarısızlığı yalnızca enflasyon, işsizlik ya da para değerindeki düşüşle ölçülmüyor. Asıl mesele, ülkenin ekonomik kaynaklarının hangi bölgelerde üretildiği ve hangi merkezlerde toplandığıdır. Son dönemde Tebriz Ticaret Odası Başkanı Yunus Jaele’nin açıkladığı rakamlar, İran’daki merkez–çevre ilişkisinin ekonomik boyutunu bütün çıplaklığıyla ortaya koydu.
Jaele’nin açıklamasına göre Tahran, İran’ın gayrisafi yurt içi hasılasından yaklaşık yüzde 21 pay alırken, ülkedeki banka kredilerinin yüzde 67,19’unu çekiyor. Kişi başına kredi miktarı Tahran’da yaklaşık 746 milyon tümen iken ülke ortalaması 200 milyon tümen, Doğu Azerbaycan’da ise yalnızca 89 milyon tümen seviyesinde kalıyor. Bu rakamlar, Tahran ile Doğu Azerbaycan arasında kişi başına banka finansmanı bakımından yaklaşık 8,4 katlık bir fark bulunduğunu gösteriyor.
Bu tabloyu sıradan bir bölgesel dengesizlik olarak görmek mümkün değildir. Çünkü banka kredisi yalnızca tüketim için kullanılan bir para değildir. Kredi; fabrika kurmak, makine yenilemek, istihdam oluşturmak, ihracata hazırlanmak ve ekonomik kriz döneminde işletmeyi ayakta tutmak demektir. Bir bölge üretim yapıyor fakat finansmana erişemiyorsa, o bölgenin geleceği daha baştan merkezde alınan kararların insafına bırakılmış olur.
Doğu Azerbaycan’ın kişi başına düşen kredi miktarının ülke ortalamasının dahi oldukça altında kalması, Güney Azerbaycan Türklerinin ekonomik kapasitesinin neden sürekli baskı altında olduğunu anlamak açısından önemlidir. Tebriz, tarih boyunca İran’ın ticaret, zanaat, sanayi ve ulaşım merkezlerinden biri olmuştur. Türkiye, Kafkasya ve İran içleri arasında doğal bir geçiş noktası olan bu bölge, doğru yatırım ve adil finansmanla İran ekonomisinin dışa açılan kapılarından biri olabilecek durumdadır. Ancak merkezî sistem, bu potansiyeli güçlendirmek yerine kaynakları başkentte toplamaktadır.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Söz konusu rakamlar, doğrudan her kredi kararının etnik bir talimatla alındığını kanıtlamaz. Fakat aynı ekonomik eşitsizlik, uzun yıllar boyunca Fars olmayan bölgelerde tekrar ediyor ve bu bölgeler karar alma mekanizmalarında sınırlı temsil ediliyorsa, ortaya çıkan sonuç artık yalnızca teknik bir finansman problemi olmaktan çıkar. Yapısal sonuç, etnik ve bölgesel bir eşitsizlik üretmeye başlar.
İran Anayasası’nın 48. maddesi, eyaletler arasında doğal kaynakların kullanımı, kamu gelirlerinin dağılımı ve ekonomik faaliyetlerin paylaşımı bakımından ayrımcılık yapılmamasını öngörüyor. Aynı madde, her bölgenin ihtiyaçları ve gelişme kapasitesi ölçüsünde gerekli sermaye ve imkânlara erişebilmesini güvence altına alıyor.
Ancak anayasal ilke ile ekonomik gerçeklik arasında derin bir uçurum bulunmaktadır. Tahran, ülkenin siyasi merkezi olmanın ötesinde finansın, bürokrasinin, büyük kamu şirketlerinin, devlet bankalarının ve stratejik kararların toplandığı başlıca merkezdir. Bu yapı, sermayeyi üretimin yapıldığı bölgelere göre değil, kararın verildiği merkeze göre dağıtmaktadır.
Daha önceki bir Merkez Bankası raporuna dayandırılan yerel verilere göre Tahran, belirli bir dönemde bankacılık kaynaklarının yaklaşık yüzde 54’ünü ve kredilerin yüzde 60’ını alırken, Doğu Azerbaycan’ın kaynaklardaki payı yüzde 3, kredilerdeki payı ise yüzde 2 düzeyinde kalmıştır. Bu veriler, dönem ve hesaplama yöntemi bakımından Jaele’nin yeni açıklamasından farklıdır; fakat iki tablo arasındaki ortak yön değişmemektedir: Finansal kaynaklar başkentte yoğunlaşmakta, üretim bölgeleri ise daha düşük kredi payıyla yetinmektedir.
Üstelik mesele yalnızca bölgeye aktarılan toplam kredi miktarı da değildir. Tebriz Ticaret Odası’nın başka bir açıklamasında, Doğu Azerbaycan’da kredilerin mevduata oranının yaklaşık yüzde 73 olduğu ve verilen kredilerin yalnızca yüzde 14’ünün sanayi sektörüne yöneldiği belirtilmiştir. Aynı açıklamada, bölgedeki sanayicilerin yüksek enflasyon ve finansman maliyetleri altında üretimi sürdürmekte zorlandığı ifade edilmiştir.
Bu durum iki yönlü bir ekonomik kuşatma yaratmaktadır. Birinci aşamada bölgedeki yurttaşların, işletmelerin ve üreticilerin biriktirdiği kaynaklar merkezî bankacılık sistemi içinde Tahran’ın finansal çekim alanına girmektedir. İkinci aşamada ise Doğu Azerbaycan’a dönen sınırlı kaynak, sanayi ve üretim yerine kısa vadeli, düşük etkili veya tüketim ağırlıklı alanlara yönelmektedir. Böylece bölge hem kaynak üretmekte hem de kendi üretim kapasitesini geliştirecek sermayeden mahrum bırakılmaktadır.
Bu model, klasik merkez–çevre ilişkisinin ekonomik biçimidir. Merkez; parayı, lisansı, bütçeyi, bankayı ve karar yetkisini elinde tutar. Çevre ise hammadde, emek, pazar, vergi geliri ve stratejik coğrafya sağlar. Fakat çevrenin ürettiği değer, aynı ölçüde çevreye geri dönmez. Bu nedenle Güney Azerbaycan’ın meselesi yalnızca “daha fazla kredi alma” meselesi değildir. Asıl mesele, bölgenin kendi ekonomik kararlarını verebilme yetkisinden yoksun bırakılmasıdır.
Azerbaycan-ı Şarkî adıyla bilinen Doğu Azerbaycan eyaleti, tarihî Güney Azerbaycan coğrafyasının tamamını temsil etmez. Ancak Tebriz merkezli bu eyalet, Güney Azerbaycan Türklerinin ekonomik ve toplumsal hayatında önemli bir ağırlığa sahiptir. Bu nedenle burada görülen finansman açığı, bölgesel kalkınma sorununun ötesinde, kimlik ve temsil meselesiyle de kesişmektedir.
Tahran’ın merkezîyetçi zihniyeti, farklı halkları eşit ortaklar olarak görmek yerine onları başkentte belirlenen kalkınma planlarının uygulama alanı olarak değerlendirmektedir. Fars olmayan halkların yaşadığı bölgeler, güvenlik, sınır ve kontrol başlıklarıyla ele alınırken; ekonomik kararların merkezinde çoğu zaman bölgenin yerel ihtiyaçları değil, Tahran’ın siyasi ve bürokratik öncelikleri bulunmaktadır.
Bu noktada “iç sömürgecilik” kavramı, Azerbaycanlı siyasi ve toplumsal aktörlerin kullandığı eleştirel bir tanımlamadır. Bu kavram hukuki olarak kesinleşmiş bir hüküm değildir. Fakat kavramın işaret ettiği yapısal ilişki açıktır: Kaynakların merkezde toplanması, çevrenin ürettiği değerin yerel kapasiteye dönüşmemesi, yerel karar alma mekanizmalarının sınırlı kalması ve ekonomik eşitsizliğin kimlik farklılıklarıyla üst üste binmesi.
Tehran’ın sorunu yalnızca Güney Azerbaycan’ı ekonomik olarak zayıflatması değildir. Bu politika, İran’ın tamamını da zayıflatmaktadır. Tebriz, Türkiye ve Kafkasya’ya açılan ticaret yolları üzerinde bulunan, sanayi ve insan sermayesi yüksek bir bölgedir. Buraya yatırım yapılması, İran’ın dış ticaretini, lojistik kapasitesini ve üretim kabiliyetini artırabilir. Buna rağmen bölgenin finansmana erişimi sınırlandırıldığında, İran kendi ekonomik damarlarından birini daraltmış olur.
Merkezî yönetim kısa vadede kaynakları Tahran’da toplamakla siyasi denetimini artırabilir. Ancak uzun vadede bunun bedeli ağırdır. Gençler iş bulamadığında göç eder. Girişimciler sermayesini başka merkezlere taşır. Fabrikalar yenilenemez. Yerel pazar küçülür. Eğitimli nüfus bölgeden uzaklaşır. Ekonomik dışlanma, zamanla kültürel ve siyasi dışlanma duygusunu da büyütür.
Bu nedenle Güney Azerbaycan Türklerinin ekonomik talepleri, yalnızca ücret veya kredi talebi değildir. Ana dilde eğitim, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, bölgesel bütçe hakkı, adil banka kredisi, üretim kaynaklarının yerinde kullanılması ve karar alma mekanizmalarında gerçek temsil talepleri aynı bütünün parçalarıdır.
İran yönetimi, ekonomik sorunları yalnızca dış yaptırımlarla veya küresel krizlerle açıklayamaz. Yaptırımlar ağırdır; ancak kaynak dağılımındaki adaletsizlik, merkezî ekonomik modelin kendi tercihidir. Bir yönetim ülke gelirlerinin büyük bölümünü başkentte topluyor, üretim bölgelerine sınırlı kredi veriyor ve ardından ortaya çıkan yoksulluğu yalnızca dış güçlerin saldırısıyla açıklıyorsa, kendi sorumluluğunu gizliyor demektir.
