Siyasette temel ve yazılı olmayan bir ilke vardır: Hiç kimse kendi ilanıyla lider olmaz. Liderlik ya şeffaf, ölçülebilir ve toplumsal rızaya dayalı bir süreçten doğar ya da aslında hiç yoktur. Bu, ne duygusal bir slogan ne de kişisel bir tercihtir; aksine, düşünce geleneğinde John Locke’tan (yönetimin meşruiyetinin temeli olarak rıza) Baruch Spinoza’ya (devletin istikrarının koşulu olarak aklî uyum ve zihinlerin eşgüdümü) ve çağdaş siyaset psikolojisine kadar uzanan temel bir ilkedir.

Reza Pahlavi yıllarca temkinli bir şekilde “geçiş sürecini kolaylaştırma” rolünden söz etti; bu rol, bilinçli olarak iktidardan mesafe koruyor ve liderliği belirleyen unsurun atama değil, halkın kabulü olduğunu vurguluyordu. Ancak son dönemdeki açıklamalarında (özellikle Mart 2026’da resmî internet sitesinde yayımlanan metinler ve video mesajlarında), “geçiş dönemi liderliği”nden söz etmekte, bir geçiş adaleti komitesi kurmakta ve kendisini “ulusal ayaklanmanın lideri” olarak tanımlamaktadır. Oysa bu ani yön değişimi, herhangi bir oylamaya, demokratik bir mekanizmaya, güvenilir kamuoyu yoklamalarına ya da toplumsal rızanın doğrulanabilir herhangi bir biçimine dayanmadan ortaya çıkmaktadır. Bu durum, temel bir soruyu gündeme getiriyor: Bu liderlik meşruiyetini tam olarak nereden almaktadır?

“Sokaktaki halkın talebi”ne yapılan atıf, ölçülebilir ve belgelenebilir olmadığı sürece siyaset bilimi açısından bir ağırlık taşımaz. Meşruiyet, içsel bir his ya da kişisel bir iddia değildir; sayısal veriye, işleyen mekanizmalara ve şeffaflığa dayanır. John Locke, “Yönetim Üzerine İki İnceleme” adlı eserinde yönetimin “güven” (trust) ve “açık rıza” (express consent) üzerine kurulu olduğunu vurgular; bu güvenin ihlali ise halk için direnme hakkını doğurur. Bu temeller olmaksızın ileri sürülen liderlik iddiası, gerçek bir konumdan çok “kendiliğinden inşa edilmiş bir imaj”ı andırır.

Sorun yalnızca bireysel meşruiyetle sınırlı değildir. Son dönemde verilen mesajlarda, bir yandan sükûnet ve gerilimden kaçınma çağrıları (örneğin Çarşamba Suri’ye ilişkin mesajlar) yapılırken, diğer yandan geçiş adaleti komiteleri kurulması ve rejimin şiddetine dair sert uyarılar dile getirilmektedir. Bu durum, seferber edici olmaktan ziyade kafa karıştırıcı bir stratejik ikilik yaratmaktadır. Siyaset, çok anlamlı ve çelişkili mesajların alanı değildir. Baruch Spinoza, “Politik İnceleme” adlı eserinde aklî tutarlılık ve uyumun, kamusal güvenin ve devlet istikrarının ön koşulu olduğunu belirtir; bu olmadan, en doğru mesajlar dahi karşılık bulmaz ve gerçek bir güç oluşmaz.

Halkların hakları (Kürtler, Türkler, Beluçlar, Araplar ve diğerleri) gibi hassas bir konuda, “söylenenler” (eşitlik ve ayrımcılığın sona erdirilmesi vurgusu) ile “algılananlar” (bazı hareketlere yöneltilen bölücülük suçlamaları, kültürel özerklik ya da federalizm tartışmalarına alan tanımaksızın mutlak toprak bütünlüğü vurgusu) arasındaki uçurum çok daha tehlikelidir. Eşitlik vurgusu yalnızca sözde kalmamalı; uygulamada, politika üretiminde ve en önemlisi toplumsal algıda karşılık bulmalıdır. Aksi hâlde güvensizlik hızla birliğin yerini alır. Daniel Goleman’ın liderlikte duygusal zekâ yaklaşımına göre, tüm gruplarla (özellikle de çevrede kalan topluluklarla) sürdürülebilir ve kapsayıcı bir empati kurulamaması, toplumsal sermayenin aşınmasına ve çeşitliliğin yönetilememesine yol açar.

Bertrand Russell’ın bakış açısından, tehlike tam da burada ortaya çıkar: Güç arzusu (power-lust), hesap verebilirlik ve şeffaflığın önüne geçtiğinde. Böyle bir durumda “liderlik”, gerçek bir rolden ziyade bir medya imajına dönüşür—toplum tarafından tanınan bir konum olmaktan çok, inşa edilen ve pazarlanan bir görüntüye.

Gerçek liderlik dört sütuna dayanır: Ölçülebilir rızaya dayalı meşruiyet, düşünsel ve stratejik tutarlılık, gerçek (slogan düzeyinde değil) kapsayıcılık ve şeffaf hesap verebilirlik. Bu sütunlardan herhangi birinin zayıflaması ya da ortadan kalkması, bütün yapıyı geçersiz kılar.

Bugünün İran’ı, tüm karmaşıklığı, halklarının çeşitliliği ve birikmiş talepleriyle, her şeyden önce ölçülebilir bir yapıya ihtiyaç duymaktadır; yalnızca iddiaya değil, güven inşa eden; şüphe ve ikilik üretmeyen; birliği güzel sözlerle değil, kapsayıcı ve şeffaf mekanizmalarla sağlayan bir yapıya.

Aksi hâlde, en iyi niyetler bile güvensizlik ve belirsizlik girdabında kaybolur.

Teoman Şahin


Farsçadan çeviri: HarayHaber Ekibi

Yazar


HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Teoman ŞAHİN adlı kullanıcının avatarı

By Teoman ŞAHİN

Gazeteci, Yazar, Psikolog

Bir Cevap Yazın

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

HARAYHABER sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin