HARAYHABER | Stratejik Analiz
Berlin’de yaşananlar, sıradan bir siyasi tartışma ya da gelip geçici bir protesto olarak görülemez. Reza Pahlavi’ye yönelik domates sosu fırlatılması, kısa sürede sembolik bir olaya dönüştü. Bu olay, muhalefet içindeki derin ayrışmaları açığa çıkaran ve kendisini “alternatif” olarak sunan bir yapının demokratik kapasitesini test eden önemli bir kırılma anı oldu. Gelişme, meşruiyet, liderlik tarzı ve demokrasiyle kurulan ilişki konusunda temel soruları yeniden gündeme taşıdı.
Berlin’deki mitingin ortaya koyduğu tablo da dikkat çekiciydi. Yaklaşık 9 bin kişilik katılım, Germany’da yaşayan yüz binlerce İranlı ile kıyaslandığında, söz konusu hareketin yurt dışındaki toplumsal tabanının iddia edildiği kadar geniş olmadığını gösterdi. Dahası, gazetecilerin yönelttiği basit ve doğal sorular karşısında verilen sert ve yer yer küçümseyici tepkiler, hesap verebilir bir siyaset anlayışından ziyade popülist refleksleri hatırlattı.
Ancak meselenin asıl kritik noktası, sosun kendisi değil; ona verilen tepkilerdi. Demokratik geleneklerde bu tür eylemler çoğunlukla sembolik protesto olarak değerlendirilir ve arkasındaki nedenler tartışılır. Burada ise bazı destekçi grupların, eleştiriyle yüzleşmek yerine tehdit, baskı ve hatta şiddet çağrısına yönelmesi dikkat çekti. “Sos atmak” ile “ölüm ve tecavüz tehdidi” arasında oluşan uçurum, basit bir siyasi gerilimle açıklanamayacak kadar derin bir soruna işaret ediyor.
Öte yandan gözden kaçan ama önemli bir gelişme daha yaşandı. Aynı süreçte bazı Azerbaycanlı siyasi oluşumlar, German Federal Foreign Office yetkilileriyle yaptıkları görüşmede Reza Pahlavi’nin Berlin’deki varlığına itiraz etti. Bu görüşmede Alman tarafının, kendisiyle resmi bir temas planlamadığını ve ziyaretin yalnızca bazı parlamenterlerin davetiyle gerçekleştiğini ifade ettiği aktarıldı. Ayrıca bu partiler, İran’ın iç yapısı ve diasporanın gerçek bileşimi hakkında farklı bir tablo sundu. Bu durum, muhalefet içinde “temsil” meselesinin ne kadar tartışmalı ve parçalı olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Tüm bu gelişmelerin ortasında Reza Pahlavi’nin sessizliği de dikkat çekti. Bir siyasi liderin, böylesi bir anda açık bir tavır alarak sınırları belirlemesi ve gerilimi düşürmesi beklenirken, bu boşluk radikal söylemlere alan açtı. Bu tür aşırılıklar, bir hareketi güçlendirmek yerine marjinalleştirme riski taşır.
Yaşananlar, bu çevrenin ifade özgürlüğü, eleştiriye tahammül ve hukuk devleti ilkeleriyle ilişkisini de sorgulatıyor. Demokratik sistemlerde sert protestolar dahi hukuki çerçevede ele alınır; karşılığı ise intikam değil, diyalog ve hukuk mekanizmalarıdır. Bu ilkelerden sapma, eleştirilen düzenlerin yeniden üretilmesi anlamına gelir.
Berlin’deki olay, basit bir protestodan çok daha fazlasıdır; ciddi bir uyarıdır. Sorun, bir eylemin kendisi değil, ona verilen tepkidir. Eleştiriye tahammül edemeyen, destekçilerini kontrol edemeyen ve hesap vermekten kaçınan bir yapı, güvenilir bir alternatif olma iddiasından hâlâ uzaktır.
Siyaset, yalnızca söylem değil; bir sınav alanıdır. Bu alanda belirleyici olan sözler değil, davranışlardır. Özellikle “temsil” konusunda dahi mutabakat sağlanamayan, farklı kesimlerin birbirinden tamamen ayrı gerçeklikler sunduğu bir yapı, güçlü bir liderlik iddiasını sürdüremez.
Eğer gerçekten farklı bir gelecek inşa edilecekse, bu süreç; çoğulculuğu kabul etmekle, şiddetle net bir çizgi çekmekle ve gerçek anlamda hesap verebilir olmakla başlamak zorundadır.
Yazar: Teoman Şahin
Farsçadan çeviri: HarayHaber Ekibi
HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