Bugün Tahran’ın karşı karşıya olduğu temel çelişki şudur: Rejim, ülkenin siyasi bütünlüğünü korumak için merkezîleşmeyi artırıyor; fakat aynı merkezîleşme, bölgesel adaletsizliği büyüterek toplumsal bütünlüğü zedeliyor. Güney Azerbaycan Türkleri açısından ekonomik sorun, artık yalnızca yoksullaşma değil, geleceğin başkaları tarafından belirlenmesi meselesidir.
İran’ın gerçek bir ekonomik toparlanma yaşaması isteniyorsa, yalnızca yeni kredi paketleri açıklamak yeterli değildir. Bankacılık verileri eyalet bazında düzenli ve şeffaf biçimde yayımlanmalı, her bölgenin topladığı mevduat ile kullandığı kredi arasındaki fark kamuoyuna açıklanmalı, sanayi yatırımlarına ayrılan pay artırılmalı ve yerel yönetimlerin ekonomik karar yetkisi güçlendirilmelidir.
Daha da önemlisi, İran’ın merkezîyetçi yönetim modeli tartışmaya açılmalıdır. Demokratik yerinden yönetim, mali yetki paylaşımı ve bölgesel karar mekanizmaları olmadan, Tahran’ın hazırladığı hiçbir kalkınma programı Güney Azerbaycan’ın gerçek sorunlarını çözemez. Çünkü merkez, çevrenin neye ihtiyacı olduğunu kendi masasından tam olarak bilemez; bilse bile çoğu zaman siyasi denetimi ekonomik adaletin önüne koyar.
HARAYHABER’İN STRATEJİK HÜKMÜ
Tebriz ile Tahran arasındaki kredi farkı, yalnızca rakamlar arasındaki bir uçurum değildir. Bu fark, İran’da siyasi gücün ekonomik kaynakları nasıl kendine bağladığını gösteren somut bir göstergedir.
Tahran, Güney Azerbaycan Türklerinin ürettiği değeri topluyor; fakat aynı ölçüde sermaye, yatırım ve karar yetkisi olarak geri vermiyor. Bu düzen devam ettikçe bölgesel yoksulluk, işsizlik ve göç derinleşecek; ekonomik şikâyetler de giderek ulusal ve siyasi taleplere dönüşecektir.
Güney Azerbaycan’ın meselesi sadaka, ayrıcalık veya merkezden lütuf beklemek değildir. Mesele, üreten bir halkın kendi kaynakları üzerinde söz sahibi olmasıdır.
Tehran’ın merkezîyetçi zihniyeti yalnızca parayı merkezde toplamıyor; bölgelerin kendi geleceğini kurma imkânını da tüketiyor. İran’daki ekonomik kriz bu nedenle yalnızca bir para krizi değildir. Aynı zamanda adalet, temsil ve halkların eşitliği krizidir.
Kaynakça
- Tebriz Ticaret Odası: Tahran’ın banka kredilerindeki payı ve Doğu Azerbaycan’daki finansman açığına ilişkin açıklama.
- Tanish News: Tahran, ülke ortalaması ve Doğu Azerbaycan’da kişi başına banka kredisi karşılaştırması.
- Yazeco: Tahran’ın gayrisafi yurtiçi hasıla payı ile banka kredilerindeki payının karşılaştırılması.
- Tebriz Ticaret Odası: Doğu Azerbaycan’da kredilerin sanayi sektörüne yönelimi ve finansman sorunları.
- Doğu Azerbaycan bankacılık verileri: Eyaletlerin kaynak ve kredi paylarına ilişkin Merkez Bankası raporu aktarımı.
- İran İslam Cumhuriyeti Anayasası, Madde 48: Eyaletler arasında doğal kaynaklar, kamu gelirleri ve ekonomik faaliyetlerin dağılımında ayrımcılık yasağı.
- Tahran Üniversitesi, İnsan Coğrafyası çalışması: İran’da merkez–çevre modeli ve eyaletler arasındaki kalkınma farkları.
- Cambridge University Press: İran’da ekonomik mülkiyetin devlet, bankalar, vakıflar ve askerî bağlantılı yapılar arasında merkezileşmesi üzerine çalışma.
Editoryal not: Tebriz Ticaret Odası Başkanı’nın açıkladığı rakamlar önemli bir bölgesel veri ve uyarı niteliğindedir. Ancak farklı dönemlerdeki banka, mevduat ve kredi hesaplamalarının yöntemleri aynı olmayabileceğinden, bu rakamlar bağımsız resmî veri setleriyle ayrıca karşılaştırılmalıdır. Buna rağmen mevcut verilerin ortak işareti nettir: İran’da finansal kaynaklar başkentte yoğunlaşırken Doğu Azerbaycan üretim kapasitesine oranla daha düşük finansmana erişmektedir.
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
